Mutlak butlan kararıyla birlikte siyaset yeniden sert bir kavşağa girdi. “Benim başkanım Özel’dir” sözleriyle sanatçı Saadet Akkiraz üzerinden başlayan destek dalgası, duygusal bir sahiplenmenin ötesine geçti. Çünkü mesele artık bir kişinin koltuğu değil; partinin hangi siyasal çizgide ilerleyeceği meselesi haline geldi. Bugün sokakta yükselen “Gücümüzü saraydan değil halktan alıyoruz” söylemi de tam olarak bu nedenle karşılık buluyor.
Baroların, meslek örgütlerinin ve sendikaların art arda yaptıkları açıklamalar sıradan bir refleks değil; demokratik siyasetin alanını koruma çabası olarak okunmalı. KESK, TMMOB, Eğitim-İş, Eğitim Sen ve Hak-İş gibi yapıların temasları, yaşanan sürecin yalnızca parti içi bir mesele olarak görülmediğini gösteriyor.
Uluslararası basının ilgisi de dikkat çekici. The New York Times, Reuters, Bloomberg, The Guardian, Financial Times ve Die Zeit gibi yayın kuruluşlarının gelişmeleri yakından izlemesi boşuna değil. Dünya kamuoyu, CHP’de yaşananları sıradan bir koltuk mücadelesi olarak değil; Türkiye’de demokratik siyasetin geleceğini etkileyecek kritik bir kırılma olarak değerlendiriyor.
Parti meclisi ve yüksek disiplin kurulu üyelerinin isimlerinin dahi uluslararası haberlerde tek tek yer alması, sürecin ne kadar yakından takip edildiğinin göstergesi.
Bugün herkes kendi bulunduğu yerden konuşuyor. Kimi hukuku işaret ediyor, kimi parti geleneğini, kimi ise siyasi dengeleri… Ancak bütün bu tartışmaların üzerinde duran daha büyük bir gerçek var: CHP yalnızca bir siyasi parti değildir. CHP, Cumhuriyet’in hafızasıdır.
Bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir” sözü bugün yeniden ve daha güçlü biçimde anlam kazanıyor. Çünkü yaşanan tartışmaların merkezinde yalnızca kişiler değil, aynı zamanda bir tarih, bir gelenek ve bir siyasal miras bulunuyor.
Toplumun geniş bir kesimi artık kişisel hesaplaşmalardan çok, partinin bütünlüğünü koruyacak; hukuku, meşruiyeti ve demokratik siyaseti önceleyecek bir dil görmek istiyor. Siyasetin ihtiyacı olan şey yeni kamplaşmalar değil, güven verecek bir olgunluk.
“Gölge etme, başka ihsan istemez” sözü belki de bugün yaşananları en iyi anlatan cümlelerden biri.
Şimdi geriye yalnızca beklemek kalıyor. Kim haklı çıkacak, hangi kararlar tarihe nasıl geçecek, bunu zaman gösterecek. Ancak görünen bir gerçek var: Türkiye siyaseti önümüzdeki dönemde yalnızca yeni sonuçlara değil, aynı zamanda yeni hesaplaşmalara da sahne olacak. Ve bu süreçte en önemli mesele, asırlık çınarın köklerini koruyabilmek olacak.