Belediye Başkanlarının söylediklerini

Belediye Başkanlarının söylediklerini

Bugün için GERÇEKÇİ bulmuyorum

Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Didem Danış: “Bazı belediye başkanları, mültecilere karşı toplumdaki tedirginliği arttırmaktan uzak durup, Suriyeli çocuk ve gençlerin bu topluma uyum sağlaması için çaba harcasalar, kentlerinin geleceği için çok daha hayırlı bir iş yapmış olacaklar.”

“Etrafımızda, vatandaşlık alanlar var. Yok değil! Ama onlar da toplasanız, bir avuç insan. Bizim aileden kimse başvurmadı. Bizim tek hayalimiz var, o da Suriye’ye dönmek. Ama Türkiye’nin inşa ettiği evlere değil, kendi toprağımıza, evimize, işimize! Kalan ne varsa, ona sahip çıkmak istiyoruz. Seçim yaklaştıkça, siyasetin daha çok malzemesi olacağımızı düşünüyorum. Çünkü herkesin ekonomisi kötü, alım gücü düşük ve moraller bozuk. Böyle zamanlarda bir kurban aranır ve anlaşılan o ki, bizler seçildik bu defa! Açıkçası, haberleri ve sosyal medyayı okuyunca, korkuyoruz. Ama Allah’tan Antakya’da bir sıkıntı yaşamıyoruz. Derdimiz, ekmeğimiz, aşımız. Herkes gibi. Fazlası değil!”

Hatay’ın Antakya’sında yaşayan genç bir Suriyelinin Antakya Gazetesi’ne verdiği bu kısa açıklama, son dönem yükseltilen ‘sığınmacı karşıtı’ söylemlere dair.

Göç Araştırmaları Derneği (GAR) kurucu başkanı, Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Didem Danış’ın Evrensel Gazetesi’ne yaptığı son açıklama ise Hatay’da tam da bu noktada devam eden ‘Suriyeli Sığınmacılar’, ‘Demografik Yapı’ ve ‘Suriyeli Belediye Başkanı’ tartışmalarına çarpıcı bir açıdan ışık tutuyor.

-SURİYELİ BAŞKAN!-

Hatay’da bu konuda sık sık demeç veren Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, önceki açıklamalarında, Doç. Dr. Didem Danış’ın da gündemine aldığı ‘Suriyeli Belediye Başkan’ başlığında, “Suriyelilere vatandaşlık, seçme ve seçilme hakkı verilmesi büyük hata oldu” demiş, “Böyle giderse, azınlığa düşeceğiz. 12 yıl sonra, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Suriyeli olacak” diye de eklemişti.

Danış’ın bu konudaki tespiti ve değerlendirmesi ise şöyle:

“Sığınmacı nüfusun yoğun olduğu il ve ilçelerin yerel yöneticileri, yaşadıkları sorunları anlatırken, ‘bir sonraki belediye başkanı Suriyeli olabilir’ çıkarımını yaparak, bunu, bir endişe unsuru olarak ortaya koyuyorlar. Bu, kısa vadede mümkün mü? Ve dünyadaki örnekler gurur vesilesi yapılırken, Türkiye’de bir Suriyelinin belediye başkanı seçilme ihtimali neden korku aparatı haline getiriliyor?

Avrupa’nın pek çok ülkesinde, göçmen kökenliler; belediye başkanı, milletvekili olabiliyorlar, ama bunların büyük kesimi, en azından çocukluktan beri bu ülkelerde yaşayan, bu ülkelerin vatandaşı olan kimseler. Bizim ülkemizdeki Suriyeli nüfusun geçmişi en fazla 10 yıla dayanıyor, ki çok büyük kesiminin 2014-2015 yıllarında geldiğini düşünürsek, 7-8 yıllık bir mülteci topluluktan bahsediyoruz. O anlamda Türkiye’ye alışma, uyum sağlama, vatandaşlığa geçme gibi hem kültürel, hem yasal, hem sosyal ekonomik anlamda uyumda daha gidilecek çok yol var.

Belediye başkanlarının bu anlamda söylediklerini, bugün için gerçekçi bulmuyorum. Belki 30-40 sene sonra, bir sınır kentinde Suriye kökenli biri belediye başkanı olabilir, ama eğer öyle bir gün gelirse de, o kişi, Türkiye’de büyümüş, okumuş ve artık buralı olmuş bir kişi olacak.

Bazı belediye başkanları, mültecilere karşı toplumdaki tedirginliği arttırmaktan uzak durup, Suriyeli çocuk ve gençlerin bu topluma uyum sağlaması için çaba harcasalar, kentlerinin geleceği için çok daha hayırlı bir iş yapmış olacaklar.”

-GERİ DÖNÜŞ!-

Ankara’nın, 1 Milyon Suriyelinin geri dönüşüne dair paylaştığı projelere dair de bir tespitte bulunan Didem Danış, “geri dönüşün adresindeki şartlara’ işaret etti ve şunları söyledi:

“Türkiye’deki koşullar çok zor olduğu ve artan bir düşmanlık olduğu halde burada kalmak istemelerinin ana nedeni, gidecek başka yerleri olmamasından. Neden gitmek istemiyorlar? Çünkü Suriye’deki durum hala çok karışık ve çoğunun evleri, mahalleleri yıkılmış durumda.

Yapılan araştırmalar, imkan olsa, önemli bir kesimin Avrupa’ya gitmek istediğini gösteriyor. Ancak onlar da Avrupa kapısının kapalı olduğunu biliyor. Nefret dilinin ve ırkçı söylemlerin arttığı bir ortamda, Suriyelilerin önemli bir kısmı için Türkiye, ne ileri ve ne de geri gidebildikleri, bir anlamda sıkışıp kaldıkları bir ülke haline geliyor.

Aslında buradaki en önemli faktör, çocukları… Kendileri için çok ağır koşulları göze almalarının arkasındaki en önemli motivasyon, ileride çocuklarının burada daha iyi bir hayat kurma ihtimaline dair umutları. Bu umut, şu anda maruz kaldıkları ayrımcı, dışlayıcı söylemlere rağmen burada kalma isteklerini güçlendiriyor.”

Tamer Yazar