Belirsizlikle Yaşamak

Bir önceki yazımızda, insanın attığı her adımın bir hesap içerdiğinden söz etmiştik. Geleceği düşünmeden yaşamanın mümkün olmadığını, hatta bunun bir tür zorunluluk olduğunu… Peki ya hesapların yetmediği yerler? Çünkü hayat, ne kadar plan yaparsak yapalım, her zaman bizim çizdiğimiz rotada ilerlemez. Bazen en ince ayrıntısına kadar düşündüğümüz bir adım, beklenmedik bir gelişmeyle anlamını yitirir. Tam […]

Bir önceki yazımızda, insanın attığı her adımın bir hesap
içerdiğinden söz etmiştik. Geleceği düşünmeden yaşamanın
mümkün olmadığını, hatta bunun bir tür zorunluluk
olduğunu… Peki ya hesapların yetmediği yerler?
Çünkü hayat, ne kadar plan yaparsak yapalım, her zaman
bizim çizdiğimiz rotada ilerlemez. Bazen en ince ayrıntısına
kadar düşündüğümüz bir adım, beklenmedik bir gelişmeyle
anlamını yitirir. Tam tersine, üzerinde hiç durmadığımız bir
an, hayatımızın yönünü değiştirebilir.
İşte tam bu noktada, insanın yalnızca hesap yapan değil,
aynı zamanda belirsizlikle yaşamayı öğrenen bir varlık
olduğunu fark ederiz.
Her şeyi öngörmeye çalışmak, bir süre sonra insanı yorar.
Sürekli ihtimaller arasında sıkışmak, karar almayı
zorlaştırır. Oysa hayatın doğasında, kontrol
edemeyeceğimiz alanlar vardır. Ne kadar dikkatli olursak
olalım, ne kadar plan yaparsak yapalım, her zaman bir
bilinmez kalacaktır.
Belki de asıl mesele, her şeyi kontrol etmek değil; kontrol
edemediklerimizle nasıl başa çıktığımızdır.
Bu noktada denge yeniden karşımıza çıkar. Bir yanda
hesap, diğer yanda kabulleniş… Bir yanda plan, diğer
yanda akış… İnsan, bu iki uç arasında kendi yolunu bulmak
zorundadır.
Çünkü sadece hesap yaparak yaşamak, hayatı daraltır. Her
şeyi garanti altına alma çabası, insanı hareketsiz bırakabilir.
Risk almaktan kaçınan bir zihin, zamanla fırsatları da
kaçırır. Oysa bazen ilerlemek için, tüm hesaplar
tamamlanmadan adım atmak gerekir.
Bu bir sorumsuzluk değil; aksine, hayatın gerçekliğini
kabul etmektir.
Geleceği düşünmek elbette önemli. Ama geleceğin
tamamını bugünden belirlemeye çalışmak, çoğu zaman
mümkün değildir. Bu yüzden insan, hem düşünen hem de
cesaret eden bir denge kurmalıdır.
Belki de hayatın ikinci gerçeği şudur: Hesap yapmak bizi
korur, ama cesaret bizi ileri götürür.
Günler yine geçecek. Haftalar, aylar, yıllar… Ama bu kez
yalnızca “ne olacak?” diye sorarak değil; “ne olursa olsun
ben nasıl davranırım?” diyerek ilerlemek gerekir.
Çünkü asıl güven, dış dünyanın tamamen öngörülebilir
olmasından değil; insanın kendi duruşuna
güvenebilmesinden doğar.
Önümüze bakmaya devam edelim. Ama bu kez, sadece
hesap yaparak değil; gerektiğinde bilinmeze de adım
atabilecek bir cesaretle…

Exit mobile version