Masumiyet Müzesi yıllardır “takıntılı aşk” romanı olarak ele alınıyor. Oysa ben diziyi izlemiş, kitabı okumuş ve müzeyi gezmiş biri olarak bambaşka bir soru soruyorum: Kemal gerçekten Füsun’a mı aşıktı, yoksa onunla paylaştığı anlara mı?
Bu kitap bende çok değişik bir duygu uyandırıyordu. Çok sevdiğim ve herkese önereceğim nitelikte bir kitap değildi. Ancak beklenmeyen bir sonla karşılaşmak kitabı benim gözümde bambaşka bir yere koymuştu. Müze de okuyucu için kitabı başka bir yere taşıyan, hayatın gerçek tarafıyla temas ettiren farklı ve yenilikçi bir pencere açıyordu. En sonunda da dizi yayınlandı. Bu başka taraflarını görmemizi ve eseri yeniden düşünmemizi sağlayan çok kıymetli bir uyarlama oldu. Benim de kitabın getirdiği soruları yeniden önüme koymamı sağladı. Sahneleriyle ve karakterlerin canlılığıyla hikâyeye ve aşk eksenindeki bakışa farklı bir soluk kattı.
Çok detaya girmeden kitabın konusuna bakarsak, Kemal isimli genç, Nişantaşı’nın zengin ailelerinden birine mensup, yakışıklı, eğitimli ve kendisi gibi iyi eğitimli, yüksek sosyokültürel bir kesimden olan Sibel ile nişanlı. Kemal bir gün Sibel’e Jenny Colon markalı (kurgusal bir marka adı) çantayı hediye almak amacıyla Şanzelize Butik adlı mağazaya giriyor. Orada, Füsun isimli kendisinden 12 yaş küçük uzak akrabası ile karşılaşıyor. Füsun, Kemal’in annesi tarafından akraba oldukları, ekonomik seviyesi biraz daha mütevazı olan bir aileye mensup. Bir güzellik yarışmasına katılıyor, ancak başarılı olamıyor. Bu durum ailede pek hoş karşılanmadığı için Kemal’in annesi de Füsun ve ailesiyle ilişkisini kesiyor. Füsun lise çağında gerçekten çok güzel olan bir genç kız. Bu karşılaşmayla beraber Kemal, Füsun’a dersleri için yardımcı olmayı teklif ediyor. Olaylar da burada başlıyor.
Bu kitap yıllarca “Takıntılı bir aşk” hikâyesi olarak değerlendirildi. Hep bu perspektiften karakterlere odaklanıldı. Ancak bu pencere bizi aslında yalnızca Kemal’in üzerinden yorumlamaya yönlendirdi. Kemal karakteri, Orhan Pamuk’un da bir nevi kabul ettiği gibi, kadınlara baktığı yer, kendini konumlandırma biçimi ve dönemin toplumsal normlarının yarattığı baskıyla aslında Ortadoğulu bir erkek figürün biraz daha kültürlü hâli diyebiliriz.
Kemal’i çözmek gerçekten çok zor. Füsun’a takıntılı bir aşk besliyordu. Ancak asıl soru aşk mıydı yoksa takıntı mıydı? Sorusundan ziyade Kemal, Füsun’un nesine takıntılı bir şekilde aşıktı? Sorusu olmalı diye düşünüyorum. Kemal’in Füsun’a yoğun bir ilgi duyduğu oldukça açık. Aslında doygun bir ilişki arzusunun etrafında değil, Füsun ile yaşadıkları anlara beslediği aşk etrafında dönen bir hikâye.
Baktığımızda, Sibel ile yaşadıkları ilişki aslında daha bütün ve paylaşım odaklı bir ilişkiydi. Ancak o ilişkinin içinde Kemal izleyici değil, merkezde olan bir karakterdi. Kemal karşılıklı yaşanan bir ilişkide, ilişkinin getirdiği ağırlığı aslında samimi bir şekilde üstlenmiyordu. Bunu yer yer hissetsek de aslında Sibel’in, Füsun’u öğrendikten sonra ilişkilerini kurtarmak adına gösterdiği emek karşısında Kemal’in daha da zorlandığı bölümde net bir biçimde anladık.
Diğer tarafta Füsun’la olan ilişkisinde de başlarda Kemal için sorumluluk duyması gereken herhangi bir şey yoktu. Füsun nişandan sonra bile ders çalışma bahanesiyle Merhamet Apt.’deki daireye gelecekti, Kemal’e göre. Zira başlarda Füsun biraz “öteki” kadındı. Hatta Füsun’un daha toy, cinsellik merakının daha yoğun olması onu Kemal’e tutku ve arzu odaklı bir aşkla bağlamıştı. Bu da Kemal için gurur vericiydi. İlerleyen bölümlerde Kemal’in özne olmadığı bir ilişkiye tutunduğunu, çok uzun yıllar Füsun’un ve ailesinin hayatının izleyicisi olduğunu gördük. Yer yer Kemal’in inisiyatif aldığını görsek de ilişkiye dair sorumluluk alan ve kararlı bir duruş sergileyen özne olma konusunda çok zayıftı. Bunu Füsun’un eşiyle ortaklık kurma bahanesiyle iş birliği yaptıkları bölümde de görüyoruz. Aslında kendisini merkezinde olmayacağı bir ilişkide üçüncü kişi olarak konumlandırmıştı. Aynı zamanda maddi güçle karar verici bir pozisyon edinmişti. Füsun da ailesi de her şeyin farkındaydı.
Füsun’u dizide silik bir yerde görmüyoruz. Bu gerçekten çok güzel. Bakışları, ifadesi, hareketleri hepsi ayrı ayrı konuşuyor. Kitaba nazaran dizide daha canlı diyebilirim. Ancak dizi boyunca, bu varlığının çevresinde biraz ne istediğini bilmemenin ve güzelliğinin kurbanı olmuş bir karakter izlenimi verdi bana. Başlarda erkeklerin kendisine asılmasının verdiği rahatsızlık, daha sonraları onun için güzelliğinin sürekli onaylanmasına dönüşmüş ve hayatının merkezine “güzellik” oturmuş bir karakterdi. Fakat kendi hayatında kendini merkeze oturtmayı pek başaramamış gibiydi. Savrulmuş bir karakter diyemem, ancak kendine dönüp bakmamanın verdiği derin bir öfkeyi hayatına yöneltmiş olduğunu gözlerinden görmek mümkün.
Bence Füsun Kemal’e bir dönem tutku besledi, fakat bu tutku yerini istikrarlı bir sevgiye bırakmadı. Burada çok iddialı bir söylem var belki. Ancak Füsun’un Kemal’e bir sahnede Turgay isimli fabrikatörle yaşadığı yakınlaşmadan bahsettiğini, ancak o dönemde reşit olmadığı için aralarında cinsel birlikteliğin olmadığını vurguladığını hatırlayacaksınız. Bu sahneyle aslında Füsun’un aşkının biraz da merakının bir sonucu olduğunu çıkarıyorum. Bu merak sevgiyle beslenen bir aşktan ziyade tutku ekseninde gelişmişti. Kemal, Füsun’un kendi merkezine oturttuğu güzelliğini sürekli ve koşulsuzca onaylıyordu. Onu kıskanıyordu. Başlarda Füsun’u besleyen bu onay zamanla onu kendini keşfetmekten ve hayatında kendini merkez yapmaktan alıkoymaya başladı. Giderek onu sadece “güzellik” içine hapsediyordu. Kemal’in bitmeyen arzu ve aşkı zamanla Füsun’u öfkelendirmeye başladı. Buradaki öfke Füsun’un oyuncu olma hayallerinin Kemal tarafından engellenmesiyle zamanla güçlendi.
Füsun karakteri dizide de kitapta da neredeyse sadece “güzel ve alımlı kadın” sıfatına sahip. Bir film yıldızı olma isteği vardı. Bu gerçekleşmedi. Bu isteği için kendisi de pek aktif bir çaba sarf etmedi. Eşinin ve Kemal’in sunduğu maddi imkânların perdesinde birtakım girişimlerde bulunmuş olsa da onları ve diğer zorlukları karşısına almayı göze alan bir mücadele vermedi. Resim yapıyordu. Ancak bu, onun deyimiyle zaman geçirmek içindi. En başta sınava hazırlanıyordu ama belli bir hedefi yoktu. Çalışıyordu, ancak bunu para kazanmak için yapmak gururunu incitiyordu. Güzellik yarışmasına katılmıştı ve elenmişti. Aslında hayatının merkezine hâkim olan “güzellik” tescillenmemişti bir bakıma. Bunu dizinin bir sahnesinde, “Yarışmada hile vardı, torpilli biri kazandı.” tarzında geçen bir diyalog sahnesinde oldukça net hissettiriyordu. Buradaki derin yara belki de güzelliğinin herkes tarafından tekrar tekrar onaylanmasına duyduğu ihtiyacın temeliydi. Aradığı onayı Kemal gibi eğitimli, kültürlü, döneminin zengin bir ailesine mensup uzak bir akrabasından kesintisiz bir şekilde almak gençliğinde yaşadığı yenilgiye başlarda merhem olmuştu. Sonraları ise güzelliğinin etrafında kalmış ve ne istediğini keşfedememiş olmak giderek derin bir öfkeye dönüştü.
Kemal de nesnelerle bağ kurma konusunda güçlü bir yapı olduğundan, aslında Füsun’a olan aşkında Füsun’a ait şeylere, Füsun ile yaşadığı anlara derin bağ geliştirebildi ve Füsun karakterinin de merkezinde “güzellik” olması, yani Füsun’un karakter ve hayat amacı etrafında bir “öz” gelişiminin pek de gözlemlenmemesi, Kemal’in nesnelerle kurduğu ilişki dünyasına da bir bakıma hizmet ediyordu. Füsun’un sigara izmariti, Füsun’un küpesi gibi aslında Füsun da tabir-i caizse, Kemal için güzel bir bedendi bir bakıma. Füsun’u bir odaya hapsedemediğinden, elinin değdiği her şeyi bir odaya topluyordu, sanki Füsun’u o odaya hapsedebiliyor gibi.
Diziyi izlerken Kemal’in aslında merkez olmadan bir ilişki yaşamaya yakınlığını gördüğümü söyleyebilirim. Sibel ile bir ilişki yürütememesinin de temel sebeplerinden biri buydu. Sibel canlıydı. Sibel, Kemal’e elini uzatan, yardımcı olmaya çalışan, bir hayat kurmaya hazır ve sosyal olarak Kemal’i taşıyabilecek bir kadındı. Sosyokültürel seviyelerindeki topluluğun beklentilerini karşılayabilecek bir çift olmuşlardı. Ancak böyle bir ilişkide Kemal de özne olacaktı ve anlardan ziyade ortak bir hayat paylaşılacaktı. Füsun ile anlar paylaşıldı. Bir güzellik izlendi ve Kemal’in özne olmasına gerek kalmadı. Aslında Füsun da ilişkinin merkezine oturtulan güzellikti ancak bir özne değildi. Füsun güzeldi. Kemal, zengin, olgun ve aşık bir izleyciydi.
Hikâyenin sonunda her şeyi altüst eden Şanzelize Butik yerini bir şarküteriye devretmişti. Bir zamanlar üç insanın kaderini değiştiren vitrin, yıllar sonra bir şarküteri olarak sıradan bir dükkâna dönüşmüştü. Belki de romanın en acı tarafı buradadır. Aşkın büyüklüğü, onu yaşayanlara başka bir evren yaratıyor ancak hayat bu evrenin sadece sahnesi oluyor.
