BİR TÜRK, BİR İNGİLİZ, BİR FRANSIZ, BİR KÜRT;

Böyle başlayan harika fıkralar biliyorum. Kürt’ün biri İstanbul’a, Fadime’yle Temel, Agop’la Artin, Hans’la Mustafa’ya diye başlayan nefis fıkralar da var. Ne yani artık bunları anlatamayacak mıyız? Anlatılınca gülersek cinsiyetçi aşağılama, ırkçı ayrımcılık filan gibi iğrenç birtakım suçları işlemiş mi olacağız? Geçin bunları geçin. O dediğiniz suçların daniskasının nasıl işlendiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Aslında yıllar […]

Böyle başlayan harika fıkralar biliyorum. Kürt’ün biri İstanbul’a, Fadime’yle Temel, Agop’la Artin, Hans’la Mustafa’ya diye başlayan nefis fıkralar da var. Ne yani artık bunları anlatamayacak mıyız? Anlatılınca gülersek cinsiyetçi aşağılama, ırkçı ayrımcılık filan gibi iğrenç birtakım suçları işlemiş mi olacağız?

Geçin bunları geçin. O dediğiniz suçların daniskasının nasıl işlendiğini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Aslında yıllar önce böyle sakat bir anlayış başlamış ve güzide(!) birtakım basınımız da buna çanak tutmuştu. Avukatlarla ilgili bir fıkraydı. Avukatın biri fıkrada mesleklerinin aşağılandığını ileri sürerek dava açmıştı. Davanın sonucu olması gerektiği gibiydi. Bağımsız Yüce Türk Mahkemesi hukuken ve vicdani kanaatine dayanarak cezalandırılacak bir şey olmadığına hükmetmişti.

96 yaşında Türkiye’nin en beyefendi insanlarından biri olan Rahmi Koç’un anlattığı fıkra üzerinden koparılan kıyameti anlamak mümkün değil. Bu işin sonu sosyokültürel ortamımızın biraz daha çoraklaşmasından, özgürlük anlayışımızın biraz daha kısıtlanmasından başka bir şeye hizmet etmez. Karadeniz fıkralarının Karadenizliler tarafından üretildiği söylenir. Ne yani adamlar kendilerini mi aşağılıyorlar?

Zaten bir sürü nedenle yazmaya korkuyorduk. Farkında olmadan subliminal mesaj vermiş olmaktan, kanunun suç saydığı fiili övmüş olmaktan, yanlışlıkla bazı kelimeleri büyük harflerle yazınca teröre destek vermekten, manevi şahsiyetleri tahkir etmiş olmaktan, hiç niyetim ve isteğim olmasa bile bazı kişi ve kurumlara hakaret etmiş olabileceğimden, Apo’ya artık sayın desem doğru olur mu bilemediğimden yazmaya korkuyordum. Şimdi fıkra anlatmaya da korkuyorum. Halbuki şahane bir ayı fıkram var ama orada bir erkek ismi kullanmam lazım. Rahmi Bey’in başına gelenlerden sonra herhangi bir isim kullanmak çok tehlikeli. Hangi ismi kullansam hepsi dava açar. Sen Mahmutlara şöyle böyle mi demek istiyorsun?  Yahu bu fıkra Mahmut değil Mithat diye de anlatılabilirdi desem de boş. Sen git derdini kadıya anlat. 86 milyonun içinde ne kadar Mahmut varsa hepsi dava açar. Al başına belayı. Aziz Nesin “Türk halkının %60 ı aptaldır” demiş, açılan davalardan beraat etmişti ama o karardan haberi olmayan biri de dava açmıştı. Aziz Nesin, o vatandaşa “%60 ın içinde olduğunuzu nereden anladınız?” diye bir yanıt göndermişti. Valla hiç uğraşamam. Fıkra anlatmam olur biter.

Başta DEM olmak üzere memleketteki herkes Rahmi Koç’un cinsiyetçi, ırkçı ayrımcılık yaptığını ileri sürerek üzerine çullandılar. Meğer bu konularda ne kadar hassaslarmış. Gözlerim yaşardı. Ucuz kabadayılıktan hiç farkı yok. Rahmi Bey, fıkrayı Kürt kadın yerine Fransız kadın diyerek de anlatabilirdi. Fıkralar da Temel’le Fadime, Kemal’le Hatice olarak yer değiştirebilir. Bu kadar mı hoşgörüsüz ve espri anlayışından yoksun bir toplum olduk, 24 yılda nerelere geldik biz? Fıkra anlatma, espri yapma özgürlüğümüz de mi yok artık?

Kürt kadın çocuk yaşta zorla evlendirilince, şiddet görünce, ağır iş şartlarında çalıştırılınca, eşi, erkek arkadaşı, ailesi tarafından namus temizleme adı altında öldürülünce aşağılanmıyor da bir fıkrayla mı aşağılanıyor? Hepsini geçtim fıkra bu fıkra. Akademik bir tez, politik, sosyolojik bir tebliğ değil.

Arkadaşlarla bir fıkra gecesi yapmıştık yıllar önce. Gülmekten gözlerimizden yaş getiren fıkralar anlatılmıştı. Bir arkadaşımız hiç anlatmamıştı. Ona fırsat vermediğimizi düşünerek sen de anlat diye ısrar etmiştik. O da bize Nasrettin Hoca’nın “Kazan doğurdu” fıkrasını anlatmıştı. Espri irtifamız bir anda deniz seviyesine düşmüş hepimiz donup kalmıştık.

İskoçların aşağıladın bizi, ırkçı ayrımcılık yaptın diyerek dava açmayacağını bilsem onların cimrilikleriyle ilgili şahane bir fıkra yazarım ama Türkiye’nin diplomatik ilişkilerine zarar vermekten korkuyorum.

Ama bir gün mutlaka anlatacağım.

Exit mobile version