Bulduk ve Bitti mi?

Bulduk ve Bitti mi?

‘Örttük’ ve ‘Unuttuk’ mu?

Bazı şeyler konuşulmadığında yokmuş zannederiz ya, öyle değil… Aksine, bekletilen kelimeler de büyür, o kelimeleri bekleyen cümleler de… Defne Uğur Mumcu’da çıkan, ama çıktığı andan itibaren bizlerden kaçırılan hikâyenin gizli saklı kalmış Roma’sı gibi!

“Eğer kozadan çıkmak üzere olan bir kelebek görürseniz, ona yardım etme isteğine kapılmayın; yardım ederseniz, rengi solar; kozayı kırıp açmak için harcadığı çaba, kanatlara kan gitmesi sağlar; bu da rengi ve desenleri oluşturur…” der Nadeem Aslam, ‘Maps for Lost Lovers’ adlı kitabında. Bu durum, bizlere, Defne’de yapımı ‘sancılı’ da olsa devam eden ‘battı-çıktı’ projesinin kurbanı haline gelen-getirilen ‘mozaikleri’ hatırlatıyor. Kurbanı demek ağır mı kaçtı? Peki, ne demek gerek? Şu ana dek çıkarılan mozaik eserleri kamuoyunun dikkatinden uzak bir noktaya ‘sessizce’ taşımak ne demek?
-BAKANLIK PAYLAŞMIŞ!-
Süreci daha da garip hale getiren şey, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ya da Bakanlık nezdinde Hatay adına ciddi bir makamda yer alan Hüseyin Yayman’ın duruma ya da oluşan bu sessizliğe müdahil olmaması, bulunanların ‘mozaik’ kalabalığına dair şu ana dek tek bir ‘ses’ bile vermemiş olması. Oysaki Bakanlık sitesi üzerinden Anadolu’da devam eden kazılara dair bilgiler dahi paylaşılıyor. Bunun son örneği, ‘2 bin 750 yıllık Urartu Nekropolü gün ışığına kavuştu’ başlığında.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ana sayfası üzerinden verilen bilgide, “Son yıllarda definecilerin uğrak yeri olarak yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Çavuştepe Kalesi’nde gerçekleştirilen kazılarda Urartuların ölü gömme adetlerine ilişkin önemli verilere ulaşıldı. Bakanlığın nekropolü kurtarmak üzere başlattığı arkeolojik kazı çalışmalarında, bilimsel açıdan ilk niteliğinde bir karı kocanın gömülü olduğu ve oldukça zengin buluntularla birlikte ortaya çıkarılmış bir mezar da gün ışığına kavuştu” denilirken, toprak altından çıkanlara ekli hassasiyet ise şu cümlelerle netleştiriliyor:
“Mezarlıktaki ilk dönem gömülerinin bulunduğu tabakaya ait olduğu tespit edilen ve kazıların en önemli buluntusu olan at mezarından çıkartılan yetişkin at iskeletinin yakınında ise bol sayıda oksitlenmiş ve çok deforme olmuş demir kalıntıları ile bronz çivilere rastlandı. Kalıntıların üzerindeki ilk gözlemler, bu buluntuların bir at arabasına ait olabileceği yönünde. At iskeletinden alınacak numunelerin analiz edilmesi sonucunda da atın yaşı ile cinsi tespit edilecek.”
Merak edilen ve sorgulanan şey, Antakya’nın hemen yanı başındaki Defne ilçesinde çıkarıldığı bilinen (!) çok sayıda mozaiğin Van’ın Gürpınar ilçesine bağlı Çavuştepe Köyü’nde ortaya çıkan eserler kadar ilgi ya da dikkat çekmemesi. Hatta Bakanlığın ‘resmi’ bilgilendirme ağına dahi dahil edilmemiş!
-SERGİLENECEKLER Mİ?-
Şu ana kadar kaç mozaik çıktı? Hangi yüzyıla aitler? Ne durumdalar? Taşınma işlemleri nasıl gerçekleştirildi? Taşıma sırasında sorun yaşandı mı? Çıkarılırken ne haldelerdi? Yeniden düzenleme işi kimler tarafından yapıldı ya da yapılacak? Eldeki hikaye, kadim toprakların coğrafyasında ne kadar derine indi? Sergilenecekler mi? Ne zaman sergilenecekler?
Soruların çok olduğu bir noktada, “Asıl sözlerimiz söylenmemiş kalanlar ve başkalarının duymadıkları… Eğer söyleyebilmiş olsak, hem onları hem de kendimizi şaşırtacak olanlardır…” demiş Abdulhak Şinasi Hisar, ki aslında bugüne dair haberimizin çok ötesinde biriken ‘resmi’ halin derininde bekletilen durumu özetlemiş. Peki, o derinde ne var, biliyor muyuz?
Derinde beklemesini tercih ettiklerimizin buna dair özelliği ne, sorguluyor muyuz? Bu kentin tanıtıma ihtiyacı olduğu bir anda, kendimizi herkesten saklarken, sorulması gerekenleri soruyor muyuz? Ciddi projeler üreterek ve paralar harcayarak Turizm Danışma Ofisleri oluşturmaya çalışırken, ‘bunca emek ve masraf ne için’ sorusunu Defne’den ve Defne’de saklananlardan bağımsız tutabiliyor muyuz?
-KAÇIRILANLAR-
Eldekini ‘gözlerden’ uzak noktalara ‘kaçırmak’ için uğraşan bizlerin yaşadığı benzer bir durumu Türkiye kendi adına yaşanıyor. Zira Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye’den çeşitli yollarla ‘kaçırılan’ eserler için yıllardır verdiği hukuksal mücadeleyi aksatmadan sürdürüyor. Ancak sonuç, her zaman beklendiği gibi olmuyor. Son örneği mi?
Türkiye’nin, iadesi için ‘hukuki’ çalışmalar başlattığı, Anadolu’dan kaçırılan ‘Guennol Yıldız Avcısı’ adlı tarihi eser Amerika’daki Christie’s Müzaye Evi’nin Rockefeller Center’daki New York merkezinde düzenlenen son açık artırma ile satışa sunuldu. Türkiye’den kaçırılan 5 bin yıllık kadın heykeli “Guennol Stargazer” (Guennol Yıldız Avcısı), düzenlenen açık arttırma sonucunda yaklaşık 14,5 milyon dolara satılırken, satış, müzayede evi dışında toplanan Türkler tarafından protesto edildi.
Bu habere ilişkin konuşan bir vatandaşın “Peki, bizler neyi protesto edelim” sorusuna ekli cümleleri mi?
“Bunca sıkıntı yaşandı. Esnaf mağdur, vatandaş mağdur, insanlar artık devam eden çalışmalardan yaka silkti. Ama yine de bekledi, bekliyor. Ama tüm bu yaşananların güzel tarafı, ilçemizin sahip olduğu tarihi zenginlik. Anlamadığımız şey, bunca sıkıntının orta yerinde güzel bir şey olmuş, bu niye paylaşılmıyor? Saklanan ne? Gizlenmek istenen ne? Mozaikler mi? Tamam da, çıkan bir tarih, hem de ilçemizin tanıtımına ilk elden yardım edebilecekken, niye halının altını süpürüldü, hem de alelacele? Anlamak mümkün değil. Aslında durumumuz tam olarak ne, biliyor musunuz? Susanların coğrafyasında susturulan mozaikler! Bu biziz işte…”  -Tamer Yazar-