Yüzlerce tescilli evin trafiğinde hala neyi ‘nasıl’ koruyacağı konusunda karar verememiş bir kentte yaşamak zor… En çok da, bu kenti yönetenlerin koruyamadığı ‘mimari kimliğin’ emanet edildiği ‘güvenlik’ noktasında durmak ve beklemek! İşte bu çok daha zor!
Tarihi yapılara ilişkin uygulamada gözetilecek ilkeler arasında yer alan, “Tarihi yapının ahşap kısımlarında kullanılan elektrik kablolarının yangına en az 60 dakika dayanıklı olması ve çelik boru içerisinden geçirilmesi gerekir. Buat ve kasaların yanmaz malzemeden yapılması şarttır” ifadesi ise, bir zamanlar ‘sağlıklaştırma’ uygulaması (!) yapılmış Kırk Asırlık Türk Yurdu Sokağı’nın ‘her yerinden kablo sarkan’ halini hatırlatıyor ve o kablolar arasında bir başına bırakılmış ahşap ve taş evleri…
Peki, hukuksal çerçevesi oldukça net bir ‘yangın’ yönetmeliğimiz varsa, eldeki fotoğraf karelerine eklediğimiz yangın hidrantlarının ‘güleriz ağlanacak halimize’ durumunu nasıl açıklarız? Antakya gibi, binlerce yıllık bir geçmişin temelleri üzerinde duran bir kenti korumakla yükümlü olan yerel idarecilerin bu ‘hizmet’ algısını nasıl bir resimle çerçeveleriz?
Antakya’nın doğu yakasındaki bu risk tablosu için, Antakya Belediyesi ya da Hatay Büyükşehir Belediyesi yönetimleri konuşmak ister mi? Belki de Hatay Valiliği konuya dahil olur! Tescilli bir künefenin peşinde bu kadar koşarken, tescilli bir kent adına da birkaç adım atmamız gerektiği ilgili kurumlara ve sorumlu makamlara hatırlatılır! Hatırlatılır mı? -Tamer Yazar-