Bir ülkenin geldiği yeri anlamak için bazen ekonomi tablolarına, istatistiklere ya da uzun raporlara bakmaya gerek yoktur.
Bir çocuğun okul çantasına bakmak yeter.
Eğer o çantanın içinde kitapların yanında kurşundan korunmak için özel bir zırh varsa, artık konuşmamız gereken şey çantanın kendisi değildir.
O çantaya neden ihtiyaç duyulduğudur.
Sosyal medyada karşıma çıkan bir reklam tam da bunu düşündürdü. Küçük bir çocuk, sırtında okul çantası… İlk bakışta sıradan bir okul çantası.
Ama değil.
Kurşun geçirmez okul çantası.
İnsan ister istemez soruyor:
Bir çocuğu okula gönderirken neden kurşundan korunmasını hesap etmek zorundayız?
Çocukların çantasında kitap, defter, kalem, beslenme çantası olmalı. Kurşun geçirmez malzeme değil.
Bugün çocuklarımızı kurşundan koruyacak çanta üretiyoruz. Yarın neyi normal kabul edeceğiz?
Kurşun geçirmez montu mu?
Kurşun geçirmez sırayı mı?
Kurşun geçirmez servis aracını mı?
Mesele çanta değil.
Mesele, çocuklarımızı koruyabilmek için giderek daha fazla zırha ihtiyaç duyduğumuz bir toplum haline gelmemiz.
Çünkü bir toplumun güvenlik ihtiyacı yalnızca daha fazla kamera, daha fazla güvenlik görevlisi ya da daha dayanıklı ekipman üreterek karşılanamaz.
Asıl soru şu:
Çocuklarımızın böyle bir çantaya ihtiyaç duymadığı bir toplumu nasıl kuracağız?
Şiddeti normalleştirmemek
Şiddet, hayatımızın giderek daha görünür bir parçası haline geliyor.
Sokakta, okulda, trafikte, sosyal medyada… Tartışmaların büyüdüğüne, öfkenin kolayca şiddete dönüşebildiğine tanık oluyoruz.
Bence asıl tehlike burada.
Şiddetin kendisi kadar, şiddeti normalleştirmek de tehlikeli.
Bir süre sonra çocuklarımızın güvenliği için zırh üretmeyi çözümün doğal bir parçası olarak görmeye başlarsak, asıl sorunu gözden kaçırmış oluruz.
Elbette okullar güvenli olmalı. Çocuklarımız korunmalı. Gerekli güvenlik önlemleri alınmalı.
Ama güvenlik yalnızca kamerayla, güvenlik görevlisiyle ya da kurşun geçirmez çantayla sağlanamaz.
Çünkü güvenli bir toplum, sadece saldırıya karşı daha iyi korunan insanların yaşadığı toplum değildir.
Şiddetin daha az ortaya çıktığı toplumdur.
Bunun yolu da yalnızca güvenlik önlemlerinden değil; eğitimden, aileden, adaletten, sosyal politikalardan ve çocuklara küçük yaşta çatışmayı şiddetle değil, iletişimle çözmeyi öğretebilmekten geçiyor.
Çocukların şiddeti nerede öğrendiğini, öfkenin nasıl büyüdüğünü, zorbalığın nasıl normalleştiğini ve toplumsal hoşgörünün neden azaldığını da konuşmak zorundayız.
Çünkü biz çoğu zaman sonucu konuşuyoruz.
Bir olay oluyor, tepki gösteriyoruz. Birkaç gün tartışıyoruz. Sonra gündem değişiyor.
Ve bir süre sonra başka bir çocuk, başka bir aile aynı korkuyla, aynı acıyla karşı karşıya kalıyor.
Artık yalnızca sonuçlara tepki vermek yerine, nedenleri de konuşmalıyız.
Çocukların ihtiyacı zırh değil, güven
Ben çocuklarımızın sırtında kurşun geçirmez çanta görmek istemiyorum.
Çocuklarımızın çantasında kitap olsun, defter olsun, kalem olsun.
Hayal olsun.
Umut olsun.
Ama kurşun geçirmezlik olmasın.
Çünkü çocukları korumanın yolu onları kurşun geçirmez çantaların arkasına saklamak değil;
kurşunların konuşmadığı bir ülke kurmaktır.
Bugün karşımıza çıkan o çanta sadece bir ürün değil, aynı zamanda ciddi bir uyarıdır.
Bize, çocuklarımızın güvenliği konusunda yeniden düşünmemiz gerektiğini söylüyor.
Bir şeyler ters gidiyor.
Bunu görmezden gelmeyelim.
Çünkü çocuklarımız yarının meselesi değil.
Çocuklarımız bugün.