Çtk’dan elimizde “Toprak Bayramı” kaldı!

Çtk’dan elimizde  “Toprak Bayramı” kaldı!

Hatay Ziraat Mühendisleri Odası, toprak kaybına dikkat çekti:

Hatay Ziraat Mühendisleri Odası, zeytinlik alanların imara açılması şeklindeki yasa düzenlemesi girişimleriyle ilgili görüş açıklarken, kısa adı ÇTK olan “Çiftçi Topraklandırma Kanunu” ile bugün üreticinin ve köylünün elinde sadece ‘TOPRAK BAYRAMI’ kaldığını savundu.
Hatay Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Ahmet Sever imzalı açıklamada, ülkenin topraklarını kaybetmeye devam ettiği bir süreçte tarımsal alanların imara açılmasına karşı çıktıklarını bildirdi.
Hatay Ziraat Mühendisleri Odası açıklamasında şu görüşler dile getirildi:
“Toprak, doğanın ve yaşamın vazgeçilmez varlıklarındandır. Toprak ve su, medeniyetlerin var olmasında ve ilerlemesinde daima önemli rol oynamıştır. İşte bu nedenledir ki, yaşamın sürdürülebilirliği açısından, toprak varlığının korunarak yönetilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bundan 73 yıl önce, 1945 yılında, toprağı olmayan ya da yetmeyen çiftçilerin aileleriyle birlikte geçimlerini sağlayacak ve işgüçlerinin değerlendirecek ölçüde toprak edinmeleri amacıyla, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu (ÇTK) çıkarılmış, Kanunun TBMM`de kabul edildiği 11 Haziran tarihini takip eden Pazar günü de Toprak Bayramı olarak ilan edilmişti.
Türkiye’nin toprak mülkiyet sisteminde çok önemli değişiklikler yapabilecek, dolayısıyla sosyal ve siyasi hayat üzerinde etkili olacak Çiftçi Topraklandırma Kanunu, uygulamaya geçirilememiş olmakla birlikte, siyasal sonuçları itibariyle önemli gelişmelere sebep olmuştur. Büyük toprak sahibi milletvekillerinin tepkisi ile karşılaşan Kanun, bu milletvekillerinin yeni bir siyasi oluşum içinde yer alması, çok partili düzene geçilmesi ve iktidarın el değiştirmesine kadar uzanan sürecin unsurlarından biri olmuştur. Uygulamaya geçirilemeyen Çiftçi Topraklandırma Kanunu’ndan bugün geriye sadece ‘Toprak Bayramı’ kalmıştır. Toprak Bayramı, günümüzde, çıkarılış amacından farklı olarak, topraklarımızın korunması ve önemi konusunda kamuoyunda farkındalık yaratılması amacıyla kutlanmaktadır.
Toprak, gıdanın başladığı yerdir. Gıdamızın yüzde 95`i, doğrudan ya da dolaylı yollarla topraktan gelmektedir. Sağlıklı ve yüksek kaliteli gıda ürünleri ancak sağlıklı topraklarda yetişen bitkilerden elde edilir. Topraklar, dünyadaki bio çeşitliliğin dörtte birini bünyesinde barındırır. Karbon döngüsünde önemli rol oynayarak, iklim değişikliğiyle mücadele ve ona adapte olma konusunda da yardımcı olur. Topraklar, suyu depolayarak ve filtreleyerek sellerin ve kuraklığın olmasını engeller.
Ancak, toprak, sınırlı bir varlıktır. Kaybedildiğinde veya bozulduğunda, insanların yaşam süresi içinde tekrar kazanılamaz. 1 cm2 toprağın oluşması için yüzlerce yıl gerekir. Topraklar, yenilenebilir varlıklar değildir. Bu nedenle, toprakların korunması, gıda güvenliği ve sürdürülebilir gelecek için büyük önem taşımaktadır.
Tarih boyunca insanlığın, toplumların ve ulusların yaşamında en önemli mülkiyet araçlarından biri olan toprak uğruna birçok savaşlar yapılmıştır. Toplumlar yüzyıllarca kendilerini güvencede hissetmek için, toprağı yaşamlarının, bedenlerinin bir parçası gibi görmüşlerdir. İnsanlık halen, toprak varlığı ve üretkenliği sayesinde ayakta durabilmektedir.
Bizleri doyuran, doğaya-canlılara ev sahipliği yapan toprağa saygı, her toplumun sosyolojik, kültürel ve politik açıdan temel önceliklerinden biri olmalıdır. Ne var ki, erozyon ve benzeri doğal yitim süreçlerinin yanında, her şeyi rant ve kolay kazanç sayan politikalar nedeniyle de topraklarımızı kaybediyoruz. Tarım arazilerimiz potansiyel sınırına ulaşmış, ‘bir avuç’ yeni arazi bulma olanağı neredeyse kalmamıştır. Buna karşın, altyapının götürüldüğü her arazide her türlü yatırımın gerçekleştirilmesi mümkün iken, tarım arazilerinin amacı dışında kullanımına yönelik girişimlere her geçen gün bir yenisi eklenmektedir.
TÜİK verilerine göre, 2002`de 26,5 milyon hektar olan toplam tarım arazimiz son 12 yılda 2,6 milyon hektar azalarak 23,9 milyon hektara inmiş, yani toplam tarım arazilerimizin %10`u üretim süreçlerinin dışında kalmıştır.
Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada toprak varlığı gelecek için alarm vermektedir. Korumaya yönelik yeni yaklaşımlar tercih edilmediği takdirde, 2050`de küresel düzeyde kişi başına düşen ekilebilir ve verimli arazi 1960`taki düzeyin dörtte birine inecektir. Dünyada ve Türkiye`de sürekli artan nüfusun doyurulabilmesi için toprakların ve verimli tarım arazilerinin korunarak, amacına uygun kullanılması zorunludur.
Açlığın, yoksulluğun, eşitsizliklerin yaşandığı bir dünyada ülkemiz sahip olduğu zengin toprak varlıklarını çok iyi korumak ve geleceğe aktarmak zorundadır. Toprak ve su gibi temel varlıklar sadece ülkelerin ve o ülkede yaşayan insanların değil, tüm canlıların ortak malı ve mirasıdır. Toprak bizden sonraki nesillere bırakacağımız bir emanet olduğunu unutmamalıyız. Ziraat Mühendisleri Odası olarak, toprakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.” -Cemil Yıldız-

(Visited 2 times, 1 visits today)