Antakyalı Tarihçi Libanius’un (M.S. 4.yy.) sözüdür: “Göklerin tanrısı, yeryüzüne inerse, Daphne’de ikamet ederdi.”
“Daphne, Selevkosların bayram kutlamalarını, boş zamanlarını geçirdikleri bir zevk ve eğlence mekanı idi. Görkemi ve insanı ferahlatan gölgelikleriyle dolu o yer, tüm tanrıların uğramadan edemedikleri bir yerleşim yeriydi. Ünü öylesine yayılmıştı ki, eski zamanlarda, Roma’nın doğudaki başkenti olan Antakya’dan bile “Daphne’nin yakınındaki Antakya” olarak bahsediliyordu.
Daphne’nin bir ruhu vardır. Binlerce yılın anıları, efsaneleri, duaları ve insan sesleri birbirine karışarak görünmeyen bir hafıza oluşturur. Defne işte böyle bir yerdir. Akdeniz’in güneşini, Asi’nin serinliğini, Habib-i Neccar’ın duasını ve Roma’nın görkemini aynı gökyüzü altında buluşturan ender coğrafyalardan biridir.
Libanius’un yukarıdaki tümcesi yalnızca bir övgü değildir; Defne’nin tarih boyunca insanlarda uyandırdığı hayranlığın en güçlü ifadesidir.
Bugün Defne dediğimiz topraklar, binlerce yıl önce dünyanın en gözde yerleşimlerinden biriydi. Roma’nın doğudaki başkenti Antakya öylesine ünlüydü ki, kimi zaman tarihçiler kenti “Daphne yakınlarındaki Antakya” diye anarlardı. Çünkü Daphne aynı zamanda imparatorların dinlendiği, filozofların dolaştığı, şairlerin ilham aldığı, sanatçıların eser verdiği eşsiz bir doğa cennetiydi.
Mitoloji de Defne’nin adını ölümsüzleştirmiştir.
Güneş tanrısı Apollon’un büyük bir aşkla peşinden koştuğu güzel Daphne, özgürlüğünü koruyabilmek için toprağa yalvarır. Annesi Gaia onun sesini duyar ve genç kızı çiçek açan bir defne ağacına dönüştürür. İşte o günden sonra defne ağacı yalnızca yeşilin değil; özgürlüğün, sadakatin ve ölümsüzlüğün de simgesi olur.
Bugün Defne sokaklarında yürürken rüzgârın ağaç yaprakları arasında çıkardığı ses, sanki binlerce yıllık bu efsaneyi hâlâ fısıldamaktadır.
Antik kaynaklar Daphne’nin yalnızca doğasıyla değil, mimarisiyle de dünyanın hayranlığını kazandığını anlatır. Mermer sütunları göğe yükselen Apollon, Zeus, Artemis ve Dionysos tapınakları; gölgelik bahçeler; servi ve kavaklarla çevrili yollar; çeşmeler; şırıl şırıl akan sular…
Tarihçiler, Daphne’deki Apollon Tapınağı’nın Roma’daki birçok ünlü mabetten daha görkemli olduğunu yazarlar.
Bu kutsal koruluklarda yalnızca hükümdarlar dolaşmazdı.
Şairler şiir okur, müzisyenler lir çalar, filozoflar tartışır, ressamlar doğayı resmeder, aşıklar gölgelik ağaçların altında buluşurdu. Kıbrıs’tan ve Lazkiye’den gelen gemilerin taşıdığı şarapların kokusu çiçeklerin kokusuna karışır, insan sesi kuş sesine eşlik ederdi.
Defne, binlerce yıl boyunca medeniyetlerin ortak bahçesi olmuştur.
Ne yazık ki zaman yalnızca güzellik getirmez.
Ardından 6 Şubat 2023…
Yalnız Defne’nin değil, bütün Hatay’ın yüreğine ateş düştü.
Yüzlerce yıllık evler, sokaklar, anılar, insanlar bir sabah ansızın toprağın altına gömüldü.
Fakat Defne’nin tarihi bize bir gerçeği öğretmiştir:
Bu topraklar defalarca yıkılmış, ama her defasında yeniden ayağa kalkmayı başarmıştır.
Bugün yeniden umut filizleniyor. Sokaklar yeniden düzenleniyor. Mahallelerde yeni parklar oluşuyor.
Alt yapı çalışmaları hızla sürüyor. Yeni eğitim kurumları açılıyor. Kültürel etkinlikler yeniden hayat buluyor. İnsanlar yeniden çocuklarının geleceğini konuşmaya başladı.
Belki yapılacak daha çok iş var.
Belki eksikler hâlâ büyük.
Ama önemli olan umut etmeyi yeniden öğrenmiş olmamızdır.
Defne’nin en büyük zenginliği yalnızca tarihi değildir.
En büyük zenginliği insanıdır. Komşuluk kültürünü yaşatan kadınlarıdır.
Sabah dükkânını açarken selam vermeyi unutmayan esnafıdır.
Okuluna umutla giden çocuklarıdır.
Ağaç diken gençleridir.
Sanata gönül veren öğretmenleri, şairleri, müzisyenleri, ressamlarıdır.
Bir kenti ayakta tutan yalnızca beton değildir.
Kültürdür. Dayanışmadır.
İnsana duyulan saygıdır.
Hayalimdeki Defne’yi düşünüyorum.
Tertemiz sokaklarında çocukların güven içinde oynadığı…
Her mahallesinde parkların bulunduğu…
Bisiklet yollarının ağaç gölgeleri altında uzandığı…
Sulama kanallarında berrak suların aktığı…
Tarihi eserlerin ayağa kaldırıldığı…
Trajan Su Kemeri’nin geceleri ışıklandırıldığı…
Şeyh Yusuf çevresinin bir açık hava tarih parkına dönüştüğü…
Kültür merkezlerinde tiyatroların sahnelendiği… Konserlerin düzenlendiği…
Gençlerin kitap okuduğu… Şairlerin şiirlerini Defne’nin gölgesinde seslendirdiği…
Turistlerin yalnızca Harbiye Şelaleleri’ni değil, Defne’nin bütün tarihini gezdiği…
Dünyanın dört bir yanından insanların “Daphne” adını yeniden hayranlıkla andığı bir Defne…
Bu bir hayal değildir. İnsan isterse şehirler de iyileşir. Çünkü şehirleri belediyeler kadar, o şehirde yaşayan insanlar da inşa eder. Defne’de yaşayan herkes bu güzel kentin yalnızca sakini değil, gerçek sahibidir. Bir çöpü yere atmamak da Defne’yi sevmektir. Bir ağacı korumak da… Bir tarihi yapıyı sahiplenmek de… Komşusuna selam vermek de… Çocuklara temiz bir çevre bırakmak da…
Defne’nin geleceği yalnızca yöneticilerin değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Binlerce yıl önce tanrıların yeryüzündeki cenneti olarak anlatılan bu güzel kent, bugün yeniden ayağa kalkıyor. Yaralarını sarıyor. Umudunu büyütüyor.
İnanıyorum ki çok uzak olmayan bir gelecekte Defne, yalnızca geçmişiyle değil; örnek şehircilik anlayışı, kültürü, sanatı ve insan sevgisiyle de Türkiye’nin en güzel kentlerinden biri olacaktır.
Çünkü Defne; tarihin, doğanın, kültürün ve umudun birlikte yeşerdiği ölümsüz bir yaşam ağacıdır.