Depremin ikinci günü. Enkazları dolaşmaktan, cenaze taşımaktan, beklemekten yorgunum, uykusuzum, çok üzgünüm. Cebimde 25-30 lira ancak var. Sevgi parkında yaşlı bir kadının önünde iki mandalina sandığı. İki tane alsam, susuzluğumu giderir… duraklıyorum. Eğiliyorum bir tane alıyorum. Kaç lira diyorum. Yarı Arapça yarı Türkçe” faddal, yiyin sizin için getirdim, afiyet olsun, yine getiririm” diyor. Bir tane daha alıyorum, gözlerim doluyor, teşekkür edip uzaklaşıyorum.
Depremin 4. Günü resmi bir arabadan inen iki genç adamdan biri soruyor. “Bir şeye ihtiyacınız var mı? size arabadan simit getireyim, annem yapmıştı” diyor. Manisa’dan görevli olarak hasar tespitine gelmişler. Durum ne? Hasarı tespit ettiniz mi? Diye soruyorum. Maalesef yanıt çok acı. “Neyi tespit edeceğiz, Şehriniz yıkılmış”
Depremin 6. Günü. Atatürk parkından Cumhuriyet Caddesine doğru gidiyorum. Önümde TKP Gömleği giymiş gencin her omuzunda bir kütük var. Kütüklerden biri düşüyor. Yaklaşıyorum kütüğü zorlukla kaldırıyorum. “Delikanlı, genç olsam bunu götürürdüm ama benim için fazla ağır” diyorum. “Sorun yok amca, sen yeniden omuzuma koy yeter” diyor. Eskişehir’den gelmiş. TKP Eskişehir’de güçlü mü diye soruyorum. Yanıt bu topraklarda dayanışma duygusunun hâlâ çok güçlü olduğunun kanıtı. “Bilmem, ben TKP’li değilim. Parkta geziyordum, bunlar yardım için otobüs kaldırıyorlardı, ben de bindim geldim.” TKP’li olmayan TKP Gömlekli çocuktan, Endüstri Meslek Lisesinin oralarda ayrılıyoruz.
Depremin 15. Günü Atatürk heykelinin önünde eşim ve kızımla bekleşiyoruz. Kepçeler enkaz kaldırıyor. Asker biz size haber veririz diyerek bizi uzaklaştırdı. Özel Harekât Polisi olduklarını sandığım 10-15 kişilik bir ekip de heykelin önünde. 50 yaşlarında tam teçhizatlı kıdemli olduğu anlaşılan bir polis bir şeye ihtiyacımız olup olmadığını soruyor. Yağmacılardan söz açıyorum. Keskin, net ve kendinden emin. “Hâlâ var mı? Olmaması lâzım” diyor. Evet, bir iki gündür duymaz olduk diyorum. Gülümseyerek yanıt veriyor.” Demek ki bir şeyler yapıyoruz” Genç polislerden biri yemek sırasından aldığı 3-4 paketle geliyor. Kd.Başpolis Kemal Çetin Bey yemekleri bize uzatıyor. Kabul etmiyoruz.” Önce siz” diyerek reddedilemez şekilde teklifini yineliyor. Bir anda kitap ve tarih sohbeti yapmaya başlıyoruz. Birbirimize telefonlarımızı veriyoruz. O sırada kayınımın cenazesini alabileceğimiz haberi geliyor. Vedalaşıp ayrılıyoruz. Kemal Bey ertesi gün telefon ediyor, eşimin içtiği sigaradan getirdiğini söylüyor. Maalesef oradan ayrıldığımızı söylüyorum. Güven veren nezaketini hep hatırlayacağımı düşünüyorum.
Depremin 15. Günü. Saat 21:00 Eşimin kız kardeşinin cenazesini aldık. Afad görevlisi kadınlar cenazeyi hazırladılar. Görevli kadınlardan biri 1999 gölcük depremzedelerinden olduğunu söylüyor. Cenaze namazından önce ceset torbasının başında kızımla beraber ağlıyorlar.
Saat 22:30. Son kardeşimizi de defnettik. Kızım çalınan arabamızın şikayetini yapmadan gitmememiz için ısrar ediyor. Antakya Kaymakamlığının orada konteynerlerde karakol kurulduğunu duymuştuk. Birinci konteynere giriyorum. Ters biri “Ne istiyorsun?” diyor. Arabamızın çalındığını anlatıyorum. Yanıt yorgun, uykusuz ve çok üzgün biri için fazlasıyla umut kırıcı. “Git amca bizim işimiz değil, git” Kapıyı çekip çıkıyorum. Şikâyetten vazgeçecek kadar yorgunum. İçimdeki ses, son bir deneme daha yap diyor. İkinci konteynerin kapısını açıyorum. Karayağız bir delikanlı “Buyur amca ne lazım” diyerek karşılıyor. Arabanın çalındığını söylüyorum. Önce hırsıza bir küfür etti sanıyorum ve gel amca, otur yorulmuşsun, amcama çay yapın, kahve içersen kahve yapsınlar, sistemde sorun var ama halledeceğiz, olmadı elle tutanak tutarız ama sisteme girersek daha iyi. Bulunacak bu araba amca, amca böyle deprem mi olur? Amca 10 yıl para biriktirdim, ev aldım hasta çocuğumu zor çıkardım diyor, biraz ağlıyor, gelip sarılıyor, bulunacak bu araba, amcama bir çay daha verin diyerek devam eden bir saat mücadelenin sonunda işte oldu, sistem açıldı diyor ve tutanağı tutuyor. “Araban yoksa seni göndereyim amca” teklifine çocuklar dışarıda, emanet arabada bekliyorlar diyorum.” Niye bu soğukta dışarda beklettin? Çay, kahve içerlerdi” diyerek kızıyor. En zor zamanımızda yüreğimizi ısıtan Polis İlhan Saklar’a teşekkür ediyorum ve Arsuz’a gidiyoruz.
O zor günlerde direncimizi arttıran iyi insanlar vardı. İyi ki varlar.

YORUMLAR