Memlekette siyaset ve yazılı-sözlü basın dünyasının cahil tayfasında DEVLET AKLI kavramı haftalardır gündemde. Konuyu gündeme atan kişi de sanıyorum ne olduğunu pek bilmemekte, kafamızı karıştırmayı başarmış bulunuyor. Bu yanlış tercüme, Fransızca “RAISON D’ETAT” yerine kullanılmakta. Hani “Devlet Aklı” da kallavi, bol şekerli bir deyim. Anlaşılan Fransızcası kıt biri çevirmiş: Oysa buradaki “raison” akıl değil, “neden” yani “sebep”… Meşrutiyet aydını bunu “Hikmet-i Hükümet” diye çevirmiş, ki doğrudur. Peki, ne anlama geliyor “Hikmet-i Hükümet”?
Şu anlama geliyor:
Devletin bekasının söz konusu olduğu durumlarda her türlü kuraldan muaf tutulmasını savunan siyasal anlayışa “Hikmet-i Hükümet” denir. Devlet kriz halinde iken, varlığı tehlikeye düştüğü durumlarda hukuku askıya alarak aykırı faaliyetlerde bulunmasına doktrinlerde verilen isimdir. Güncel Türkçedeki karşılığı “Hükümetin varlık nedeni”dir. Meşrutiyet tartışmaları yaşanırken Osmanlı İmparatorluğu’nda sıklıkla kullanılmış olan bir ifadedir. Fransızca “Raison d’État” kavramının karşılığı olarak Türkçede “devlet gereği” ya da “devlet aklı” olarak çevrilmektedir. Hikmet-i Hükümet anlayışı esas olarak devletin varlığını ve devletin bekasını gözetlemeyi hedefler. Hikmet-i Hükümet kelimesinin kökeni Arapçadır ve “hükümetin gözettiği asıl fayda”, “hükümetin icraatında, devlet bekasını gözeten maksatlara göre hareket etmesi” anlamlarına gelmektedir. Hikmet-i Hükümet anlayışının amacı devletin gücünü korumak, onun devamını sağlamaktır. Bunun için eğer devlet bir suçta tehlikeye girecekse bütün kuralları o anda bulunan geçici dönem için askıya alabilir.
Bu daha çok devletlerin dönüşümünde, yönetenin devletleşmesinde, “partinin devletleşmesi ve devletin partileşmesi”nde görülen bir durumdur.
BULTAN KARARI’NIN ARKASINDAKİ AKIL
Bu uzun girişi CHP’ye operasyonun “devlet aklı” ile açıklanmaya çalışılması nedeniyle yaptık. Ulusal basında izlemiemiş sinizdir; Kemal Kılıçdaroğlu’nun ekibinden Bülent Kuşoğlu, “mutlak butlan” kararıyla ortaya çıkan tabloyu, “devlet aklı”nın isteği olarak gerçekleştiğini söyledi. Ülkede her şeyi “Devlet aklı” kurguluyormuş! Bülent Kuşoğlu’na göre 2023 yılındaki Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nin yüzde 2 oy farkı ile kaybedilmesi de “Devlet aklı”nın işiymiş!
CHP’nin başına geçirilen Kılıçdaroğlu ve çevresinin “devlet aklı bunu istiyor” söylemi yeni de değil. Gazeteci Gökçer Tahincioğlu 2023 seçimi öncesine dair gözlemlerini aktardığı (T24, 6 Haziran 2026) yazısında şöyle diyordu: “Danışmanlığa getirilen ve kimsenin tanımadığı bazı insanlar, Kılıçdaroğlu’na yapılan bazı gizemli ziyaretler… Tam da o dönemde, “devlet aklı” kavramı CHP Genel Merkezi’nde olmadığı kadar sık dillendirilmeye başlandı. ‘Devlet, Kemal Bey’i istiyor, uygun görüyor’ cümlesi, Kılıçdaroğlu’nun adaylığının meşruiyet nedenlerinden biri haline gelmişti”
“Devlet aklı” konusunu ortaya atan Kılıçdaroğlu’nun yoldaşı Bülent Kuşoğlu, T24’de gazeteci Cansu Çamlıbel’le yaptığı söyleşide “Bir ‘Devlet aklı’ olduğunu söyleyebilirim. Ne kadar temiz olduğunu bilmiyorum. Bir tane devlet aklı yok zaten… Ama tarihsel gelişime bakarsak ‘Devlet aklı’ Osmanlı’dan bugüne Türkiye’de hep etkili oldu. Onun için Türkiye’de ‘Devlet aklı’nı küçümsememek lâzım. Şu anda siyaset çok zayıfladığı için, parlamento zayıfladığı için ‘Devlet aklı’ ön planda…” dedi.
Bu ifade âdeta “Devlet aklı” denilen bir varlığın kurgulamasıyla “Özgür Özel’in CHP’nin başından alınıp, Kılıçdaroğlu’nun getirilmesinin” itirafı gibiydi! Sistemin nasıl oluştuğunu bundan açık gösteren belge olamaz. Cumhuriyette egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Kuşoğlu’nun tarif ettiği düzende ise egemenlik, kime hesap verdiği belli olmayan bir “akla” devredilmiştir. Halkın yerine devlet, siyasetin yerine bürokrasi, kurultayın yerine mahkeme. Bultan kararı bu mimarinin hukuki görünümü, Kemal Kılıçdarğlu’nun CHP Genel Merkezi’ndeki konuşmasında Thomas Barrack’çı diliyle “Osmanlı coğrafyası” söylemi idelojik görünümü, “devlet aklı” söylemi ise itirafnamesidir.
‘DEVLET AKLI’ KİMİN AKLI ?
Bugün CHP’ye yönelik, zamana yayılan, planlı ve sistemli saldırılar, bir “devlet aklının” değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni 24 yıldır yöneten AKP aklının (yani hükümet aklının) eseridir.
Atatürk’ün cumhuriyeti kurarken, 1920- 1924 yılları arasında siyasal denklemden tamamen çıkardığı sarayın, 2017 Başkanlık Referandumu ile yeniden siyasal denkleme sokulması; meclis + saray formülünün yeniden kurulması ile Türkiye’de sadece parlamenter sistem ortadan kaldırılmakla kalmamış, aynı zamanda cumhuriyet rejimi yeniden bir tür adı konulmamış meşrutiyet rejimine dönüştürülmüştür.
İşte Bülent Kuşoğlu’nun, CHP’ye yönelik operasyonları işaret ederek, “Devlet aklı bir şey kurguluyor!” derken kastettiği, bu “yeni saray rejiminin”, yani 3. Meşrutiyet rejiminin (Daha önce iki meşrutiyet olduğuna göre bu da üçüncüsü olsa gerek!) resmileştirilmesidir. AKP hükümetinin yetkili ağızları bu yeni rejimi “Yeni Türkiye” diye adlandırıyorlar.
Bugün “devlet aklı” söylemiyle bir taraftan AKP hükümeti devletle özdeşleştirilirken (parti-devlet özdeşliği kurulurken), diğer taraftan CHP’ye yönelik operasyonların sorgulanmasının ve eleştirilmesinin önüne geçilmek isteniyor. Ne de olsa Türkiye’de kökleri Cumhuriyet öncesinde uzanan bir “devlet baba” geleneği vardır. “Devlet yapıyorsa bir bildiği vardır! Devlet yaptığına göre vatanın, milletin iyiliği için yapıyordur!” anlayışı söz konusudur. İşte “devlet aklı” söylemiyle bu toplumsal yerleşik kabulden yararlanılmak istenilmektedir.
Ancak “devlet aklı” söylemi bir aldatmacadır. Tıpkı “devletin dini” ifadesi gibi “devletin aklı” ifadesi de son derece sorunludur. Çünkü, devletin dininden değil, yurttaşların, bireylerin dininden söz edilebilir. Aynı şekilde devletin aklından değil, devleti yönetenlerin aklından söz edilebilir. Devlet, hükümetlerce yönetilir. Hükümetlerin başındakilerin aklını “devlet aklı” diye adlandırıp “kutsamak”, her şeyden önce devletin ve ulusun geleceğini tehlikeye atmak demektir. Çünkü hükümetlerin yaptığı her şey her zaman devletin ve ulusun yararına olmayabilir, olmuyor da…
DEVLETİN LEVİATHAN’A DÖNÜȘMESİ
Genel kabul gören anlayış, siyasetin zayıflandığı veya geri çekilmek zorunda kaldığı olanakların elinden alındığı ya da tümden tatil edildiği koşullarda devlet farklı biçimlerde ortaya çıkar. Devlet, farklı güçlerin öne çıkmasıyla farklı görevlere talip olma zorunluluğu, güç sahipleri tarafından anımsatıldığında ya da dayatıldığında harekete geçer. Büyük bir gururla, Hobbes’un 1651’de İngiltere’de iç savaşın ortasında yazdığı Leviathan’i (“mutlak egemenlik”/mutlak devlet) olmayı seçer. Siyasetin geri çekilmesi ya da işlevsizleşmesi de genellikle siyasetin kendini koruma konusundaki zayıflığından kaynaklanır. Devletin “derin” diye adlandırılması, derinlerde varlığını hep sürdüren ezoterik bir güç gibi algılanmasına yol açar. Gerçekte Hobbes’un tanımladığı gibi o hep vardır ve hep yok gibi davranır. Varlığı da yokluğu da siyasal alanın, halkın ve partilerin demokratikleşme konusunda kararlılığına bağlıdır. Siyasal alan gerçekte korunmasız bir alandır ve orada kendi yaşam alanına sahip çıkmayanlar da sıklıkla bulunur.
Devletin bir biçimi olarak iktdara gelmeyi Leviathan olmayı ya da onu sıkıca yönetmeyi seçen derin devlet maddi bir güçtür. Son günlerde gündeme getirilen ve durumun kabul edilmesini öngören akıl ise ideolojidir ve iktidarı sürdürmek için bir boyun eğişin adıdır. Bu ideolojinin övgüyle piyasaya sürülmesi, kaçınılmaz olduğunun dile getirilmesi siyasetin yenilgisinin de işareti olabilir. Unutmamalı, siyaset meydanı boşaldığında, tuhaf bir “akıldan” söz edilmeye başlandığında insanlığın önemli bir icadı olan ve sönümlenme yolunda mükemmelleşmesi zaman alacak olan devletin, Leviathan’a dönüşmesi de an meselesi olabilir.
O zaman, herkesin karşı olduğu bu dayatmacı “akıl”, nasıl oldu da başımıza çöreklendi diye hayıflanmanın anlamı olmayacaktır.
Prof. Dr. Garip Turunç – Bordeaux (Fransa) Üniversitesi ve İstanbul Galatasaray Üniversitesi Em. Öğ. Üy.
Bordeaux, Cuma 12 Haziran 2026