Efsane lezzetler

Efsane lezzetler

Cana yakın insanlar…

İzmir’den Hatay’a uzanan bir seyahatin keyif veren notları… “Sayısız medeniyetlere ev sahipliği yapan, ayrıca çok sayıda farklı din, mezhep ve ırktan insanın kardeşçe yaşadığı bir kent, Hatay. Aynı sokakta kilise, cami ve havra yan yana. Camiye giriyoruz, ‘kiliseyi de görün çocuklar’ diyor İmam. Kiliseye gidiyoruz, ‘yan taraftaki havraya gittiniz mi?’ diye soruyor Rahip.”

Yolu Antakya’dan geçenlerin gerisinde bıraktığı kent adına kaleme aldığı notların kalabalığı içinde biriken bazı kelimeler paylaşalım sizlerle. Onlar anlatsın ve bir kez daha dinleyenler olalım, ki anlayalım! Eldekini, kalanı, kalabileni, ayakta kalmaya çalışanı, bugünden yarına asıl sermayemizi… Bu kenti, tarihini, kültürünü, emanetlerini…
Bugünün kelimeleri Kerem Kumbasar’a ait. İzmir-Urla’dan, bir seyahat programı kapsamında geldiği Antakya’dan ayrılırken, hislerini Facebook sayfasına taşımış ve ardından da paylaşım yapacağımızı söyleyen bizlere de ‘keyifle’ demiş. Şimdi sıra o kelimelerde, bize ‘bizi’ anlatan bir başkasında…
-COOL ŞEHİR-
Hatay, tek kelime ile çok “cool” bir şehir. Efsane lezzetleri bir tarafta, dünyanın en cana yakın insanları diğer tarafta…
Sayısız medeniyetlere ev sahipliği yapan, ayrıca çok sayıda farklı din, mezhep ve ırktan insanın kardeşçe yaşadığı bir kent, Hatay. Aynı sokakta kilise, cami ve havra yan yana. Camiye giriyoruz, ‘kiliseyi de görün çocuklar’ diyor İmam. Kiliseye gidiyoruz, ‘yan taraftaki havraya gittiniz mi?’ diye soruyor Rahip.
-POZİTİF ENERJİ-
Uzun zamandır hasret kaldığımız bir hoşgörü kültürü sarıyor etrafımızı. Kutuplaşmanın, ötekileşmenin esamesi okunmuyor. Bu sayede kentte inanılmaz bir pozitif enerji sizi ele geçiriyor. Herkes gülüyor, muhteşem yemekler yiyor, herkes birbiriyle konuşuyor diyalog kuruyor, dans ediyor. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey Hatay’da kim bilir ne kadar zamandır yaşanıyor! Dünya’nın ilk aydınlatılan caddesinin Hatay’da olması şaşırtıcı değil.
-MÜZE ÖVGÜSÜ-
Öncelikle, Hatay Arkeoloji Müzesi’ne emek veren herkese büyük bir alkış. Uzun zamandır gezdiğim en etkileyici müzelerden. Kral Suppiluliuma, sizi tüm zarafeti ve bilgeliğiyle selamlıyor. Oradan, çok yakındaki St. Pierre Kilisesi… Dünya’nın ilk mağara kiliselerinden biri. Ayine denk gelecek kadar şanslıydık. Ezgiler, notalar, hatta anlamlar neredeyse aynı. Antakya’nın koruyucusu Tyche, bu şehri öylesine kutsamış ki, eski şehir caddelerinde gezerken fark etmemek elinizde değil.
Vedat Milor üstadımız sağ olsun… Pöç Kasap ile tanıştırdı bizi. Hayatımda yediğim en lezzetli tepsi kebabını burada yedim, hala unutamıyorum.
-VAKIFLI DURAĞI-
Mutlaka Samandağ tarafına doğru yol alin. Vakıflı Köyü’ne uğrayın. Türkiye’nin (sanırım) tek Ermeni Köyü. Köy kahvesindeki amcalardan ‘Sarı Gelin’ türküsünü dinleyecek kadar şanslı olursunuz umarım. Samandağ’ın kumsal şeridi ve büyüleyici Akdeniz manzarası eşliğinde Beşikli Mağarası’nı ve Titus Kanyon-Tünellerini gezin, tarihi hayalinizde canlandırın. Son gecenizi de Konak Restaurant’ta efsane mezeler ve kebaplar ile bitirin.
-YAŞAR KEMAL-
Ve seyahat sonunda, büyük üstat Yaşar Kemal’in sözleri aklımda… “Bir bahçede hep aynı çiçekten olursa, o bahçe güzel olmaz. Sen, ben, o varız diye güzel bu bahçe. Koparma farklı çiçekleri, kalsın renkleriyle, kokularıyla…”-Tamer Yazar-

 

(Visited 2 times, 1 visits today)