Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Yusuf Cemil Karaçay
Yusuf Cemil Karaçay

Etkileşimin Enkazında Kalan Hatay

Bazı şehirlerin bir takvimi vardır.

Bazı şehirlerin ise bir miladı…

Hatay için o milat 6 Şubat 2023’tür.

O gün yalnızca binalar yıkılmadı. Hayatlar, anılar, alışkanlıklar, güven duygusu ve geleceğe dair umutlar da enkazın altında kaldı. 11 ili etkileyen depremin en ağır yükünü Hatay taşıdı. Bu şehirde depremden etkilenmeyen ne bir insan kaldı ne de bir eşya. Kimimiz annesini, babasını, evladını kaybetti; kimimiz evini, iş yerini, çocukluğunu, mahallesini…

Bu şehirde herkes mutlaka bir şeyini kaybetti.

Bu yazıda yapılanları ya da yapılmayanları konuşmayacağım. Ne merkezi idareyi ne yerel yönetimleri ne de yıllardır süren tartışmaları… Çünkü bunlar zaten konuşuluyor. Kimi haklı buluyor, kimi eksik görüyor. Benim derdim başka.

Benim derdim, depremden sonra değişen insanımız.

Enkazlar henüz kaldırılmamışken yeni bir insan tipi ortaya çıktı.

Acıyı paylaşmak yerine acıyı pazarlayanlar…

Enkazı fon yapıp takipçi kazananlar…

İnsanların gözyaşını, çaresizliğini ve yasını birkaç bin beğeni uğruna sosyal medya algoritmalarına teslim edenler…

Deprem, milyonlar için tarifsiz bir felaketti.

Bazıları içinse bulunmaz bir içerik fırsatı.

Enkaz görüntülerine dramatik müzikler ekleyip vicdan sattılar. Acıyı estetikleştirip etkileşime çevirdiler. İnsanların yaşadığı travmayı içerik haline getirdiler. Her kriz, her tartışma, her gözyaşı onlar için yeni bir paylaşım demekti.

Hani anlatılır ya, köpek balığı kilometrelerce öteden kanın kokusunu alır diye…

İşte bunlar da etkileşimin kokusunu aynı hassasiyetle alıyor.

Nerede kriz varsa oradalar.

Nerede tartışma varsa oradalar.

Nerede daha fazla izlenme ihtimali varsa, ilk onlar yetişiyor.

Ama asıl sorun bu da değil.

Asıl sorun, dün en ağır sözlerle eleştirdikleri bir işi bugün aynı rahatlıkla övebilmeleri.

Dün “ihanet” dediklerine bugün “vizyon”, dün “yanlış” dediklerine bugün “başarı hikâyesi” diyebiliyorlar.

Çünkü pusulaları hakikat değil.

Vicdan değil.

Kamu yararı hiç değil.

Onların pusulası tek bir şeyi gösteriyor:

Etkileşim.

Rüzgâr nereden eserse oraya dönen bir rüzgâr gülü gibi…

Elbette insan fikir değiştirebilir. Yeni bilgilerle düşüncesini güncelleyebilir. Bu erdemdir.

Ama fikirleriniz, aldığınız beğeni kadar hızlı değişiyorsa bunun adı gelişmek değildir.

Bunun adı ilkesizliktir.

Bunun adı fırsatçılıktır.

Bugün Hatay’da yaşanan en büyük yıkımlardan biri de samimiyet enkazıdır.

Eleştiri elbette olacaktır.

Olmalıdır da.

Hatta güçlü bir toplumun temel şartıdır.

Ancak eleştiri bilgiyle yapılır.

Vicdanla yapılır.

İlkeyle yapılır.

Sırf daha fazla izlenmek uğruna insanların öfkesini kaşımak, yapılacak her projeyi peşinen hedef göstermek, toplumun sinir uçlarıyla oynayıp kaos üretmek ne gazeteciliktir ne aktivizmdir.

Bu, yalnızca kişisel kazancı toplumsal acının önüne koymaktır.

Bu şehre yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri de budur.

Depremden sonra gördüğümüz fırsatçılık yalnızca market raflarında değildi.

Sosyal medyada da vardı.

Stokçuluk sadece temel ihtiyaç ürünlerinde yapılmadı.

Acı stoklandı.

Öfke stoklandı.

Umutsuzluk stoklandı.

Ve günü geldiğinde hepsi etkileşim uğruna piyasaya sürüldü.

Belki de en acı olanı şu:

Bunu bize yabancılar yapmadı.

Bunu Hataylılar, Hatay’a yaptı.

Kendi şehrini sadece kriz üzerinden görünür kılmaya çalışanlar, aslında bu kentin geleceğini tükettiğinin farkında bile değil.

Oysa Hatay’ın bugün en büyük ihtiyacı daha fazla bağıran insanlar değil.

Daha fazla vicdan sahibi insanlar.

Daha fazla öfke değil.

Daha fazla ortak akıl.

Daha fazla manipülasyon değil.

Daha fazla samimiyet.

Çünkü bir şehri yalnızca deprem yıkmaz.

İlkesizlik de yıkar.

Fırsatçılık da yıkar.

Vicdansızlık da yıkar.

Ve insanlar, birbirlerinin acısını kendi çıkarına dönüştürmeye başladığında, geriye enkazdan daha ağır bir miras kalır.

Bugün dönüp kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Hatay gerçekten depremle mi yıkıldı?

Yoksa depremden sonra birbirimize karşı gösterdiğimiz tavır mı bizi asıl enkazın altında bıraktı?

Beton yeniden dökülür.

Yollar yeniden yapılır.

Köprüler yeniden kurulur.

Ama kaybedilen vicdan, dayanışma ve güven yeniden inşa edilmezse, yükselen binaların içinde yaşayan sadece insanlar olur; şehir olmaz.

Çünkü başkasının bizi yıkmasına gerek yokmuş.

Biz, birbirimizi yıkmayı fazlasıyla öğrenmişiz.

Ve ne yazık ki bunun yeni adı, “etkileşim” olmuş.

SON HABERLER