Hükümetin ören yerleri, milli parklar ve yerel yönetimlere ait müzelerin özelleştirilmesine yönelik yasa önümüzdeki hafta Genel kurulda görüşülecek. AKP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla tasarının kanunlaşması bekleniyor. Teklifin yasalaşması halinde girişi ücretsiz olan Güzelyayla piknik alanı da özel sektöre devredilecek.
Muhalefetin yanı sıra Demokratik Kitle Örgütleri de TBMM gündeminde bulunan Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifine tepki gösteriyor.
Türk Mimar ve mühendis Odaları Birliği değişiklik teklifinin “doğa koruma alanlarına ilişkin teknik bir düzenleme değil; koruma rejiminin kurumsal niteliğini kökten dönüştüren bir yeniden yapılanma niteliğinde” olduğu görüşünü dile getirdi.
Hükümet tarafından hazırlanarak TBMM’ye gönderilen düzenleme muhalefet tarafından hükümete “yeni bir gelir kapısı” olarak değerlendiriliyor.
Tabiat parkları, mesire alanları ve müzelere girişin özel sektöre satışına tepki gösteren TMMOB yönetimi yaptığı açıklamada “Teklifte; döner sermaye işletmeleri kurulması, turizm tesisleri ve diğer yapılaşmalar için kiralama ve irtifak haklarının genişletilmesi, konaklamalı ve günübirlik tesislerden gelir toplanması, izin ve tahsis süreçlerinin kurumsal gelir kaynağına dönüştürülmesi ile avcılığa ilişkin yaptırımların zayıflatılması gibi düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo açıktır. Kurum, koruma amacı zayıflatılarak gelir üretmekle yükümlü bir yapıya dönüştürülmektedir. Bu da daha fazla konaklama tesisi, daha fazla turizm tahsisi, daha fazla altyapı ve üstyapı izni, doğal alanların daha yoğun kullanım baskısı altına girmesi riskini beraberinde getirmektedir. Koruma alanları, kamu bütçesini destekleyen ekonomik varlıklar değil, gelecek kuşaklara karşı kamusal sorumluluğumuzdur.” görüşü dile getirildi.
Koruma-Kullanma Dengesi Bozulmaktadır.
Teklifte, millî parklar ve diğer korunan alanlarda ulaşım, enerji iletim hatları, petrol ve doğalgaz hatları, haberleşme, su ve altyapı tesisleri gibi geniş bir faaliyet alanına “kamu yararı ve zaruret” gerekçesiyle izin verilebilmesi öngörülüyor.
Düzenlemeyle, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ile çakışan alanlarda planların Turizmi Teşvik Kanunu hükümlerine göre yapılabileceği öngörülüyor. Bu da korunan alan statüsü devam ederken planlama yetkisinin fiilen turizm öncelikli bir mevzuata bırakılması anlamına geliyor.
TMMOB bu yaklaşımın “alan yönetiminde parçalanmaya, biyolojik çeşitliliğin ikinci plana itilmesine, koruma kararlarının turizm standartlarına göre şekillenmesine neden olabilecek nitelikte” olduğu görüşünde.
Açıklamada şu görüşlere yer verildi.
Teklifte, tekrar eden kaçak avcılık fiillerinde süresiz belge iptali yerine iki yıl ile sınırlı yaptırım öngörülmektedir. Yaban hayatının hızla azaldığı bir dönemde yaptırımların hafifletilmesi, koruma iradesini güçlendirmek yerine zayıflatmaktadır. Koruma alanlarında gelir üretme baskısı ile birlikte düşünüldüğünde, bu düzenleme doğal yaşam üzerindeki kullanım baskısını artırma riski taşımaktadır.
Teklifte yer alan yönetim planının muğlaklığı ve kaçak yapıların “ihtiyaç görülmesi halinde değerlendirilmesi” hükmü, koruma alanlarında planlama bütünlüğünün ve hukuk güvenliğinin tartışmalı hale gelmesine yol açmaktadır.
Ancak asıl yapısal sorun, koruma kurumunun gelir üretme zorunluluğuna tabi kılınmasıdır.
Koruma politikası, bütçe artırma stratejisine indirgenemez. Koruma alanlarını koruma amacıyla yöneten kurum; daha fazla kiralama, daha fazla tesis, daha fazla ruhsat, daha fazla kullanım ve daha fazla av üzerinden gelir üretmeye zorlanıyorsa, koruma amacı ve gücü zayıflar. Millî parklar, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları ve tabiat anıtları; ekonomik getiri sağlayan varlıklar değil, ekolojik bütünlüğün güvencesidir.
Doğa koruma, gelir üretme zorunluluğuna değil; kamu yararına dayanmalıdır.