İÇİNİZDEKİ SES

İçinizdeki ses, bir çok şeyden vazgeçmeye meyilli çoğu zaman. Bir ömür çabaladığınız tüm hayatınız avuçlarınızda kahır olarak kaldığında vazgeçmeyi çağırıyor. Bırakmak ve kaçmak istiyor insan… Fakat hayattan kaçmak öyle basit bir konu değil. Aile, iş, vergiler, kira, faturalar vs derken sistem adeta kaçarsan yakalanırsın diyor. Hem de bedeli biraz ağır oluyor. Garip bir ikilem. Zeno […]

İçinizdeki ses, bir çok şeyden vazgeçmeye meyilli çoğu zaman. Bir ömür çabaladığınız tüm hayatınız avuçlarınızda kahır olarak kaldığında vazgeçmeyi çağırıyor. Bırakmak ve kaçmak istiyor insan… Fakat hayattan kaçmak öyle basit bir konu değil. Aile, iş, vergiler, kira, faturalar vs derken sistem adeta kaçarsan yakalanırsın diyor. Hem de bedeli biraz ağır oluyor. Garip bir ikilem. Zeno paradoksu (ikiye bölme/dikotomi) gibi. Ulaşmaya çalıştığınız yolun hep yarısını gidip, gideceğiniz yere hiç varamamak gibi…

Ne olduğunu düşünme, bil! denir ya hani, bilmek de pek fayda etmiyor yaşadığımız algoritmada. Başlıyoruz yürümeye ve yine aynı yerdeyiz. Hayat bizleri savuruyor karahindiba zerreleri gibi dağılıp gidiyoruz dört bir yana…

Biz yine kahır ve dertlerimizle içinde bulunduğumuz kurtlu kuyuda boğulup gidiyoruz. Hasret kaldığımız hayat ise başımıza yıkılıyor her seferinde. Dünyamız belki naylon torbaya sığmayacak kadar büyük ama içindeki kötülük hiç bir kara deliğe sığmaz…

Bir de dış sesler var tabi… Seni, olmasını istemediğin yaşama zorlayan.

Bilen söylemez, söyleyen bilmez…

Kendi hayatımızın kontrolünü herhangi bir otoriteye teslim etmediğimizi sanmak çağımızın manipülasyonu maalesef. Yaşadığımız hipnozu ve teslimiyeti suistimal eden tüm mekanizmalara karşı yapacağımız tek şey vazgeçmek…

Ve yine aynı döngü…

İşte çağımızın hastalığı bu!

Beni en çok üzen de bu…

 

 

Exit mobile version