İktidarın Eşiğinde Bir Yalnızlık Hikâyesi

Siyaset, bazen kalabalıkların içindeki yalnızlıkları anlatır. Alkışların yükseldiği anlarda bile, perde arkasında kalan tereddütleri, suskunlukları ve mesafeleri… Bugün Özgür Özel için konuşulan “yalnızlık” tam da bu tarifin içine oturuyor. Cumhuriyet Halk Partisi uzun yıllardır iktidar hedefini güçlü bir söylem olarak dile getiriyor. Ancak bu hedef, çoğu zaman toplumsal karşılığı sınırlı bir iddia olarak kalıyor, seçmende […]

Siyaset, bazen kalabalıkların içindeki yalnızlıkları anlatır. Alkışların yükseldiği anlarda bile, perde arkasında kalan tereddütleri, suskunlukları ve mesafeleri… Bugün Özgür Özel için konuşulan “yalnızlık” tam da bu tarifin içine oturuyor.

Cumhuriyet Halk Partisi uzun yıllardır iktidar hedefini güçlü bir söylem olarak dile getiriyor. Ancak bu hedef, çoğu zaman toplumsal karşılığı sınırlı bir iddia olarak kalıyor, seçmende somut bir ihtimal duygusu yaratmıyordu. Özgür Özel’in genel başkanlığa gelişiyle birlikte bu algının kırılmaya başladığını söylemek mümkün. Sahaya yansıyan dinamizm, artan miting katılımları ve daha net bir siyasi dil, partiyi farklı bir kulvara taşımaya başladı.

Ne var ki siyasette asıl sınav, rakipleri geride bırakmaktan çok, kendi içindeki dirençle yüzleşebilmektir.

Özel’in karşı karşıya olduğu tablo, klasik bir muhalefet-içi fikir ayrılığının ötesine geçiyor. Parti içinde konumlanan bazı aktörlerin sürece tam anlamıyla angaje olmak yerine mesafeli bir duruş sergilediği görülüyor. Bu mesafe kimi zaman açık eleştirilerle, kimi zaman ise dikkat çekici bir sessizlikle kendini gösteriyor.

Burada asıl dikkat çekici olan, eleştirilerin niteliğinden çok zamanlamasıdır. İktidar ihtimalinin daha güçlü hissedildiği bir dönemde artan iç tartışmalar, yalnızca ideolojik farklılıklarla açıklanamayacak bir psikolojik eşiğe işaret ediyor olabilir. Çünkü iktidar ihtimali, aynı zamanda alışkanlıkların sonu demektir. Uzun yıllar muhalefette siyaset üretmiş kadrolar için bu, belirsizliklerle dolu yeni bir dönemin kapısını aralar.

Bu noktada değişim, herkes için aynı anlamı taşımaz. Kimileri için umut, kimileri için ise risk olarak algılanır.

Özgür Özel’in benimsediği siyaset tarzı ise tam da bu konfor alanını zorlayan bir karakter taşıyor. Daha yoğun saha teması, daha görünür bir liderlik ve daha doğrudan bir söylem… Bu yaklaşım seçmen nezdinde karşılık bulurken, parti içinde aynı ölçüde sahiplenilmeyebiliyor. Ortaya çıkan durum ise fiziksel değil, düşünsel bir yalnızlık.

Ancak bu yalnızlık, her zaman bir zayıflık göstergesi değildir.

Siyaset tarihine bakıldığında, pek çok dönüşümün liderlerin iç dirençleri aşabildiği dönemlerde gerçekleştiği görülür. Bu açıdan Özel’in önünde iki temel yol bulunuyor: Ya bu iç gerilimi yöneterek bir dönüşüm hikâyesine dönüştürecek ya da bu direnç, sürecin hızını kesen bir faktör olmaya devam edecek.

Bugün asıl tartışılması gereken soru ise şu: CHP gerçekten iktidara yürüyen bir parti olma iradesini taşıyor mu, yoksa bu hedef hâlâ zihinsel bir sınırın ötesine geçemiyor mu?

Bu sorunun yanıtı yalnızca liderlik performansında değil, aynı zamanda o liderlikle birlikte yürümeyi seçenlerin tavrında gizli.

Ve belki de siyaset, tam olarak bu kırılma noktasında anlam kazanıyor.

Exit mobile version