Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Yusuf Cemil Karaçay
Yusuf Cemil Karaçay

İnsan doğasının en tehlikeli düşüncesi: Sanmak!

 

 

Psikolog değilim. “Sanmak” kelimesinin etimolojisini de anlatacak değilim. Sadece, bu kelimenin insan hayatında bıraktığı iz üzerine birkaç cümle kurmak istiyorum. Çünkü biz, Hatay’da, “sanmak” kelimesiyle fazlasıyla sınandık.

Takvimi 6 Şubat 2023’e saralım mı?

Depremin hemen ardından, enkazların başında bekleyen insanlar, devletin yetkili kurumlarının görevlerini yerine getireceğini sanıyordu mesela!

Yardım gelecekti.

Arama kurtarma ekipleri ulaşacaktı.

Çadırlar hemen kurulacaktı.

Su, gıda ve temel ihtiyaçlar karşılanacaktı.

Sonra zaman geçti, “en kötüsü geride kaldı” sandık, ta ki 20 Şubat gecesine kadar!

Hatay, bir kez daha sallandı.

Yine sokaklara çıktık, yine korktuk, yine kaybettik.

Doğanın işleyişi, bizim sandığımız şeylerle hiç ilgilenmedi.

Depremden sonra, bu kez başka bir şey için sandık!

Kısa süre içerisinde evlerimize döneceğimizi…

Devleti yönetenlerin tam da bu noktada babalık yapacağını…

Konteynerlerin geçici olduğunu…

Verilen sözlerin tutulacağını…

Unutulmayacağını…

Sandık!

Ama zaman geçtikçe, “sanmak” ile “gerçek” arasındaki mesafe kapanamayacak kadar çok açıldı.

Hatırlıyorum da, depremin üzerinden sadece iki hafta geçmişti. Bir Bakan ve iki Milletvekili kameraların karşısına geçerek, depremzedelere eşya konusunda söz verdi ve biz yine sandık! Yalnız olmadığımızı sandık! Haklısınız, yine sadece sandık Depremin neredeyse dördüncü yılına yaklaşırken, “sanmak” ile “gerçek” arasındaki o mesafede yorgun düştük.

Bugün, depremin ardından yapılan evler için çekilen kurada ismi çıkan vatandaşlara anahtarları teslim ediliyor. Anahtarı eline alan, doğal olarak yeni evinde yeni bir hayat kuracağını sanıyor.

Fakat Hatay’da artık bir şeyi çok iyi biliyoruz:

Anahtar başka, hayat çok başka! O anahtarlar yepyeni evlerin yepyeni odalarını açıyor bizlere ama, tutulmayan o eşya sözünün boşluğunda duruyor her bir oda.

Anlayacağınız, Hatay’da biz çok şey sandık!

Yardımın zamanında geleceğini…

Depremin de sarsıntıların da bittiğini…

Evlerimize kısa sürede döneceğimizi…

Verilen sözlerin tutulacağını…

Evlerimizin anahtarlarını aldığımızda, hayatlarımızın da normale döneceğini…

 

Belki de artık “sanmak” yerine başka bir şeye ihtiyacımız var.

Görmeye…

Sormaya…

Gerçeği olduğu haliyle kabul etmeye…

Çünkü Hatay’da öğrendiğimiz en ağır şeylerden biri şu oldu: Bir şeye inanmak, onun mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmiyor. Bir sözün verilmiş olması, tutulacağı anlamına gelmiyor. Bir anahtarın elimize bırakılması, hayatın da o kapının ardında bizi beklediği anlamına gelmiyor.

Ama yine de insan umut etmekten vazgeçemiyor.

Çünkü bazen umut, gerçeğin karşısında safça beklemek değil; bütün yaşananlara rağmen yarına tutunabilmek demek.

Belki de bizim “sanmak” dediğimiz şeyin altında tam olarak bu var.

Mutlu olmayı istemek.

İyi bir şeylerin olacağına inanmak.

Kaybettiklerimizin yerine yeniden bir hayat koymaya çalışmak.

Hatay’da biz çok şey sandık.

Belki yanıldık.

Belki fazla inandık.

Belki de sadece yaşadığımız onca acının ardından biraz olsun güzel bir şeyler olsun istedik.

Şimdi artık daha az sanıyor, daha çok görüyoruz.

Ama umut etmeyi hâlâ bırakmıyoruz.

Çünkü bizim derdimiz sadece gerçeği bilmek değil.

Bizim derdimiz, bütün bu gerçeğin içinde hâlâ yaşanacak bir hayat aramak.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER