Çok üzgün ve acılıyım.
Yaşamı, insan ve dünya problemlerini felsefi bilgi ile kavrama yeteneğini bana kazandıran, akademik alanda çalışmayı sevdiren, bilge insan Sevgili Hocam Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’yi kaybettik.
Eksikliğini hep duyacağım.
Ondan öğrendim; felsefeyi, felsefi düşünsel etkinliği, bu duşünsel etkinliğin aydınlattığı aklın bilgisini ve kullanımını ve bu bilgiyle gerçeği kavramayı; ‘yaşamı , ‘varlığı’, ‘bilgiyi’, ‘değer’i’ anlama, anlamlandırma, bu anlam bilgisi ile koşulları değiştirme “etik” bilinçle değerlendirme yapma gücünü…
Insan haklarının düşünsel temellerini, insan onuru ile bağlantısını, bu baglantı ile güncel ihlalleri kavramayı ve insan haklarının korunmasının gereklerini, bunun icin nasıl mücadele etmek gerektiğini ondan öğrendim.
Sonsuz teşekkürlerimi, saygıyla sunuyorum.
En büyük şansım, akademik yaşamıma Hacettepe Üniversitesi’nde, onun asistanı, kurduğu ve alanında ilk olan “İnsan Hakları ve Felsefesi Araştırma ve Uygulama Merkezi’ inde kürsü çalışma arkadaşı, bir anlamıyla da öğrencisi olma ve beş yılı birlikte geçirme şansı yakalayarak, başlamak oldu.
Çok Yönlü Bir Bilge
Kararlı, azimli, çalışmayı çok seven, son derece disiplinli, yılmak bilmez, baskın özellikleri olan bir kişilik ve haylaz, kışkırtıcı sorularla kişiyi sistematik düşünmeye zorlayan bir mantık, yaratıcı bir kavrama gücü, altı dili çok ustalıkla, eksiksiz bir mükemmelik ile kullanan bir yetenek, ince zevkleri olan bir ruh ve mavi gözlü, çok güzel bir kadın…
Yirmibirinci Dünya Felsefe Kongresinin, “Dünya Problemleri Karşısında Felsefe” konu başlığıyla, Türkiye’ de düzenlenmesini sağlamıştı.Unesco Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü ile Dünya Felsefe Kongresi Başkanlığını yürüttüğü dönemde, 2003 yılında İstanbul Haliç Kongre Merkezinde gerçekleştirdiğimiz kongrede, tüm dünya ülkelerinden en önemli felsefecileri ve bilim insanlarını bir araya getirmişti. Kongrenin hazırlık aşamasını, onun önderliğinde Ana Bilim Dalında görevli tüm arkadaşlarımızla birlikte yürütmüş, onun önerisi ile belirlenen benim de aralarında olduğum akademisyenler, Kongrede bimsel sunumlar gerçekleştirmiş ve çok şey öğrenmiştik.
Kongre sonrasında, ( benim sunmuş olduğum bildirinin de yer aldığı) metinleri içeren kitabı, titiz bir çalışmayla (ingilizce ve türkçe olarak) hazırlamış, ulusal ve uluslararası akademik alana kazandırmıştı.
Ioanna Kuçuradi, örgütlenmeye ve örgütlü olmaya hep inandı, Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı ve Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu’nun onursal başkanı olarak, durmadan üretti, insan hakları kuruluşlarında kurucu olarak yer aldı, calışmalara katıldı, ders verdi.
Yaşamı boyunca feksefe alanında binlerce ögrenci yetiştirdi, çok önemli kitaplar kaleme aldı.
Türkiye ‘ de insan hakları eğitimi için bir ilk oluşturan temel ilkeler ve öncülleri yazdı ve yürüttüğü insan hakları egitimi programlarında uyguladı, cok sayıda insanı, ozellikle sosyal hizmet uzmanları, doktorlar, hukukcular, kolluk kuvvetleri mensubu gibi grupları eğitti.
Cağından Sorumlu Bir Felsefeci
Türkiye’ de ve dünyada yaşanan probemlere felsefi bir temellendirme ile yeni bir bakış ve kavramlaştırma getirdi. “Insan hakları” ve “etik” ile birlikte, bir kavram ve bir durum olarak “barış”, tarihsel ve güncel bağlamlarıyla “adalet”, türetilme biçimi ve norm özelliği olarak bir erk alanı olan “hukuk”, “kalkınma ve büyüme” öncelikli ekonomik düzenin insan haklarına aykırılık özelliği ve elbette, “hukuksal bir insan örgütlenmesi” olarak devletin “kendi başına varlık” olarak algılanmasının yol açtığı sorunlar ve “demokrasiyi” bu yüzyılda bekleyen tehlikeler, postmodernizmin aşılması için yapılması gerekenler ile “özgürlük”, “özgür insan kimdir” sorusu, onun düşün dünyasında üzerinde en çok durduğu konu ve durumlar oldu.
Seyyid Nesimi’nin ‘melamet bilincini’ anlatan “Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi, kâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni” dizeleri ile başlayan şiirini ve uyarlanan türküyü çok severdi.
2003 yılı yılbaşı öncesi son ders gününde, Felsefe Anabilim Dalı kadrosu olarak bizi topladığı o neşeli günde, bu türküyü sevgiyle söylediğini hep hatırlayacağım. Hindistan ziyareti dönüşünde bana getirmiş olduğu bilgelik tanrıçası Minerva’nın (Athena) sembolü baykuş figürünü yaşamım boyunca saklayacağım.
Her ay olduğu üzere, Ağustos ayında da konuşmuştuk, son olacağını bilmeden… Ayağının kırılması onu yormuştu, iyileşince, Antakya’ ya gelecekti, sozü vardı. Bizlere antik dönem düşünce dünyasını, o dönemlerde Antakya’ da kurulan Felsefe Okulunu ve günümüz sorunlarına, özellikle deprem sonrası koşulların ağırlığı altında, felsefe ile bakabilmeyi anlatacaktı…
O şimdi “Gökyüzüne çıktı ve seyretmekte âlemi!” Sözü ve anısı yeryüzünde bizimle yaşayacak…
Insanlığa Uyarısı
Felsefe Günu dolayısıyla yayınladığı son mesajda, insanlığın değerlerine ilişkin bilgisizliğin geleceğe ilişkin en yaşamsal sorun olduğunu vurguluyor, iktidarlara ve insanlığa çok önemli bir uyarıda bulunuyordu:
“Öyle görünüyor ki, insanlık olarak kendimizi silkelemediğimiz ve bazı umut verici gelişmeleri daha çok teşvik etmediğimiz takdirde, 21.yy makineleriyle donatılmış bir karanlık çağın dünyayı kaplaması olasılığı gitgide artıyor…
Değer bilgisinden oluşan ‘etik ‘ile kültürel değer yargılarından normlardan oluşan ahlakların farkını görmeyenlerin, bu bilgisizliği gitgide yaygınlaşan insanları ‘robot’laştırma, robotları ‘insan’laştırma çabalarına da yansıyor…
Dünyanın dört bucağından olan bitenlere baktığımızda postmodernizmin en uç sonuçlarının yaşandığını görüyoruz… Sınırlarına dayanmış olan postmodernizmin aşılmasının felsefi değer bilgileriyle olabileceği umuduyla, günün olan bitenlere değer bilgileriyle bir hesaplaşma günü olmasını dilerim. ”
Bu uyarıyı hepimiz çok ciddiye almalıyız. Geleceğe dair iyiyi umut edebilmek için!…
Felsefe’ye, Felsefi düşünsel etkinliğe, onun aydınlattığı aklın bilgisine ve bu bilginin kullanımınının insanı özgürleştirmesine sahip çıkmak, size sözümüz olsun!
Güle güle Sevgili Hocam…