Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Muhsin Boz
Muhsin Boz

İSTATİSTİK DERSİNDEN 46 YIL SONRA SINIFTA KALDIM

         Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan, seslerden oluşan, kendine özgü kuralları olan, toplumsal bir anlaşma sistemidir. Duyguların, düşüncelerin ve bilgilerin aktarılmasında en gelişmiş araçtır.  Kültürün nesilden nesile aktarıcısı da olmuştur.

Kaynaklara başvurulduğunda dil ile ilgili yüzlerce yazıya ulaşırsınız. Anlatacağıma gelmeden önce sizleri sıkmadan, dil ile ilgili birkaç konuya değinmek istiyorum. Konuşma ve yazı dilinden önce insanların birbirleriyle vücut (beden) diliyle anlaştıkları muhakkak. Çünkü hiç konuşmadan karşınızdakine beden diliyle pek çok şeyi ifade edebilirsiniz: gülmenin, sevinmenin, öfkelenmenin, şaşırmanın, âşık olmanın, ağlamanın jest ve mimikleri birbirinden çok farklı. Vücudun hareketleri, duruşu, göz teması, el-kol hareketleri, ses tonu, yüz ifadeleri… Günümüz dünyasında da beden diliyle anlaşma oranı % 55-65 civarında. Anlamlı sesler çıkarmanın 100 bin yıl önceye kadar uzandığı tahmin ediliyor. Yazının, Sümerler tarafından MÖ 3 200- 3 500 yıl önce kullanılmaya başladığını kabul eder tarih. Yani sözel konuşmanın ardından gelen bir iletişim şekli de yazı.

Hayvanların da biz insanoğlunun henüz tam çözemediği bir konuşma, anlaşma, en azından beden dilleri var. Belki de bitkilerin de…

Günümüz dünyasında başka değişik dillerden de söz ederiz. Yapay dil, daha çok çocukluğumuzda kullandığımız kuşdili, bebek dili…

Teknoloji o kadar ilerledi ki biz insanlar mecburen yeni diller ekledik. Bana göre şu anda en önemlisi trafik dili. Sürücü kurslarına giden adaylara öğretilen pek çok işaret, aslında bir trafik dilidir. Yollarla ilgili yüzlerce özellik, trafik tabelalarına taşınmış, işlenmiş durumda. Şoförlerin bile sürücü koltuğundayken birbirleriyle anlaştıkları, söze dökülmeyen dilleri var. Söze döküldüğündeyse çoğu kez küfür olur bildiğiniz gibi.  Bindiğimiz, bizi bir yerden bir yere taşıyan arabamızın da dili var. Marş, korna, sinyal, dörtlüler, cam sileceklerinin sesi… Sesi olmayan, görseli olan, ekrana yansıyan pek çok işaret…

Sadede geleyim: Birkaç gün önce bir cumartesi günü, özel sektöre ait bir bankanın ATM’sinden para çekmem gerekiyordu. Arabamı, ATM’ler Bölgesi olarak adlandırdığım yere park ettim. Sözünü ettiğim ATM’nin önündeyim. Kartımı taktıktan sonra ekranda şu yazı belirdi: “Üzgünüz, falan filan…” Ya para yoktu ya da bir arıza vardı ki ATM, kendine sakladı bu sorunu. Bunun üzerine 100 metre ötedeki başka bir özel sektör bankası ATM’sinin önüne geldim. Bu makine ve ait olduğu banka, daha nazikti. Makinede arıza olduğunu belirtiyor ve en yakın ATM’lerin adreslerini veriyordu. Hay Allah! Aklıma parlak bir fikir geldi. Bir kamu bankasında hesabım vardı ve uzun süredir hesap hareketi yoktu. Bir özel sektör banka hesabımdan, söz ettiğim hesaba havale yaptım ve bu işlem için 16 küsur TL harcadım. Kamu bankasının ATM’sine taktım kartı. Belirli bir aşamadan sonra işlemi ilerletemiyorsunuz. Tuşlar donmuş adeta. Bu ATM, biraz daha ketum. Şaka gibi! Meğer makine bozuk ve arkasında görevliler var. Görevlinin biri kafasını yarım görünecek şekilde uzatıp, bana, “Makine bozuk, kartınızı alın, yoksa yutar da içinde kalır,” deyiverdi. Ben nahoş bir şekilde gülünce, galiba sırıtınca,  sormak zorunda kaldı: “Ne oldu?! Neden güldünüz?!” “Hiç,” dedim “makine ile sessiz, sözsüz konuşurken, aniden kurtarıcısının sesini, yani sizin sesinizi duyunca…” deyiverdim. Adam, “İyi misiniz be kardeşim!” deyip kafasını geri çekti. İşine devam etti.

Dördüncü ATM makinesine doğru devindim. İşim daha rahattı. Aynı kartla işlem yapacaktım. Önümde bir genç: “Ağabey, makine bozuk değil ama parası yok sanrım,” deyince çok şaşırmadım. Makinelerde beşinci, kamu bankalarında üçüncü ATM’ye yöneldim. İnanılması zor ama beşincisinden de para çekemedim. Çünkü bu makinede de para bitmişti. Eskiden olsa sinirden küplere biner, bir ton kadar küfrederdim. Yok, bu defa öyle olmadı. Bir anda olaya bilimsel bakasım geldi: İstatistik diye bir bilim dalı vardı ve acaba beş ATM makinesinin yarım saat içinde para vermeme oranı, nasıl hesaplanırdı. Aslında tıp fakültesi birinci sınıfta “istatistik” dersini okumuştuk. Hatta beş-altı arkadaş bu ders yüzünden yıl kaybetmişti. Aradan 46 yıl geçmiş olmasına rağmen o an için oranı bulamasam da, hesaplama yolunu yordamını bilmem gerekirdi. Sinirleniverdim aniden. Kendimi sınıfta bıraktım, çaktırdım bunca yıl sonra. Arabama binip uzaklaşacağım sırada başka şeyler geldi aklıma. Evden çıkışım, ATM’ler Bölgesi’nde geçirdiğim kayıp zaman, havale ücreti, bir litre dizelin 80 TL’ye dayandığı bir zamanda arabanın akaryakıt sarfiyatı… Daha da sinirlendim. Birileri, beni  / bizleri salak yerine koyuyordu. Ve işin en acısı yaşamımız boyunca salak yerine konmuştuk ve konulmaya devam edecektik.

Ben şaşkın salak, arabama bindim. Artık birileriyle kavga etmem gerekirdi. Öyle sinirlerim boşalır, öyle deşarj olurdum. En iyisi eve giderken kullanacağım yol ile kavga edeyim. Şehir içi hız sınırı, 50 km /saat ve altı ama dinlemedim, 65-70’e çıktım. Derken araba içinde hopladım, kafam araba tavanına çarptı. Arabadan metalik, tuhaf sesler geldi. Hız yaptığım için “kasisli yol işareti” ni görmemişim. Ya, işte böyle! Sen misin yol ile kavga eden! Sus ve otur! Hazmet her şeyi! Hizmet et sisteme!

 

Muhsin Boz

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER