Kadın

Son günlerde haber bültenlerini açmaya cesaret ister oldu. Yine bir kadın öldürüldü. Önce kadını öldürdü, sonra kendini vurdu. Bir başka dosyada, kadın hakimi vuran savcı için 42 yıl hapis istendi. Birçok öldürme olayı, sönen ocaklar, yakılan yuvalar… Kadına yönelik şiddet, zor kullanma, kadının adeta kafes arkasına sıkıştırılması ve bunun sonucunda eziyet, şiddet ve sair uygunsuz […]

Son günlerde haber bültenlerini açmaya cesaret ister oldu. Yine bir kadın öldürüldü. Önce kadını
öldürdü, sonra kendini vurdu. Bir başka dosyada, kadın hakimi vuran savcı için 42 yıl hapis istendi.
Birçok öldürme olayı, sönen ocaklar, yakılan yuvalar… Kadına yönelik şiddet, zor kullanma, kadının
adeta kafes arkasına sıkıştırılması ve bunun sonucunda eziyet, şiddet ve sair uygunsuz
davranışlar… Manzara ağır. Kelimeler yetersiz. Ama suskunluk daha ağır.
Her bir olayda geride kalan yalnızca bir istatistik değil; yarım kalmış hayatlar, annesiz büyüyen
çocuklar, tarifsiz acılar. Kadına yönelik şiddet artık münferit bir “asayiş” meselesi değil; toplumsal
bir yara, hukuki ve vicdani bir sınavdır. Ve ne yazık ki her yeni olay, bu sınavdan geçemediğimizi
yüzümüze çarpıyor.
Bir davada ailenin fezlekeye olan tepkisi ve avukatların sözleri hala kulaklarımızda: “Hukuk tarihine
yeni bir kara sayfa eklenmiştir.” Bu cümle, yalnızca bir dosyaya değil; bir zihniyete, bir ihmaller
zincirine, bir cezasızlık algısına işaret ediyor. Çünkü mesele yalnızca bir sanığın alacağı ceza değil;
adalet duygusunun toplum vicdanında karşılık bulup bulmayacağıdır.
“Böyle gelmiş, böyle geçer” demek kolay. Ama olmuyor. Böyle gelmiş olabilir; fakat böyle
gitmeyecek demek zorundayız. Aksi halde her yeni haber, bir öncekini unutturan bir sıradanlığa
dönüşecek. Şiddet kanıksanacak. Kadınlar korunamadığı bir düzende yaşamaya mahkum
edilecek.
Oysa hukuk, tam da bunun için var: Güçlünün değil, haklının yanında durmak için. Caydırıcılığı
sağlamak, korumayı etkin kılmak, şiddeti önlemek için. Yasa metinleri kağıt üzerinde kaldığında
değil; uygulamada kararlılıkla hayata geçtiğinde anlam taşır. Kolluk, yargı, sosyal hizmet
mekanizmaları ve toplumun tamamı aynı iradeyi ortaya koymadıkça, her dava bir başka kara
sayfanın habercisi olacaktır.
Bu nedenle “böyle gelmiş ama böyle gitmez” demek yetmez; “böyle gidemez” demek gerekir.
Önümüze bakmalı, geleceği görerek ona göre bir yol haritası çizmeliyiz.
Eğitimden başlayarak toplumsal zihniyeti dönüştürmek, koruyucu ve önleyici tedbirleri etkin
uygulamak, mağduru yalnız bırakmamak, faile ise açık ve net bir mesaj vermek gerekmektedir.
Şiddetin hiçbir mazereti yoktur!
Yol haritası çizmek sorumluluk almaktır. Her kurumun, her bireyin payına düşeni yapmasıdır.
Kadına yönelik şiddetin kader olmadığını, değiştirilebilir bir toplumsal sorun olduğunu kabul
etmektir.
Yolumuzun aydınlık, geleceğimizin ışıklarla dolu olması ancak bu kararlılıkla mümkün. Çünkü
adaletin olmadığı yerde ne huzur olur ne güven.
Böyle gelmiş olabilir. Ama böyle gitmeyecek. Gitmemeli.

Exit mobile version