2011’den bu yana bu coğrafya normal değil.
Bunu artık sadece bir tespit olarak değil, bir gerçeklik olarak kabul etmek zorundayız.
Savaşın, terörün, şiddetin ve belirsizliğin gölgesinde büyüyen bir toplumdan söz ediyoruz. Daha da önemlisi, bu karanlık atmosferin içinde şekillenen bir nesilden…
Bölge insanı yıllar içinde adım adım vahşete alıştırıldı.
Bir zamanlar istisna olan olaylar, bugün sıradan başlıklar haline geldi. Patlamalar, saldırılar, toplu ölümler… Artık sadece birkaç gün konuşulup unutulan “gündem maddeleri” oldu.
İnsanlık geri plana itilirken, hayatın en temel haklarından biri olan eğitim ise giderek daha fazla maddi imkânlara bağlı hale geldi. Parası olan çocuklar bir şekilde yolunu bulurken, imkânı olmayanların çocukları eğitim sisteminin içinde ama aslında dışında büyüyor.
Adeta “okuyor gibi” bir nesil…
Bu durum sadece bireysel bir sorun değil, doğrudan toplumsal bir kırılmadır. Çünkü eğitimden kopan her çocuk, gelecekle bağını da koparır. Aidiyet zayıflar, umut körelir, yön duygusu kaybolur.
Ve toplum uzun süredir bir savaş psikolojisi içinde yaşıyor.
2011’den bu yana yaşanan onlarca terör saldırısı, travmatik olay ve kırılma noktası, insanları önce sarstı, sonra alıştırdı.
Evet, en tehlikelisi de bu: Alışmak.
Şiddete alışmak…
Ölüme alışmak…
Adaletsizliğe alışmak…
Bu alışma hali, yeni nesli de doğrudan etkiliyor. Suça eğilim yaşının düşmesi, öfkenin daha kolay kontrolsüz hale gelmesi, bireysel patlamaların artması tesadüf değil.
Okullarda öğrencilerin işlediği olağanüstü suçlar, bu tablonun en çarpıcı örneklerinden biri olarak karşımızda duruyor. Bu bir “anlık olay” değil; yıllardır biriken bir psikolojinin dışa vurumudur.
Burada asıl soruyu sormak zorundayız:
Biz neyi koruyoruz?
Vatanı korumak sadece sınırları korumak değildir.
Milleti korumak, o milletin ruh sağlığını, geleceğini ve çocuklarını korumaktır.
Milliyetçilik; slogan atmak değil, çocukları sağlam bir geleceğe hazırlamaktır.
Atatürkçülük; sadece isim anmak değil, akılcı bir hedef belirlemek ve o hedefe kararlılıkla yürümektir.
Eğer bugün bu sorumlulukların dışında kalıyorsak,
Eğer çocuklarımızı bu karanlık atmosferin içinde savunmasız bırakıyorsak,
Açık konuşmak gerekir: Biz de bu çürümenin bir parçası haline geliyoruz.
Yazılarımıza “Kaos içinde düzen” diyerek başlamıştık.
Ama görünen o ki bu kaosun içinde düzen kurmak yerine, kaosa alışan bir toplum haline gelme riskiyle karşı karşıyayız.
Umarım yanılırız.
Umarım bundan sonra daha fazla acıyı yazmak zorunda kalmayız.
Ama gerçek şu:
Eğer bugün harekete geçmezsek, yarın yazacaklarımız daha ağır olacak.