Kerkük’te 86 yıl aradan sonra bir Türkmen ismin valilik makamına gelmesi, yalnızca idari bir görev değişimi değildir. Bu gelişme; tarihin, kimliğin, sabrın ve siyasal hafızanın yeniden görünür hale gelmesidir. Mehmet Seman Ağa adının bugün bu nedenle anlamı büyüktür.
Çünkü Kerkük, sıradan bir şehir değildir. Kerkük; petrol kadar hafızası, coğrafya kadar kimliği, siyaset kadar vicdanı olan bir merkezdir. Ve bu şehrin taşında, sokağında, çarşısında, türküsünde, mimarisinde Türkmen izi vardır.
Irak Türkmenleri, bu ülkenin sessiz ama en köklü kurucu unsurlarından biridir. 1940’lı yıllarda Abdülhamid Abdülmecid ve Şamil Yakubi gibi isimler bugün dahi hatırlanıyorsa, bunun nedeni yalnızca görev yapmış olmaları değil; Kerkük’ün modern şehir kimliğine katkı sunmuş olmalarıdır. Kerkük’ün her adımında Türkmen emeği vardır.
Ancak tarih, bu topluluğa kolay davranmadı.
Saddam Hüseyin döneminde Türkmenler baskı gördü, kimlikleri bastırılmak istendi, siyasal etkileri törpülendi. Buna rağmen yılmadılar. Irak siyasetinde, ticaretinde, kültüründe varlıklarını korudular. Kimliklerinden vazgeçmediler.
Rejim değiştiğinde de rahat bırakılmadılar. Bu kez mezhep eksenli önyargılar devreye sokuldu. Şii kimliği üzerinden dışlanmaya çalışıldılar. Hatta Türkiye’de dahi meseleleri bilmeden konuşan bazı çevreler, “Şiiden Türk olmaz” gibi tarih dışı ve akıl dışı söylemlerle Irak Türkmenlerine haksızlık etti.
Oysa Irak Türkmeni, Irak’ın en medeni, en dengeli ve en hoşgörülü topluluklarından biridir. Türkiye’ye gönül bağı ise tartışma götürmez. Mustafa Kemal Atatürk’e duydukları saygı, Türkiye’ye besledikleri sevgi ve aidiyet hissi; birçok hamasi söylem sahibinden daha sahici, daha derindir.
Bu nedenle Kerkük’te bugün bir Türkmen valinin göreve gelmesi önemlidir. Ama bu gelişmeyi doğru okumak daha da önemlidir.
Çünkü ortada kalıcı bir zafer tablosundan çok, bölgesel dengelerin ürettiği hassas bir fırsat bulunmaktadır.
Kerkük’te daha önce şekillenen güç paylaşımı formüllerinde valiliğin Kürtler ve Araplar arasında dönüşümlü paylaşılması konuşuluyordu. Türkmenler bu tabloda yeterince yer almıyordu. Ancak son dönemde bölgesel gelişmeler, özellikle İran’ın kendi iç ve dış gündemine yoğunlaşması, bazı Arap grupların yeni denge arayışına girmesine yol açtı.
Bu noktada Türkiye, güven veren ve dengeleyici bir aktör olarak öne çıktı. Kerkük’te Türkmen valilik formülü de biraz bu yeni jeopolitik arayışın sonucu olarak gündeme geldi. Yani mesele sadece bir atama değil; aynı zamanda yeni bölgesel yönelimlerin yansımasıdır.
Tam da bu yüzden aşırı sloganlardan kaçınmak gerekir.
Bugün bu gelişmeyi “Yüz yıl sonra Kerkük’ü geri aldık” diliyle sunmak, yarının gerçekleriyle çelişebilir. Eğer görev süresi kısa kalırsa ne denecektir? “Yüz yılda aldık, yedi ayda kaybettik” mi?
Daha önemlisi, Kerkük’ün diğer topluluklarında gereksiz bir tedirginlik oluşturacak hamasi dil, uzun vadede en çok Türkmen kardeşlerimize zarar verebilir. Geçmişte defalarca olduğu gibi, siyasi reaksiyonların bedelini sahadaki siviller öder.
Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey, duygusal taşkınlık değil; stratejik akıldır.
Türkmen valinin Kerkük’ü yönetmesi elbette kıymetlidir. Ancak asıl mesele, Türkmenlerin yönetime kurumsal ve kalıcı biçimde ortak olduğu bir sistemin inşa edilmesidir. Belediye meclisinden güvenlik bürokrasisine, eğitimden ekonomik paylaşıma kadar her alanda adil temsil sağlanmalıdır.
Ve bu konuda Ankara’nın rolü yalnızca sevinç mesajları vermek değil, kalıcı modeller önermektir.
Çünkü Irak dosyasında henüz kapanmamış başlıklar vardır.
Unutulmuş değil, ertelenmiş haklar vardır.
Musul’dan Kerkük’e, merkezi bürokrasiden yerel yönetime kadar Irak’ın birçok alanında Türkmenlerin daha güçlü temsil edilmesi meşru bir beklentidir. Hatta bir gün Bağdat’ta Türkmen bir cumhurbaşkanı görmek, romantik bir hayal değil; doğru siyasetle mümkün olabilecek tarihsel bir hedeftir.
Bu yüzden Kerkük’teki son gelişme küçümsenmemeli ama abartılmamalıdır.
Bu bir sonuç değil, başlangıçtır.
Bir makam değil, bir mesajdır.
Bir zafer değil, uzun yürüyüşün ilk görünür adımlarından biridir.

YORUMLAR