Komşuya Yardım Güzel de Evdeki Yangın Ne Olacak?

  Siyasette bazı kararlar vardır; hukuken doğru olabilir, mevzuata uygun olabilir, hatta iyi niyetle alınmış da olabilir. Ancak, kamu vicdanında karşılık bulmadığında, tartışmaların önüne geçmek mümkün olmaz. Hatay Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Ağustos ayı toplantısında kabul edilen Suriye’ye araç hibesi kararı da tam olarak böyle bir karar. Aslında, tartışılması gereken konu, hibeye konu olan araçların sayısı […]

 

Siyasette bazı kararlar vardır; hukuken doğru olabilir, mevzuata uygun olabilir, hatta iyi niyetle alınmış da olabilir. Ancak, kamu vicdanında karşılık bulmadığında, tartışmaların önüne geçmek mümkün olmaz. Hatay Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Ağustos ayı toplantısında kabul edilen Suriye’ye araç hibesi kararı da tam olarak böyle bir karar.

Aslında, tartışılması gereken konu, hibeye konu olan araçların sayısı ya da teknik detayları değil. Asıl mesele, zamanlama ve öncelikler. Çünkü bu kararın alındığı şehir, sıradan bir şehir değil. Bu şehir, 6 Şubat depremlerinde on binlerce insanını kaybetmiş, altyapısı büyük ölçüde çökmüş, ekonomik ve sosyal hayatı ağır yara almış, Hatay…

Aradan yıllar geçmiş olabilir. Deprem, raporlarda geride kalmış olabilir. Ancak, Hataylı vatandaşın günlük yaşamında depremin etkileri hâlâ hissediliyor. Yağmur yağdığında su baskınları yaşanıyor, birçok bölgede altyapı çalışmaları tamamlanabilmiş değil, trafik sorunu her geçen gün büyüyor ve vatandaş, sabah evinden çıkarken, hangi yolun kazılmış olduğunu, hangi güzergâhın kapalı olduğunu tahmin etmeye çalışıyor.

Kısacası, Hatay, hâlâ toparlanma mücadelesi veriyor.

Böyle bir tabloda, belediye meclisinin gündemine gelen konulardan birinin “Suriye’ye araç hibesi olması”, doğal olarak soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Sormak gerekiyor:

Hatay, gerçekten bütün sorunlarını çözdü mü? Belediyenin ihtiyaç fazlası, kullanılmayan araçları mı var? Vatandaşın ulaşım, altyapı ve hizmet talepleri tamamen karşılandı da, sıra, komşu ülkeye yardım etmeye mi geldi?

Bu soruların cevabını sahada yaşayan herkes az çok biliyor. Kararı savunanlar, bunu iyi komşuluk ilişkileri, dayanışma ya da yerel diplomasi çerçevesinde değerlendirebilir. Elbette, yardımlaşma ve dayanışma değerlidir. Ancak, kamuoyunun önemli bir bölümü, meseleye farklı bir pencereden bakıyor.

Çünkü konu sadece Suriye değil.
Konu, Hatay’ın öncelikleri.

Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin görevi, dış politika üretmek değil, Hatay’a hizmet etmek! Belediye Meclisi’nin asli sorumluluğu da uluslararası mesaj vermek değil, vatandaşın yaşadığı sorunlara çözüm üretmek!

Bugün, Hatay’da insanlar yolların durumunu konuşuyor. Su sorununu konuşuyor. Trafiği konuşuyor. Deprem sonrası tamamlanamayan çalışmaları konuşuyor. Konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veren vatandaşları konuşuyor. Kimse çıkıp da “keşke belediye Suriye’ye araç hibe etse” demiyor.

Siyasetin en temel kurallarından biri, öncelikleri doğru belirlemektir. Vatandaşın önceliği ile yöneticinin önceliği birbirinden uzaklaşmaya başladığında, güven duygusu da zedelenmeye başlar. Üstelik bu karar, başka bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Eğer Hatay, artık başka ülkelere araç hibe edecek kadar güçlü ve rahat bir noktaya geldiyse, o halde, yıllardır yaşanan birçok sorunun artık geride kaldığını kabul etmek gerekiyor!…

Bu durumda, depremin, belediye hizmetlerindeki eksikliklerin gerekçesi olarak kullanılmaması da gerekir. Çünkü bir yandan “depremin yaralarını sarıyoruz” derken, diğer yandan başka ülkelere yardım gönderebilecek bir noktada olduğunuzu söylüyorsanız, vatandaş doğal olarak şu soruyu sorar: “Demek ki artık kaynak ve imkân sorunu kalmadı?”

Eğer gerçekten böyleyse, benim de bir önerim var;

Konteyner kentlerden kalıcı konutlarına taşınmaya hazırlanan vatandaşlara SÖZ’ü verilen o eşya desteği sağlanabilir. Evini kaybetmiş, yıllardır geçici yaşam alanlarında hayatını sürdürmeye çalışan ailelere, sosyal belediyecilik anlayışıyla destek olunabilir. Bu, hem doğrudan Hataylı vatandaşın hayatına dokunur hem de yıllardır kullanılan “Hatay ayağa kalkıyor” sloganını daha anlamlı bir noktaya taşır. Belki de o zaman yeni slogan şu olur: “Hatay’ı ayağa kaldırırken, vatandaşlarımızı da ayağa kaldırıyoruz.” Çünkü gerçek sosyal belediyecilik, önce kendi vatandaşının yarasına merhem olmaktır. Kimse, yardımlaşmaya karşı çıkmaz. Kimse, komşusunun zor gününde yanında olunmasına itiraz etmez.

Ancak, hayatın değişmeyen bir gerçeği vardır:

Önce kendi evinizdeki yangını söndürürsünüz, sonra da komşunuzun yardımına koşarsınız.

Hataylıların bugün sorduğu soru da tam olarak bu:

Hatay’ın yangını tamamen söndü mü ki, şimdi komşunun yangınına koşuyoruz?

Bu soruya, kamuoyunu tatmin edecek güçlü bir cevap verilmediği sürece, Suriye’ye gönderilecek her araç, Hatay’da çözülememiş bir sorunun gölgesinde kalmaya devam edecek.

Exit mobile version