Futbola gönül vermiş pek çok kimse gibi, memleketimin takımını ve dört büyüklerden bir takımı tutarım. Takım tutmam, fanatik düzeyde değil. Önceki yazılarımda da söz etmişim. Tekrar olacak belki de ama yazmadan geçemeyeceğim. Tuttuğum takımlar yenilirlerse üzülürüm, yenerlerse sevinirim. Ama her iki durumda aşırı, abartılı değil.
Bundan 45 – 47 yıl önce. Üniversite öğrencisiyim. Her pazartesi günü Birinci Lig’te (şimdiki karşılığı Süper Lig) neler olmuş, kim kimi yenmiş… falan, arkadaşlarla konuşurduk. Dört büyüklerden tuttuğum takım yenilmiş ve yenilgiyi hak etmişti. Bunu dile getirirken; iyi tanımadığım, samimi olmadığım bir sınıf arkadaşım kulak misafiri olmuş, tuttuğum takımı sormuştu. Cevabım şaşırtmıştı onu: “Hayır, sen bu takımı tutuyor olamazsın. Eğer tutuyor olsaydın böyle konuşmazdın…” Konuşmanın akışını hatırlamıyorum ama aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen bakış açım değişmedi. Hakkıyla, oyunuyla yenmişse; rakibin elini sıkacak, tebrik edeceksin. Spor ahlakı. Benim sevgim, normal olanı. Arkadaşınki ise fanatik düzeyde bir sevgi. Gerçi buna “sevgi” demek ne kadar doğru, tartışılır. Saplantı, hastalık demek… daha doğru olsa gerek.
1967 yılında kurulan Hatayspor’u kendimi bildim bileli takip ederim. Şampiyon olmuşsa sevinmiş, küme düşmüşse üzülmüşümdür. Her takımın öyle inişli çıkışları olmuştur; olacak da… 2019- 2020 sezonunda Süper Lig’e çıkmış, doğal olarak sevinmiş ve ilk sezon başarılı olmuştu. Ligi altıncı sırada bitirmiş, bir de gol kralı çıkarmıştı: Aaron Boupendza. Takip eden sezon, ilk sezonki kadar başarı olamamış ve ligte kalacak kadar idare etmişti. Üçüncü sezon deprem yılı, ligten çekilme… Dördüncü sezon; son maçlarda, kıl payı kümede kalmayı başaracak ve beşinci sezonun kapısını aralayacaktı. Beşinci sezonda maalesef düştü. Üzüldüm mü, üzüldük mü? Elbette! Ama dünyanın sonu değil ya! Mantık kuralları içinde olabilecek bir şey. Senin takımın düşerken, başka takımlar geçiyor yerine. Onların seyircisi, taraftarı, seveni… seviniyor, sevinecek, sevinecekler.
Ama bu düşüş, farklı bir düşüş neticede. Doğal bir afetle yerle bir olmuş bir kentin, hayatta kalmayı başarmış yaralı fertlerinin; tarifi güç, çok farklı bir sevgisi de yerle bir olmuş. Bu öyle bir sevgi ki hüzünle, acıyla, sancıyla, gurbetle, sıla özlemiyle ve ölümle yoğurulmuş, sıvanmış. Maddi anlamda hiçbir şey getirmeyecek sana, biliyorsun. Evin yıkılmışsa inşa etmeyecek, açsan doyurmayacak, susamışsan susuzluğunu gidermeyecek, kıyafetin eksikse giydirmeyecek, üşüyorsan ısıtmayacak… Ama ruhunu besleyecek; ruhunu doyuracak, susuzluğunu giderecek, ısıtacak, aidiyet duygunu zirveye taşıyacak… Aidiyet! Ait olduğun yerin yurdun adıyla anılan, adını taşıyan takımının başarılı olmasını istiyorsun. Neredeyse yok olmanın sınırına gelen kentinden, ayağa kalkmak isteyen halkından, başarılarından söz edilsin istiyorsun.
26 Ekim 2024, günlerden Cumartesi. Öğleden sonra. Hatayspor – Kayserispor futbol takımları Mersin’de oynuyor. Sezonun (2024-2025 sezonu) 10.haftası. Takımda gidişat hiç iyi değil. Evdeyim, acayip sıkılmışım. Hadi, yakınlarımızdaki parka gidip, yürüyeyim dedim biraz. Belki de sıkıntım geçer de kara bulutları dağıtırım sağa sola. Hem yürüyorum hem de “Dakika Skor” vasıtasıyla, cep telefonumdan maçın takibini yapıyorum her beş-altı dakikada bir. 76.dakikaya kadar durum 0-0. Dakika 76’da Kayseri 1-0 öne geçmiş ve allak bullak olmuştum. Mantık kuralları içinde, inandığım değerler ölçüsünde, bakış açıma göre hiç üzülmemem gerek. Ama duygular söz möz, mantık, değer, bakış açısı dinlemiyor ve bir anda sizi tuş, mat ediyor. Dışarıya baktım: Kuşlar hüzünle uçuyor, rüzgâr acıyla kulaklarıma fısıldıyor, alı al moru mor bulutlar sancılanarak geçiyor, …
Yirmi- yirmi beş günde bir saçlarımı kestirmek üzere bir berbere giderim. Berberin sahipleri, üç-dört kardeş veya arkadaş. Her gidişimde kentin takımının eski başarılarından söz ederler. Takımları, bir zamanlar Süper Lig’in eşdeğeri Birinci Lig’te oynamış. Şimdilerde Üçüncü Lig’te olsa da, eski başarılardan söz edip dururlar ve doğal olarak övünürler. Benzer bir şekilde önce Süper Lig’ten, sonra Birinci Lig’ten düşmüş Hatayspor’un başarıları geliyor aklıma. Süper Lig’te bir gol kralı çıkarmışsın. Aynı sezonda bir diğer futbolcun, gol sıralamasında ikinci. Ligi altıncı sırada bitiriyorsun, beş sezon içinde dört büyüklerin her birini en azından bir kez yeniyorsun…
İşte ben bir Hatayspor taraftarı olarak, Birinci Lig’ten, İkinci Lig’e düşmüş olsa bile, bu başarılarla övünürüm. Benim takımım, benim Hataysporum gerçek anlamda küme düşmüş olsa bile, gönlümde küme düşmemiştir. Onu bu hale düşüren, kötü yöneten; taraftarının, seveninin sevgisini görmeyen, anlamayan tüm yöneticiler küme düşmüştür.
O zaman şunu sormakta haksız olmam, olmayız: Küme düşen kim?! Hatayspor mu, yoksa onu bu hallere düşüren yöneticiler mi?
Muhsin Boz

YORUMLAR