OECD’nin “Baskı Altında” başlığıyla yayımladığı Ekonomik Görünüm Raporu’nda, ABD, İsrail ve İran ekseninde yaşanan gelişmelerin küresel ekonomik görünüm üzerinde belirleyici rol oynadığı vurgulandı. Rapora göre çatışmaların süresi ve kapsamına ilişkin belirsizlikler, büyüme beklentilerinden enflasyon görünümüne kadar birçok alanda risk oluşturuyor.
Kuruluş, savaş sona erse bile zarar gören altyapının yeniden inşası ve küresel tedarik zincirlerinin normale dönmesinin aylar sürebileceğine işaret ederek ekonomik baskıların uzun süre hissedilebileceğini belirtti.
Enerji fiyatları enflasyonu tetikleyebilir
Raporda özellikle Körfez bölgesindeki enerji üretimi ve ticaretinde yaşanan aksamaların petrol, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), tarım ürünleri ve sanayi girdilerinin fiyatlarını yükselttiği ifade edildi. Bu gelişmelerin birçok ülkede enflasyonist baskıları artırabileceği değerlendirilirken, Ortadoğu kaynaklı enerji ve ham maddeye bağımlı ekonomilerin daha büyük risk altında olduğu kaydedildi.
Olağanüstü belirsizlik ortamı nedeniyle OECD, küresel ekonomi için iki ayrı senaryo ortaya koydu.
Kısa süreli aksaklık senaryosu
İlk senaryoda savaş kaynaklı sorunların sınırlı süreli olacağı ve Körfez ülkelerinde enerji üretimi ile ticaretin 2026’nın üçüncü çeyreğinden itibaren kademeli olarak normale döneceği varsayılıyor.
Bu durumda küresel ekonomik büyümenin 2025’teki yüzde 3,4 seviyesinden 2026’da yüzde 2,8’e gerilemesi, ardından 2027 yılında yeniden yüzde 3,1’e yükselmesi bekleniyor.
OECD ayrıca enerji fiyatlarında ek düşüş yaşanması halinde dünya ekonomisinin daha hızlı toparlanabileceğini öngörüyor. Petrol, doğal gaz ve gübre fiyatlarında yüzde 10’luk ilave gerilemenin küresel büyümeye olumlu katkı sağlayacağı ve enflasyonu aşağı çekeceği belirtiliyor.
Uzun süreli kriz senaryosu
İkinci senaryoda ise bölgede kalıcı bir ateşkes sağlanamaması ve enerji arzındaki sorunların 2027’nin ikinci yarısına kadar devam etmesi esas alınıyor.
Bu durumda enerji, tarımsal ürün ve sanayi hammaddelerinde ciddi arz sıkıntılarının ortaya çıkabileceği belirtilirken, küresel büyümenin 2026’da yüzde 2,1’e, 2027’de ise yüzde 1,8’e kadar düşebileceği tahmin ediliyor.
OECD, böyle bir tablonun bazı ülkeleri resesyona sürükleyebileceğini ve işsizlik oranlarını artırabileceğini vurguladı. Ayrıca küresel enflasyonun yükselmesi nedeniyle merkez bankalarının faiz artırımlarına gitmek zorunda kalabileceği değerlendirildi.
Türkiye için büyüme tahmini yüzde 3,1
OECD’nin Türkiye ekonomisine ilişkin beklentileri ise görece olumlu bir görünüm ortaya koydu. Raporda Türkiye ekonomisinin 2026 yılında yüzde 3,1, 2027 yılında ise yüzde 3,8 büyüyeceği öngörüldü.
Yüksek enerji ve emtia fiyatlarının iç talep üzerinde baskı oluşturabileceğine dikkat çekilirken, yılın ilerleyen dönemlerinde tüketici güvenindeki toparlanma ve faiz oranlarında beklenen düşüşlerin tüketim ile yatırımları destekleyebileceği ifade edildi.
Enflasyonda kritik eşik: Yüzde 20’nin altı
OECD, Türkiye’de devam eden dezenflasyon sürecinin etkisiyle yıllık enflasyonun 2027’nin ilk yarısında yüzde 20 seviyesinin altına gerileyebileceğini tahmin etti. Ancak Ortadoğu’daki gerilimin büyümesi ve enerji fiyatlarında yaşanabilecek yeni artışların bu süreci riske atabileceği uyarısında bulunuldu.
Raporda sıkı para politikasının sürdürülmesinin enflasyon beklentilerini kontrol altında tutmak açısından kritik önemde olduğu belirtilirken, gerektiğinde yeni faiz artışlarının da gündeme gelebileceği ifade edildi.
Türkiye’nin enerji tedarikinde avantajı var
OECD değerlendirmesine göre Türkiye, enerji fiyatlarındaki yükselişten etkilenmesine rağmen petrol, doğal gaz ve gübre ithalatının büyük bölümünü Basra Körfezi dışındaki kaynaklardan sağladığı için doğrudan tedarik risklerine karşı birçok ülkeye kıyasla daha avantajlı bir konumda bulunuyor.
Buna karşın Avrupa ekonomilerindeki zayıf talep ve küresel pazarlarda özellikle Çin’in imalat sektöründeki güçlü rekabetinin Türkiye ekonomisi açısından önemli risk unsurları olmaya devam ettiği ifade edildi.
