“Türkiye’nin ana davası, laikliktir. Laiklik ilkesinin kalkmış olduğu bir Türkiye, çağdaş uygarlık düzeyine kesinlikle ulaşamaz. Çünkü şeriatın yarısı ibadet ve inançla, öbür yarısı devlet düzeniyle ilgilidir. Bundan anlaşılır ki laiklikten ayrıldınız mı, çağdışı duruma düşmekten kurtulamazsınız. Dolayısıyla laiklik Türkiye’nin, Türk Devleti’nin yaşam sorunudur.”
1990 yılında laiklik karşıtı güçler tarafından katledilen duayen hukukçu Muammer Aksoy’ un yapmış olduğu bu saptama, tarihsel süreçler üstü bir gerçekliği içeriyor.
Laiklik ilkesinin 5 Şubat 1937’de, ilk kez Anayasada yer almasıyla, Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’ nin degiştirilemez niteliklerinden biri olarak düzenlenmiş oldu. Anayasanın 2. maddesinde tanımlandığı şekliyle ;“Türkiye Cumhuriyeti…demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.”
Ancak ,Türkiye’de özellikle son dönemlerde laiklik kavramının önüne “otoriter”, “muhafazakâr”, “demokratik”, “özgürlükçü”, “inançlara saygılı” (sanki inançlara saygılı olmayan bir laiklik olabilirmiş gibi) vs. sıfatlar konularak anlamı ve içeriği boşaltılmaya, kavramın kendisi bir “suç”, hatta “din ve inanç karşıtlığı” gibi sunulmaya, bir “günah” unsuru haline getirilmeye, laikliği savunanlar da ‘suçlu’ gibi, din karşıtıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor!
Laiklik, en temel siyasal ve toplumsal ilkedir!
Çünkü bu ilke; “bir devletin, bütün kurum, kuruluşlarıyla örgütlenmesinde, hukukunun oluşturulmasında ve işletilmesinde herhangi bir dinin anlayışlarının ve normlarının belirleyici olmaması gereğini ve istemini dile getirir.”
Dolayısıyla laik devlet; “diğer özellikleri ne olursa olsun, örgütlenmesinin ve işleyişinin bir dinin inançlarıyla ilgili anlayışlar ve normlar tarafından belirlenmediği; örgütlenmesi yapılırken, hukuku oluşturulurken ve işletilirken bunların herhangi bir dinin dünya görüşüne, ilke ve kurallarına uyup uymadığına bakılmadığı devlettir.”
Laiklik, 21.yy demokratik anayasal devletinde;
-“Toplumun kendi kendini icadı olarak tanımlanan siyasal erke, merkezi ve bağımsız bir yer vermenin yani demokrasinin gerçekleşmesinin olmaz ise olmaz bir koşulunu”,
-İnsan onurundan türetilen insan haklarının ve bunlara dayalı hukukun, toplumsal ve kamusal yaşamda uygulanması ve belirleyici olabilmesinin ön koşulu ve zorunlu unsurunu,
-Toplumsal yaşamda bütün kavram ve anlayışları ve her türlü kurum ve kuruluşu çağdaşlaştırmanın ön koşulunu, modernliğin başlıca bileşenini oluşturur!
Buna bağlı olarak; laiklik “yurttaşların kişiler olarak, dinlerinin olmasının, farklı dinlere sahip olması veya bir dine sahip olmamasının yurttaş olarak onların devletle ilişkilerinde bir fark yaratmamasının yapısal koşuludur!
Yurttaşlığı; haklar ve ödevler çerçevesinde bir hukuki-kamusal statü olarak tanımlayan ve tabiyet ilişkisine indirgeyen anlayışın yerine, hukuki, siyasi ve sosyal haklar olmak üzere üç boyutlu bir olgu olarak, siyasal bir etkinlik ve hukuki bir statü şeklinde kurgulayan ve bunun koşullarını ve hakların kullanım olanaklarını eksiksiz şekilde, tüm yurttaşlar için (etnik köken, dil, din, inanç, felsefi, siyasi görüş, yaş, cinsiyet, sosyal statü) hiçbir ayırım gözetmeden, eşit şekilde sağlanmasını istemenin ifadesidir.
Dolayısıyla; bizlerin, “onur ve akıl sahibi” bireyler olarak, özgür iradeleriyle oy verdiği, seçtiği ve denetlediği yöneticilerin karar mekanizmalarında olduğu, bütün kurum (eğitim, sağlık, adalet, güvenlik vb.), kuruluşlarının örgütlenmesinde, hukukunun oluşturulmasında ve işletilmesinde çağın düşünce, fikirleri ve bilgilerinin temel alındığı -herhangi bir dinin anlayışlarının ve normlarının belirleyici ve etkileyici ve yönlendirici olmadığı – her bir yurttaşın, herhangi bir ayrım olmaksızın onurunun, hak ve özgürlüklerinin (başta din ve vicdan özgürlüğü olmak üzere) eşit şekilde korunduğu, insansal olanakları kullanma koşullarının adil şekilde herkese sağlandığı bir siyasal, ekonomik düzen ve halk kesimlerinin birbirini ötekileştirmeden, farklılıklarıyla birlikte, barış içinde yaşadığı bir toplumsal koşullar bütünü için; “etkin bir laiklik anlayışını” (laiklik ilkesinin gerektirdiklerinin etkin şekilde gerçekleştirilmesini ve korunmasını talep etmemiz, bu ilkeyi savunmamız, yapısal ve yaşamsal bir koşuldur.