Maskeden vazgeçmeyin… Sosyal mesafeden de…

Maskeden vazgeçmeyin… Sosyal mesafeden de…

“Türkiye’de salgın yönetimindeki başarı, sağlık çalışanlarına bağlıdır, ki her biri büyük bir özveriyle ve toplumcu bir anlayışla çalıştı” diyen Prof. Dr. İskender Sayek, 65 yaş üstü vatandaşları aylarca eve kapatıp AVM’leri hemen açmanın yanlışlığında durdu ve ekledi…

Lamartine der ki… “Bazen, bir kişi eksildiğinde, bütün dünya boşalmış gibi gelir insana.” Bugün, buna dair bir konuğum olsun bu sayfada ve Dr. Füsun Sayek anısına, eşi Prof. Dr. İskender Sayek ile sohbet edelim. Hem Sayek Ailesi olsun sorularımızda, hem Arsuz ve tabi yaşadığımız salgının yorgunluğunda ilerleyen hayatlarımız da.
CHP Parti Meclisi üyesi-İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin de babası olan Prof. Dr. İskender Sayek’e, hepimizin en fazla merak ettiği ve bir anlamda yaşamlarımızı da kontrol eden pandemiden çıkışı, normale dönüş umudumuzu da soralım.
O zaman, Kovid-19 tedavisi tamamlananların sayısının 137 bin 969 olduğu Türkiye’de neredeyiz, eldekine yakından bir bakalım ve sorularımıza başlayalım…

İskender Hocam, öncelikle röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. İskender Sayek kimdir, kısaca kendinizi tanıtır mısınız bize.

Öncelikle bu söyleşi için teşekkür ederim. 1944 yılında İskenderun’da doğdum. İlkokulu İskenderun Mithat Paşa İlkokulu, ortaokulu Talas Amerikan Ortaokulu ve liseyi Tarsus Amerikan Koleji’nde okudum. Bir yıl diş hekimliği okuduktan sonra, 1964 yılında Hacettepe Tıp Fakültesi’nde eğitime başladım ve 1970 yılında mezun oldum. Hacettepe Tıp Fakültesi’nin ikinci dönem mezunlarındanım. Daha sonra Hacettepe Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda bir yıl uzmanlık eğitiminden sonra; 1971-1976 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde, New York State University at Buffalo’da Genel Cerrahi eğitimimi tamamladım ve o yıl kısa dönem askerlik görevimi yaptıktan sonra, Hacettepe Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda Öğretim Görevlisi olarak çalışmaya başladım. 1981’de Doçent ve 1988’de Profesör oldum. Anabilim Dalı Başkanlığı, Dekan Yardımcılığı ve Dekanlık yaptım.
Tüm akademik yaşamımı, tamgün statüsünde Hacettepe Tıp Fakültesi’nde çalışarak geçirdim. Sayılarla düşünmek gerekirse, akademik yaşamımda on iki bin dolayında tıp öğrencisinin yetişmesine katkı yaptım. On binin üzerinde ameliyat yaptım. Ulusal ve uluslararası dergilerde 300’ün üzerinde makale yayınladım. Halen fakültelerde ana kitap olarak okutulan “Temel Cerrahi” kitabını dört baskı yaparak yayınladım. TUBİTAK Teşvik, Eczacıbaşı Bilim, Hacettepe Üniversitesi Hizmet ve Bayındır Hastaneleri Hizmet Ödülleri’ne layık bulundum. Avrupa Cerrahi Enfeksiyon Derneği Başkanlığı yaptım. Türkiye’de Ankara Tabip Odası, Ankara Cerrahi Derneği ve Türk Cerrahi Derneği Başkanlıklarında bulundum. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeliği yaptım. Birisi yurtdışı olmak üzere, iki üniversiteden, tıp eğitimine katkılarımdan dolayı onursal doktora aldım. 2011 yılında yaş haddinden dolayı emekli oldum ve o günden itibaren aktif hekimliği ve cerrahlığı bıraktım. Şu anda; Füsun Sayek Sağlık ve Eğitim Geliştirme Derneği, Tıp Eğitimi Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği ve Arsuz Kent Konseyi Başkanlığı’nı yürütüyorum. İki kızım ve iki torunum var.

Ülkemiz için çok değerli hekimlerimizden ve akademisyenlerimizden birisiniz. Ama bunun yanı sıra, müthiş bir sivil toplum tecrübeniz bulunmakta. Bugün sizlerle, ağırlıklı olarak, sivil toplum tecrübeleriniz üzerine konuşmak isteriz. Ama öncesinde, Covid ile ilgili bazı sorularım olacak. Nasıl başladı böyle bir süreç? Doğal bir şekilde böylesi bir virüsün ortaya çıkması mümkün mü?

Dünyada, tarih boyunca birçok salgın oldu. COVID-19 salgını da bunlardan bir tanesi. Virüsün nasıl çıktığı ile ilgili söylentiler, sosyal medyada ve bilimsel ortamda çok tartışıldı. Ben, bunun doğal olduğuna inanıyorum. Ancak böyle değilse, eminim yıllar içinde gerçekler ortaya çıkacaktır. Kanımca, globalleşen dünyada bir virüsün Çin’in bir köşesinden çıkıp kısa sürede tüm dünyaya yayılması beklenmedik bir şey değil. Ancak ülkelerin buna hazırlıklı olmadıklarını ve gerekli önlemleri almadıklarını düşünüyorum. Erken ve uygun önlemler alan Avustralya, Yeni Zelanda ve İzlanda gibi ülkelerde salgının çok daha iyi kontrol edildiğini görüyoruz. Özellikle neo-liberal politikaların hakim olduğu ülkelerde sağlık sistemlerinin bu yükü kaldıramadığını gördük.

Sizce, Türkiye’nin Covid ile mücadele performansı nasıl? Bu süreçteki olumlu ve olumsuz hususları kısaca saymanızı istesek, bu başlıklar altında bize neler söylersiniz? Sağlık sistemimiz sizce yeterli mi?

Türkiye’nin COVID-19 salgınındaki performansını değerlendirmek için birçok veriye gereksinim var. Bu verilerin önemli bir kısmına sahip olmadığım için başarı değerlendirmesi yapmam doğru değil. Fakat şunu söyleyebilirim; bu tür salgınlarda en önemli husus, salgının yayılmasının önlenmesi ve korunmadır. Ben, Türkiye’de daha erken dönemde önlemler daha iyi düzeyde alınabilirdi diye düşünüyorum. Sınırlar daha erken kapatılabilirdi, karantina daha sıkı yapılabilirdi. Örneğin salgının başında, yurtdışından gelenlerin izolasyonu daha iyi yapılabilirdi. Ülke düzeyinde, özellikle de büyük şehirlerde 3-4 haftalık karantina, bu salgını daha hafif atlatmamızı sağlardı. Açıkçası 65 yaş üstü vatandaşları aylarca eve kapatıp AVM’leri hemen açmanın doğru ve etkili bir yöntem olduğundan şüpheliyim. Kanımca, Türkiye’de salgın yönetimindeki başarı sağlık çalışanlarına bağlıdır, ki her biri büyük bir özveriyle ve toplumcu bir anlayışla çalıştılar. Sizin aracılığınızla, sağlık çalışanlarına teşekkür etmek isterim.

Covid, sosyal hayatımızı da çok derinden etkiledi. Sizce, normale dönüş mümkün mü? Sosyal hayatımızda bundan sonra ne gibi değişiklikler öngörmektesiniz?

Gerçekten öyle. Ancak sonuçta bu salgın bitecek. Tamamen normale dönmemizin ne kadar sürede olacağını tahmin etmek mümkün değil. Bu konunun uzmanları, bunun 12-18 ay kadar alacağını ileri sürüyorlar. Bu nedenle, kişisel korunma ilkelerinden vazgeçmememiz çok önemli. Toplu alanlarda maske takmak, ellerimizi sık sık ve doğru şekilde yıkamak, sosyal mesafeyi korumamız gerektiğini unutmamak gerek.

Covid ile ilgili son olarak, aşı hususuna da değinmek isterim. Aşı bulunabilecek mi?

Aşının mutlaka bulunacağını düşünüyorum. Ön çalışmalar, aşının 8-10 ay içinde kullanılabileceğini işaret ediyor. Tabii ki burada, aşıya erişim ve aşının etkinliği önemli. Bunu da zaman içinde bilimsel çalışmalar bize gösterecek diye düşünüyorum.

Şimdi beni daha çok heyecanlandıran bölüme geçmek istiyorum. Sivil toplum çalışmalarınıza ve tabii buna vesile olan değerli hocamız rahmetli Füsun Sayek’e… Füsun Sayek kimdir, Füsun Sayek Etkinlikleri fikri nasıl ortaya çıktı, kısaca bahseder misiniz bize.

Füsun Sayek, eşim ve çocuklarımın annesi olması yanı sıra; Türkiye’de insan, hasta ve kadın hakları ile sağlık sistemi ve hekimliğin bu topraklarda daha iyiye gitmesi için çaba harcamış ve önemli katkılar sunmuş bir aktivist. Ömrünün uzun bir dönemini, Türk Tabipleri Birliği şemsiyesi altında bu hakları korumak için çaba harcamış bir aydın idi.
Füsun Sayek Sağlık Kültür Etkinlikleri fikri, aslında onun hayallerinin gerçekleştirilmesi üzerinde çıkmıştır. Kendisi, Arsuz’da bulunan dede evinin bir sanat- kültür merkezi olmasını hayal ediyor ve planlıyordu. Biz de aile olarak, onun vefatından sonra ilk doğum günü çevresinde, Ağustos’ta, onun hayalindeki dede evimizde bir anma etkinliği yapmaya karar verdik. 2007 yılında yaptığımız o etkinlikle ilgili çok güzel yorumlar aldık ve yörede bir eksikliği giderdiğini düşünerek, bunu kalıcı bir etkinliğe dönüştürdük. Önce 5 gün, sonra bir hafta, daha sonra 15 gün, son birkaç yıl da bütün bir aya yayıldı. 2013 yılında dernekleştik ve daha kurumsal kimlik kazandık. Bir şeyin altını çizmek isterim. Ailece başlattığımız Füsun Sayek Bursu, etkinliklerin de bugünkü kapsamına erişmesiyle her yıl büyüdü ve bugün yılda 30 öğrenciye burs verme noktasına geldi.

Takip ettiğim için biliyorum. Mütevazi bir bütçe ile, eğitim, sağlık, kültür sanat, spor alanlarında çok güzel etkinlikler yapılıyor, her yıl Arsuz’da. İnsanlar günlerce Füsun Sayek ismi altında çeşitli alanlarda vakit geçiriyor. Çok zorlanıyor musunuz, bu kadar değerli çalışmaları hazırlamakta? Gerekli destekleri alabiliyor musunuz yetkili makamlardan?

Füsun Sayek Sağlık ve Kültür Etkinlikleri, artık gelenekselleşmiş durumda ve de kurumsal bir yapının altında. Bir etkinlik serisini 14 yıl boyunca devam ettirmenin çok da kolay olmadığını siz de tahmin edersiniz. Herkes katkı sunmaya çalışıyor. Bu bizim için çok değerli. Dernekte emek veren, gerçekten profesyonel olan gönüllüler sayısı azımsanmayacak düzeyde. Bu gönüllüler yanı sıra, Arsuz Kaymakamlığı ve Belediye de bize birçok konuda destek veriyor. Destek veren ve katkı sunan herkese şükranlarımı sunmak isterim.

Bu etkinliklerden aklımda kalanlar; Emre Kongar, İlber Ortaylı sohbetleri, Arsuz Nehri’nde kano yarışları, müzik dinletileri, sağlık tarama hizmetleri, ilkokul öğrencilerine tarım aletleri semineri, tavla turnuvası, satranç turnuvası gibi. Şahsen büyük bir keyifle takip ediyorum. Arsuzluların ve Hataylıların geri bildirimleri nasıl bu etkinliklere?

Etkinliklere katılan herkes çok olumlu geri bildirimler veriyor. Bazı yazlıkçılar, yaz programlarını etkinlik dönemine göre ayarlıyorlar. Özellikle bir kere katılan, ‘ertesi yıl biz nasıl destek oluruz’ diyerek bizleri motive ediyor. Etkinliklere katılan sanatçılar da her zaman çok memnun ayrılıyor, Arsuz kültürünü ve Arsuz’luları tanımış olmaktan hep çok mutlu oluyorlar.

‘Sayek Ailesi iyi bir Arsuzludur’ desem, sanırım yanlış bir tanım yapmamış olurum. Son sorum da Arsuz ile ilgili olsun. Arsuz hak ettiği yerde mi? Bu güzel ilçeyi nasıl hayal edersiniz, hızla gelişmesi için neler yapılması gerekir Arsuz’da?

Bu köy, biz Arsuzlulara göre her döneminde, her haliyle çok güzel bir yer oldu. Ancak ilçeye dönüştürüldüğünde, kanımca yanlış planlama yapıldı. Yönetimi ve hizmet sunumunu güçleştirecek bir dağılıma sahip. Daha kompakt bir ilçe olsaydı, ruhunu daha iyi koruyabilirdi diye düşünüyorum. Eski Arsuz dediğimiz mahallede mevcut 8-10 eski evi korumaya almamız ve restore etmemiz ve Arsuz’u başka yerlerden ayırt eden özelliklerini, tarım ve balıkçı köyü ruhunu koruyarak geliştirmemiz gerekir. Bunun yanında, özellikle eski Arsuz kısmını ses kirliliğinden kurtarmamız ve belki de dünyada da yükselen bir değer olan “Yavaş Şehir” kavramını uygulamamız, bu güzel yöreye yakışacaktır diye düşünüyorum. Arsuz’un tarihi ve kültürünü koruma yanı sıra çok önemli olduğuna inandığım bir diğer konu da, sahilimizi koruyacak önlemleri almamız ve temiz tutmamız. Biz de dernek olarak önümüzdeki dönemde başlatacağımız “Arsuz’a İyi Bak” Projemizde bu konuyu işlemek istiyoruz.
Koronasız günlerin yakın olması dileğiyle…

Teşekkürler

Röportaj/Bekir Atahan