Motivasyon çoğu zaman beklediğimiz gibi bir anda gelen güçlü bir istek değildir. Aksine, çoğu zaman hareket ettikçe ortaya çıkar. İnsanlar genellikle “Motivasyonum yok, o yüzden başlayamıyorum.” der; oysa gerçek şu ki çoğu zaman başladığımız için motive oluruz. Küçük bir adım attığımızda beynimiz bunu bir ilerleme olarak algılar ve devam etmek için enerji üretir.
Motivasyonu artırmanın ilk yolu, yaptığımız şeyle aramızdaki anlam bağını güçlendirmektir. “Bunu neden yapıyorum?” sorusuna verdiğimiz cevap ne kadar kişisel ve samimiyse, motivasyon o kadar kalıcı olur. Başkalarını memnun etmek ya da sadece zorunluluk hissiyle yapılan işler çabuk tükenmişlik yaratır. Oysa kendi değerlerimizle bağlantılı hedefler içsel bir güç sağlar.
Bir diğer önemli nokta, hedefleri küçültmektir. Büyük hedefler göz korkutur, ertelemeyi artırır. Ancak hedef küçük ve somut olduğunda başlamak kolaylaşır. “Bir saat çalışacağım” yerine “Beş dakika başlayacağım” demek direnci azaltır. Bu küçük başlangıç çoğu zaman beklenenden daha uzun sürer çünkü zihinsel eşik aşılmış olur.
İç konuşma da motivasyon üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Sürekli kendini eleştiren, yetersiz bulan bir zihin doğal olarak kaçınmaya yönelir. Daha şefkatli ve destekleyici bir iç ses ise denemeyi kolaylaştırır. “Yapamıyorum” yerine “Zorlanıyorum ama öğrenebilirim” demek bile psikolojik enerjiyi değiştirir.
Bedensel faktörler de göz ardı edilmemelidir. Uykusuzluk, hareketsizlik ve düzensiz beslenme motivasyonu ciddi biçimde düşürür. Kısa bir yürüyüş bile zihinsel berraklığı artırabilir. Beden enerjisi ile psikolojik enerji birbirinden bağımsız değildir.
Son olarak, ilerlemeyi fark etmek motivasyonu besler. İnsan zihni tamamlanmış işleri gördüğünde tatmin olur. Küçük başarıları görünür kılmak, kendini takdir etmek ve süreci kaydetmek devam etme isteğini artırır. Motivasyon, beklenen bir duygu değil; üretilen bir süreçtir. Küçük ama istikrarlı adımlar, zamanla büyük bir içsel güç oluşturur.

YORUMLAR