Ne davul zurnayla…

Ne davul zurnayla…

Ne de briket evlerle!

“Hatay’da doğan 4 çocuktan 3’ünün Suriyeli olduğu” şeklindeki açıklaması nedeniyle, İçişleri Bakanlığı’nın Hatay Valiliği üzerinden yaptığı suç duyurusu ile gündeme gelen Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın ardından, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ hakkında da suç duyurusunda bulunuldu. Suçlama, “sığınmacılara yönelik açıklamalar”! Son Şam Büyükelçisi’nin eldeki bu tartışmalı tabloya eklenen tespitleri ise dikkat çekici.

2011 senesinde başlayan Suriye iç savaşının ardından, Hatay üzerinden giriş yapan birkaç bin kişi ile gündeme taşınan sığınmacı kalabalığı, bugün gelinen noktada 3 milyonu aştı. Türkiye, yıllar içinde artan maliyetler ve son iki yıldır yaşanan pandeminin de etkisiyle ağırlaşan ekonomik sorunlar nedeniyle, bu başlığı daha fazla tartışır hale geldi.  Bolu ve Hatay gibi kentlerin belediyeleri, bu tartışma başlığını sert söylemlerle kamuoyuna en fazla yansıtan adresler oldu. Muhalefet ise ‘geri dönüş’ beklentisinin sonuç alabilmesi için ‘Şam’ politikasının gözden geçirilmesi ısrarını sürdürdü. Ankara ise ne Şam ile görüşmeye, ne de bu konudaki eleştiri sahipleri ile aynı masaya oturma yaklaşımına yakın durdu!

Türkiye, bugün, en fazla sayıda Suriyeli sığınmacının yaşadığı ülke. Peki, çözüm ne?

-BELİRSİZLİK!-

Bu konuda konuşan en yetkin isimlerden biri, Türkiye’nin son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon. DW Türkçe’ye konuşan Önhon’a göre, dönüş için Suriye’de şartların oluşturulması gerekiyor.

Mevcut tabloyu değerlendiren Önhon, “Suriye’nin nüfusu savaştan önce 23 milyondu. Bugünkü nüfusu ise kala kala 12-13 milyon kaldı. 8 milyon insan yurt dışına gitti, büyük kısmı da Türkiye’de ve komşu ülkelerde, Avrupa’da da biraz var. Ülkemizde resmi rakamlara göre 3,7 milyon Suriyeli yaşamakta ve statüleri de geçici koruma altındaki kişiler. Yani buraya mülteci başvurusunda bulunamazlar, kalıcı olarak ülkede kalamazlar, kendi ülkelerindeki şartların gidişatına göre ülkemizde süreli bir kalışları var. Ne zaman ki Suriye’de şartlar düzelir, o zaman bu kişiler de kendi ülkelerine döneceklerdir, anlayış bu. Ama tabi ki bu geçiciliğin zaman dilimi nedir, onun üzerinde tartışmalar olduğunu görüyoruz. 11 yıl oldu şimdiye kadar” dedi.

-ANKARA/ŞAM!-

Ankara’nın Şam ile görüşme konusundaki tereddüdünü de değerlendiren, son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon, şunları söyledi:

“Birincisi, yurt dışına çıkan Suriyelilerin büyük kısmı muhalif. Esad, zaten ülkeye daha yeni yeni hakim olmaya başlamış, hatta bundan da tam emin değil. Bu kadar çok sayıda muhalifin yeniden ülkeye gelmesini arzu eder mi? İkincisi, ülke, ciddi ekonomik sıkıntı içinde. Bir anda birkaç milyon Suriyelinin geri dönmesi demek, beslenecek ve iş bulması gerekilecek birkaç milyon insan demek. ‘Hadi dönelim’ demekle de dönüş süreci tamamlanmıyor. O sürecin şartlarının oluşturulması gerekir. Ama o şartlar da oluşmamış. Ne muhalefetin dediği gibi ‘gider görüşürüz ve geri göndeririz’ o kadar kolay, ne de ‘briket evler yapıyoruz, gönderebiliriz’ o kadar kolay. Geri dönüşün gerçekçi olabilmesi için oradaki şartların uygun olması gerekir. Yani oraya gittiğiniz zaman; tutuklanmayacağınızı, öldürülmeyeceğinizi, hapse atılmayacağınızı, ortadan kaybolmayacağınızdan emin olmanız lazım. Çocuğunuza okul, size ev ve iş lazım. Bunların hiçbiri yokken gider misiniz?

Evet, şimdi Türkiye’de siyasi bir tartışmanın konususunuz, ama en azından hayatınız tehlikede değil, sağlık ve eğitim sistemine erişiminiz var, iyi kötü bir işiniz var, iyi kötü kazanıyorsunuz. Gider misiniz? Gitmezsiniz tabi! En azından o şartlar oluşmadan. Dolayısıyla benim gördüğüm, maalesef bu konu insani bir konu olması gerekirken, tamamen siyasi bir konu olarak önümüze çıkıyor. Bu beni kaygılandırıyor doğrusu. Toplumda zaten derin görüş ayrılıkları var ve bu konuda da kamplaşmaya gitmek, olmaması gereken bir şey.”

-İKNA SÜRECİ!-

Ankara’nın, Suriye kuzeyinde inşa ettiği briket evler ve dönüş çalışması için de dikkat çekici bir eleştiride bulunan Önhon, şöyle devam etti:

“Nihai amaç, tabi ki Suriyelilerin gönüllü şekilde ülkelerine dönmelerinin sağlanması. Bunun için de şartların oluşturulması gerekiyor. Öngörülen bu proje, olsa olsa geçici bir ara çözüm olabilir, kalıcı bir çözüm değil. Zaten başkasının toprağında, uzun süreli olarak ‘ben böyle bir düzenleme öngörüyorum’ diyemezsiniz. B,u şu anda kendi açımızdan aldığımız bir tedbir. Anladığım kadarıyla, güvenli bölgelerdeki dört ayrı şehirde 13 yerleşim birimi ve briket evler, yaşam alanları, hastaneler, pazar yerleri vs. kuruluyor. Fakat tabi burada açıklığa kavuşturulması gereken pek çok şey var. Bir milyon kişiyi nasıl ikna edeceksiniz? Kimler gönderilecek? Suriye’nin hangi bölgesinden gelenler gidecek? Projeyle ilgili daha açık olmak lazım.”

-MUHALİF SES!-

Bu arada, Amerika’nın Sesi’nden Zana Omar imzalı paylaşıma göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türkiye’deki Suriyeli mültecileri ülkelerine geri gönderme konusunda verdiği mesajlara, Suriye’deki sivil toplum kuruluşları ve gazetecilerden tepki geldi. İnsan hakları savunucusu kuruluşlar, yayın kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları ortak bir açıklama yayınlayarak Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Brüksel Konferansı’na, Türkiye’nin “mültecileri geri gönderme planını” engelleme çağrısı yaptı. Çağrıda, Suriyeli mültecilerin, çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı bölgelere yerleştirilmesinin hedeflendiği iddia edildi.

Tamer Yazar