NEREDE O ESKİ ROMANTİK YAĞMURLAR

  Hafiften hafiften eserdi rüzgar. Biraz daha hızlandı mı, hava biraz kararırdı. Uzaktan gelirdi bir iki gök gürlemesi korkutmadan,  gök gürlemesinin yaydığı ışık ta konuşur gibiydi; “geliyorum ama hemen değil, siz ona göre önleminizi alın” der gibiydi. Gökyüzü, yer yüzündeki insanlarla konuşurdu. Barışıktı gökyüzü yeryüzüyle, insanlarla,  susayan ağaçlara; çok mu susadınız, hemen geliyorum ah canlarım. […]

 

Hafiften hafiften eserdi rüzgar. Biraz daha hızlandı mı, hava biraz kararırdı. Uzaktan gelirdi bir iki gök gürlemesi korkutmadan,  gök gürlemesinin yaydığı ışık ta konuşur gibiydi; “geliyorum ama hemen değil, siz ona göre önleminizi alın” der gibiydi. Gökyüzü, yer yüzündeki insanlarla konuşurdu. Barışıktı gökyüzü yeryüzüyle, insanlarla,  susayan ağaçlara; çok mu susadınız, hemen geliyorum ah canlarım. Size istediğiniz kadar su getireceğim” der gibiydi. Bizim Asi nehri’nin asiliği ters akışından dolayı istisna olsa da, derelerde, nehirlerde kararında su akardı. Ekili tarlalara ayrıca, nehirlerden su çekilirdi.

Yağmur geliyor derlerdi birbirlerine çarşıda, caddelerde, sokaklarda karşılaşanlar. Mahalleli yağmurdan etkilenmesin diye ötesini, berisini örter veya içeri alırdı. Annemin sesi hala kulaklarımda; “çocuklar yağmur geliyor, hadi eve gelin” sesi.

Yağmurda biraz ıslanmak adettendi. Hatta biz çocukken büyüklerimiz “yağmur uzun boylu yapar sizi gelişmenizi sağlar” derlerdi.  Eskiden yağmurdan kimse korkmazdı.

Gençken yürürdük yağmurlarda, yağmur aşıklar için unutulmaz bir anıydı. Sarılarak yürümek, ıslanmak yağmurda, hatta elele tutuşup, göz göze bakarak sırılsıklam olmak aşık olma derecesinin ölçüsüydü.

…

Yağmur dindiğinde, doğada bir rahatlama, insanlarda ferahlamış hal belirirdi. Kimsenin işi gücü aksamazdı.

Yağmur nazik yağardı ilkbahar ve sonbahar aylarında, ilkbaharda ağaçların çiçekleri coşar. Sebze ekimi güneşe, gökyüzüne açık bahçelerde yapılırdı. Domates, biber, patlıcan, fasulye,… kendine has hoş kokularıyla kokardı. Sonbaharda Zeytin ağaçlarına can verirdi. Sonbahar yağmurlarından sonra Zeytin yavaş yavaş  toplanmaya başlanırdı. Domates biber salçaları hazırlanır, kurutulan taze incirler ambarlarda muhafaza edilir, reçeller yapılırdı.

…

Bu günlerde yağan yağmur eskiden alışık olduğumuz yağmurlar gibi yağmıyor.

Önce gökyüzünde kara bulutlar sarmal hareketlerle hızlanıyor. Karardıkça kararıyor. Gök gürlemesi, patır patır bomba, füze gibi patlıyor. Yer gök çatırdamaları deprem gibi… Işıklar parlıyor, sanki kayalar yarılıyor,  parça parça dağılıyor.  Gökyüzünde dolaşan savaş uçakları misali…

Birden yere akıyor yağmur nehir gibi, yeri dövercesine, yeryüzü bir suç işlemiş sanki, te bizim çocukluğumuzdaki babamızdan yediğimiz tokata da benzemiyor. Bu zamanki zalimlerin  yazdırdığı füzeler gibi.

Gündüz vakti yağdığında hava kararıyor. Bardaktan, kovadan da değil, varilden boşalırcasına, şemsiyeyi ezip iniyor. Yürümek imkansız.

Gece yağdığında zifiri karanlık, parlayan bir lamba görmek bir yana, elektrik sistemi pert oluyor. Ortam aynen korku filmleri…

Peki neden böyle oldu?

Nükleer enerji üretimi, uydular, Petrol, maden yerlerinin çoğalması, sigara, elektronik cihazların fazlalığı, zararlı atıklar,  bitki-ağaçların-yeşilin yok edilmesi gibi ve daha da tehlikelisi son yıllarda, son aylarda olan acımasızca yapılan SAVAŞLAR.

Günümüzde savaş demek, kurşun, bomba, nükleer füzeler, uçaklar, uydular demektir.

Savaşların son durumu doğanın dengesini bozdu. Dünyamızı tahrip etti.

Buna karşılık doğa kendini koruma savaşını da veriyor. Bize, yeryüzüne yansıması sel, yangın ve depremdir. Arkasından canlıların ölümü…

İnsanlar nükleer enerjiyi, madenleri, Petrolü, elektronik eşyaları, uyduları, sigarayı azaltıp doğayla uyumlu kullandığında doğa normale döner.

Savaş olmamalı, savaş zaten yıkımdır.

İnsanlar uyumlu barışık olursa, doğa tüm nimetleriyle bizimle olacaktır.

Eskiden olduğu gibi, çok eski değil kırkyıl öncesi.

 

 

 

 

Exit mobile version