Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Yusuf Cemil Karaçay
Yusuf Cemil Karaçay

Normalleştik… Ama kâğıt üzerinde!

 

Daha önceki yazılarımda, Hatay’da yaşanan sorunları kendimce dile getirdim. Konutlardan altyapıya, ulaşım sorunlarından şehir merkezinin yeniden ayağa kaldırılmasına kadar birçok başlıkta yazdık, çizdik, sorduk…

Bugün, başka bir soruyu sormanın zamanı geldi!
Hatay, gerçekten normalleşti mi?

Kâğıt üzerinde bakarsanız, evet!

Konut sayıları açıklandı. İş yerleri açıklandı. Kuralar çekildi. Teslim edilen konutlardan bahsedildi. Rakamlar ortaya konuldu. Ve bütün bunların toplamında, Hatay’ın yeniden ayağa kalktığı anlatıldı.

Peki ya sahada?
İşte orada işler biraz değişiyor…

Kâğıt üzerindeki normalleşme ile Hatay’ın gerçekliği arasında öyle büyük bir uçurum var ki, insan, ister istemez, “Biz hangi Hatay’dan bahsediyoruz?” diye sormak zorunda kalıyor. Niye mi? Kurası çekilen evini görmek için yola çıkan vatandaş, karşısında, bittiği için ona teslim edilen evini değil, hâlâ tamamlanamamış bir şantiye görüyor mesela! İş yerine geçmesi beklenen esnaf ise kendisine teslim edileceği söylenen dükkânın kapısını açacağı günü bekliyor, sabırla!

Aylar geçiyor, yııllar geçiyor, ama hayat ne yazık ki beklemiyor. Asıl mesele de tam burada başlıyor. Çünkü esnaf bekleyerek yaşayamıyor. Esnafın kirası var. Elektrik faturası var. Vergisi var. Bağ-Kur primi var. Çalışanının maaşı var. Çocuğunun okul masrafı var. Evine götürmesi gereken ekmek var.

Bir esnaf için dükkân, yalnızca dört duvardan ibaret değil. O dükkân; onun ekmeği, geçim kaynağı, yıllarca oluşturduğu müşteri çevresi, mahallesi, çarşısı, hatta tüm hayatı! Bugün, Hatay’da, binlerce esnafın en büyük sorunu işte tam da bu. Dükkânına dönemeyen esnaf, normal hayatına da dönemiyor. Dönemedikçe de ekonomik olarak her geçen gün biraz daha küçülüyor. Kimi borçlanıyor. Kimi elindeki birikimini tüketiyor. Kimi çalışanını işten çıkarmak zorunda kalıyor. Kimi başka bir iş arıyor. Kimi ise sessizce kepenk indirmenin eşiğine geliyor.

Buna normalleşme diyebilir miyiz?
Normalleşmenin sancıları mı yoksa?

Tamam, Hatay’da devasa sanayi şirketleri de var ve devasa üretim rakamları da ama… Şehrin ekonomi çarkları onlardan mı ibaret sanıyoruz? Değil! Bir şehrin ekonomisi, sabah kepengini kaldıran bakkaldır. Mahalle arasındaki berberdir. Küçük lokantadır. Kahvehanedir. Ayakkabıcıdır. Mobilyacıdır. Manavdır. Tamircidir. Küçük imalathanedir. Pazarcıdır.

Hatay’ın ekonomik fotoğrafına biraz da buradan bakmak gerekiyor.

Demem o ki, deprem sonrası binlerce konut yapılmış, şehir adeta yeniden inşa edilmiş olabilir ama, hayat da ekonomi de normalleşmek için bu inşaatlardan çok daha fazlasına ihtiyaç duyuyor.

Hatay’da bugün hâlâ çok sayıda insan hayatını yeniden kurmaya çalışıyor. Üstelik her geçen gün daha da ağırlaşan ekonomik şartlarla. Esnaf, yüksek maliyetlerle mücadele ediyor. Üretici, artan girdi maliyetleri altında eziliyor. Çiftçi, tarlasını ekip biçmekte zorlanıyor. Ürettiğini maliyetinin altında satmak zorunda kalan üretici, “Ben bu işi daha ne kadar sürdürebilirim?” diye düşünüyor.

İşte, Hatay’ın gerçek normalleşme sınavı bu!

Depremin üzerinden üç yılı aşkın süre geçti, hatta dördüncü yıldönümüne doğru da gidiyoruz. Artık yalnızca “kaç konut yapıldı?” sorusunu sormak yetmiyor… Sahi, kaç esnaf yeniden işinin başına döndü? Kaç işletme kapandı? Kaç iş yeri hâlâ kullanılamıyor Kaç esnaf borçlandı? Kaç küçük işletme çalışanlarını işten çıkardı? Hatay’ın ekonomik kaybı ne kadar oldu? Esnafın yeniden ayağa kalkabilmesi için ne yapıldı?

Belki de artık rakamlara bakıp, “mormalleştik” sloganları atmayı da bırakıp, bu sorulara cevap vermemiz gerekiyor. Belki o zaman, hep birlikte şu gerçeği kabul etmek zorunda kalacağız:

Evet, kâğıt üzerinde normalleştik ama…
Sahada hâlâ toz toprak içinde mücadele ediyoruz…
Ve yaklaşan kış aylarını düşünmek bile istemiyorum…

SON HABERLER