Perşembe’nin gelişi… Çarşamba’dan belliydi!

Perşembe’nin gelişi… Çarşamba’dan belliydi!

“Taliban’ın misvakının tipi, sakalın uzunluğu, entarinin şekli işin magazin boyutudur” diyen Doç. Dr. Necmettin Çalışkan: “Arap Baharı ile öğrendiğimiz iki husus oldu. Bunlar; miadı dolduğunda kadro değiştirmek, diğeri de taşeron sistemine geçmek. Burada da her iki politika devreye sokulmuş gözüküyor.”

Amerikan askerlerinin geri çekilmesiyle başlayan hızlı Taliban ilerleyişi, Afgan ordusunun direnç göstermeyen şaşırtıcı hali ve başkent Kabil’in düşmesiyle sona erdi. Hedeflerinin bir İslam Halifeliği kurmak olduğunu söyleyen Taliban için öne çıkan ilk başlık ise kadınların yeniden burkaları içine saklanması ve işlerinden evlerine dönüşü oldu. Özgür basın ise baskı altında. Bundan sonrasının neler getireceğini hiç kimse bilmiyor.
Mevcut tabloyu ve yaşananları kaleme alan isim, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu (GİK) üyesi, Partinin Hatay’daki önemli ismi Doç. Dr. Necmettin Çalışkan oldu.
“Her şey, günler öncesinden, sınırlarımızdan sıra halinde, yaşları 30-35 arası genç Afganların girişiyle anlaşılmıştı” diyen Çalışkan’ın değerlendirmesi, ara başlıklar halinde şöyle:
-BELLİYDİ!-
Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan belliydi. Bu süreç, Amerika’nın çekilme kararıyla başladı. “Ne oldu” demeye kalmadan, bir süre sonra Taliban’ın yeniden güçlendiği, hızla ilerlediği, ardından Afganistan’ın başkenti Kabil de dahil, ülke yönetiminin tümünü ele geçirdiğini gördük.
Afganistan’dan ülkemize gelen mülteci akını, daha önce de yaşadığımız pek de yabancı olmadığımız bir durum. Yakın tarihte, Suriye’deki muhaliflere yönelik eğit-donat projesi üzerinden de bildiğimiz yapının bir parçası olarak gözükmektedir.
Ekranlara yansıyan görüntülerde, Taliban’ın Kabil’de hakimiyeti sağlamasıyla, binlerce insanın havaalanına akın ettiği, vatandaşların ülkeden kaçmak için “sineğin pekmeze üşüştüğü gibi” işgalci-kurtarıcı(!) Amerikan uçaklarına binmek için sarılırcasına, saldırdıkları görüldü. Yine binlerce yaya ve araçla, insanların Kabil’i terk ettiğini gördük. Uçakların İstanbul’a indiğine dair söylentiler var, bilmiyoruz.
Sınırlardan giriş yapan o gençler, Amerika’nın Afganistan’ı işgali sırasında yandaş ülkelere taşeron hizmeti yapan işbirlikçilerdir. Bunlar, Taliban gelince ülkeyi terk etmek zorunda kalanlardır. Kısaca, Afganistan’da kaçmak isteyenler; bu dönem “suçlu” olanlardır. Amerika adına “askerlik” yapanlardır. Kaçırmak isteyenler de, ileride yine başka planlarda kullanmak üzere olan işgalcilerdir.
-YENİ EKSEN!-
Taliban, yakın siyasi tarihimizde fazla da müspet izleri olmayan icraatlarıyla zihinlere kazınmıştı. Hareket, Amerika ve Pakistan istihbaratı tarafından kurulduktan sonra, eğitilip desteklendi. Taliban, Hind-Pakistan Diyobent ekolüne bağlı, Hanefi-Selefi karışımı bir medrese İslamcılığı olarak temayüz etmiştir. Afganistan, uzun yıllar süren iç savaş kültürünün etkisi ve yerel şartların etkisiyle, sert mizaçlı bir yapıya sahip. Başlangıçta, Kuzey İttifakı’nı oluşturan, başta Prof. Dr. Burhanettin Rabbani ve Gülbettin Hikmetyar gibi Afgan cihadının öncüleri, Taliban karşıtıydılar. Daha sonra, Abdullah Azam ve Üsame Bin Ladin gibi Suud destekli selefi katılımlar sonrasında, Taliban, el-Kaide-İşid karışımı bir yapı ortaya çıktı.
Kuruluşundaki ABD desteği, 11 Eylül Amerikan ikiz kuleleri saldırılarına kadar sürdü. Hala faili bulunmamış/bulunamamış o saldırıdan sonra, ABD, Taliban’ı da hedef alarak düşman ilan etti. Saldırının intikamını almak üzere, başta Usame bin Ladin olmak üzere, çeşitli operasyonlar ve suikastlar düzenledi. Dolayısıyla Taliban, başlangıçta Amerika’nın desteklediği, sonrasında karşısına geçtiği bir örgüt görünümündeydi. Bu durumda Taliban da hat değiştirerek; Rusya, Çin, İran ekseninde yer almaya başladı. Deyim yerindeyse, bu üçlü, akıl hocası konumuna geldi.
-TAŞERON HİZMET!-
Arap Baharı ile öğrendiğimiz iki husus oldu. Bunlar; miadı dolduğunda kadro değiştirmek, diğeri de taşeron sistemine geçmek. Burada da her iki politika devreye sokulmuş gözüküyor. Amerika’nın kendi askeri ile yaptığı işgaller ağır masraflara neden olmakta ve can kaybı söz konusuydu. Sistem değişikliğine gidilerek, taşeron kullanma yolu tercih edildi.
Bölgemizde PYD, İŞİD ve benzeri yapılar, daha ucuz ve maliyetsiz olduğu için tercih ediliyor. Burada da, bir taşeron kullanarak çekilme durumunda kaldı. Başaracak mı, zaman gösterecek!
-YENİ DÖNEM!-
Bu süreçte Taliban, tabiri caizse, Kabil’i ve 22 vilayeti savaşsız, bir kurşun bile sıkmadan teslim aldı. Amerikan kuklası, Afgan Cumhurbaşkanı’nın kaçıp gittiği ülkeyi, Taliban, işgalci ABD yönetiminin sunduğu altın tepside teslim aldı.
Bu olay öncesinde gerçekleştiği yönünde basına yansıyan “Biden-Erdoğan” görüşmesinin içeriğini bilmiyoruz. İddia edilen, bu görüşmenin hemen ardından, Türkiye’ye Afgan mülteci girişi, ardından Kabil Havaalanı’nın Türkiye tarafından yönetileceğine dair anlaşma, son olarak da, tümüyle Taliban’ın ülke yönetimini devralması söz konusu oldu. Amerika Büyükelçisi tarafından, “Afgan mülteci ve göçmenler konusunda anlaşma ve pazarlık yapıldığına dair iddiaların temelsiz” olduğu yönünde açıklama yapılmış olsa da, soru işaretleri giderilmiş değil.
-DEĞİŞİM Mİ?-
Taliban bu dönem, beklentilerin aksine, sanki biraz eskilerden ders almış gibi görünüyor. Mesela, içinde bulunduğumuz bu Muharrem günlerinde Şii nüfusun yoğun olduğu Hazar bölgesine yeni Vali atandı. Bölgede Şiilere yönelik patlamalar, toplu katliamlar beklenirken, sadece bayrak yasaklandı, ardından serbest bırakıldı.
Kadınların eğitimiyle ilgili, “okumalılar, ama İslam’a uygun olmalı”, çalışmalarıyla ilgili olarak da “kadınların da yönetime katılmalarını istiyoruz” gibi, içe dönük olanlar yanı sıra komşu ülkelerle ilişkilerde de ılımlı mesajlar vererek dışarıyı rahatlatma gayretindeler. İşgalcilerle işbirlikçilik yapanlar dahil genel af ilanı da bu döneme yönelik mesajlardan. Belli ki, bu sefer ürkütmek istemiyorlar.
Özetlemek gerekirse, bunların dini mezhebi, eğitimi, problem durumları, konjonktürel bir durum. Bu denklemin farklı bir boyutu. Taliban’ın misvakının tipi, sakalın uzunluğu, entarinin şekli de işin magazin boyutu! Asıl mesele, bunların yönetime yapacakları katkılar, ekonomi, dış politika ve ülkenin geleceği gibi daha birçok durumu nasıl yöneteceklerine dair cevaplar…
Halen, “liderleri kim” belli değil. Taliban; ülkeyi yönetebilecek mi, halkını mesut edebilecek mi, onu zamanla göreceğiz. Daha da önemlisi, dünyada Müslüman imajına yapacağı olumlu-olumsuz katkılar… Afganistan’da uyuşturucunun üretimi, tüketimi ve dünyaya transferi, başlı başına ayrı bir sorun.
-ANKARA’NIN ROLÜ!-
Bugün Amerika, Afganistan’ı kaybetmiş görünse de, Türkiye’nin ne düşündüğü merak konusu. Çünkü henüz Sayın Cumhurbaşkanı konuşmadı. Sayın Erdoğan’ın konuşmadığı bir meselede, hiçbir siyasi de açığa düşmemek için görüş belirtmiyor. Türkiye’nin, “Meşru hükümetin yanındayız, Afgan halkıyla beraberiz” sözü ne anlama geliyor, onu da anlamış değiliz. Hangisi meşru? Dolayısıyla, Türkiye’nin Afganistan’da yaşananlarla ilgili ne düşündüğü, meçhul.
Amerika, Türkiye’yle görüştü, bir plan yürütülüyor. Planın ne olacağını göreceğiz ve tabii ki evdeki hesap çarşıya uyacak mı, o da ortaya çıkacak.
Gerçekten de bunların Türkiye’ye gönderilip, burada bakımının üstlenileceği veya Kanada’ya götürüleceği gibi bir anlaşma yapılmış mıdır? Bunları bilmiyoruz. Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da rejim değişikliğine taşeronluk yapmanın yarar getirmediği görülerek, temenni ederiz, bu sefer aynı hataya düşülmez.
Sonuç olarak, Türkiye ile Amerika işbirliği sonucunda, Taliban’ın bugünkü konumuna geldiği anlaşılıyor. Belki evdeki hesap çarşıya uymadı. Amerika, Kabil’i Türkiye’ye teslim edecekti, ama tümden elden gitti. İkinci, üçüncü oyun planlarının ne olduğu ise önümüzdeki günlerde anlaşılacak.
Taliban’ı kurup-destekleyen ABD, sonra düşman olan ABD, şimdi de Kabil’e teslim eden yine ABD. Hangi amaçla? -Tamer Yazar-