Psikiyatrik ilaçların zararlı olduğu düşüncesi oldukça yaygındır, ancak konu bu kadar basit değildir. Psikiyatrik ilaçlar da diğer tıbbi ilaçlar gibi vücutta biyolojik değişiklikler oluşturur ve bu nedenle yan etkileri olabilir. Fakat bu, ilaçların başlı başına zararlı olduğu anlamına gelmez. Asıl değerlendirilmesi gereken, ilacın kişiye sağlayacağı yararın oluşturabileceği risklerden daha fazla olup olmadığıdır.
Örneğin depresyon, panik bozukluk, OKB, bazı anksiyete bozuklukları, bipolar bozukluk veya psikotik bozukluklarda ilaç tedavisi kişinin yaşam kalitesinde ciddi bir iyileşme sağlayabilir. Kişi yoğun kaygı, uykusuzluk, takıntılar, çökkünlük veya gerçeklikle bağlantıda bozulma nedeniyle günlük yaşamını sürdüremiyorsa, yalnızca “ilaç kullanmamalıyım” düşüncesi nedeniyle tedaviyi reddetmek her zaman daha sağlıklı bir seçenek değildir. Bazı durumlarda tedavi edilmemiş psikolojik rahatsızlığın kendisi, ilacın olası yan etkilerinden çok daha fazla zarar verebilir.
Öte yandan her psikolojik sıkıntıda ilaç kullanmak da doğru değildir. Örneğin yaşam olaylarına bağlı geçici üzüntü, ilişki problemi, yas, stres veya bazı uyum sorunlarında psikoterapi, sosyal destek, yaşam düzenlemeleri ve kişinin baş etme becerilerinin geliştirilmesi yeterli olabilir. Bu nedenle psikiyatristin değerlendirmesi önemlidir. İlaç gerekiyorsa uygun ilaç ve doz belirlenir; gerekmiyorsa psikoterapi veya başka yöntemler tercih edilebilir.
Bir diğer önemli konu yan etkilerdir. Antidepresanların bazı kişilerde başlangıçta mide bulantısı, baş ağrısı, uyku değişikliği, huzursuzluk veya cinsel işlevlerde değişiklik gibi yan etkileri olabilir. Bazı ilaçlar iştah ve kilo üzerinde etkili olabilir. Ancak bu yan etkilerin görülmesi kişiden kişiye değişir ve her ilaçta aynı değildir. Bazen birkaç hafta içerisinde azalırken, bazen de ilacın değiştirilmesi veya dozunun yeniden değerlendirilmesi gerekebilir.
“Psikiyatri ilaçları insanı uyuşturur, kişiliğini değiştirir” düşüncesi de her ilaç için doğru değildir. Özellikle uygun dozda kullanılan birçok ilaç kişinin kişiliğini değiştirmekten ziyade yoğun kaygı, depresyon veya takıntı gibi belirtilerin azalmasına yardımcı olur. Ancak bazı ilaçlar sedasyon veya uyku hali oluşturabilir. Kişi kendisini aşırı sersemlemiş, duygusal olarak körelmiş veya günlük işlerini yapamayacak durumda hissediyorsa bunu doktoruna bildirmelidir.
Bağımlılık konusu da ilaçtan ilaca değişir. Örneğin birçok antidepresan klasik anlamda bağımlılık oluşturmaz. Buna karşılık bazı sakinleştirici ve özellikle benzodiazepin grubu ilaçlarda uzun süreli kullanımda tolerans, bağımlılık ve bırakma sorunları ortaya çıkabilir. Bu nedenle bu ilaçların doktor kontrolünde ve önerilen süre boyunca kullanılması önemlidir.
Ayrıca ilaçların birdenbire bırakılması da doğru değildir. Bazı psikiyatrik ilaçların ani kesilmesi baş dönmesi, huzursuzluk, uyku sorunları, elektrik çarpması benzeri hisler, bulantı veya belirtilerin yeniden ortaya çıkması gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle “kendimi iyi hissediyorum, artık ilaca ihtiyacım yok” diyerek ilacı kişinin kendi kararıyla bırakması yerine, doz azaltmanın hekimle birlikte planlanması gerekir.
En sağlıklı bakış açısı şudur: İlaç ne mucizedir ne de zehirdir. Doğru kişide, doğru tanıda, doğru ilaç ve doğru dozla kullanıldığında önemli bir tedavi aracıdır. Aynı şekilde gereksiz, yanlış dozda veya kontrolsüz kullanıldığında sorunlara yol açabilir. Psikoterapi ile ilaç tedavisi de birbirinin rakibi değildir; bazı durumlarda birlikte kullanıldıklarında daha etkili olabilirler.
Kısacası psikiyatrik ilaç kullanmak “zayıflık” veya “iradesizlik” anlamına gelmez. Nasıl diyabeti olan bir kişinin insülin kullanması ya da enfeksiyonu olan kişinin antibiyotik kullanması tıbbi bir tedaviyse, bazı psikolojik/psikiyatrik rahatsızlıklarda ilaç kullanımı da tedavinin bir parçasıdır. Önemli olan ilacın kişiye özel değerlendirilmesi, fayda-zarar dengesinin gözetilmesi ve düzenli hekim takibidir.