Ayrıştırıcı ve sosyal yapıyı sınıflandıran, kulağa pek bir tatsız gelen ancak bir o kadar da ayaküstü sohbet başlatmak için güçlü bir soru. Antakyalı olmak başlı başına özel bir deneyim. Ancak Antakya’da büyümek, oradaki insanların ve hayatın ritminde kendine yer bulmak bambaşka bir serüven. Bu serüven, yalnızca bir deneyim olmaktan öte, orada doğup büyümüş, kökleriyle Antakya’ya bağlı insanlar için varlığının bir parçası.
Uzun çarşıda esnafla pazarlık yaparken gelişen muhabbetten tutun da komşunuzda tanıştığınız biriyle gelişen dostane sohbete kadar bu soru, Antakya’da tanışmanın en hızlı ve etkili yollarından biri.
Herkes sormaz, her masada karşınıza çıkmaz. Ancak sorulduğu yerde bilmelisiniz ki konuşmanın devamında muhakkak ortak tanıdıklar, akrabalar, mahalleler ve paylaşımlar çıkacaktır.
Hatta zannetmeyin ki yalnızca Antakya içinde bu sorunun karşılığında ortak noktalar bulacaksınız. Bambaşka bir şehirde bambaşka bir yabancıyla sohbet ederken Antakyalı biri olarak karşınızdakinin tanıdığı Antakyalı diğer insanlarla tanıdık, arkadaş, hısım ve hatta akraba çıkabilirsiniz.
Antakya böyle bir hafızanın, böyle bir ortaklığın göbeğidir.
Antakyalı olmak başlı başına bir miras dememin abartılı olmayacağını düşünüyorum. Sanki koskocaman bir şehir aslında koskocaman bir ev. Herkes aynı ailenin fertleri; her birimiz bir diğeriyle aynı sofrayı paylaşan kardeşler gibiyiz.
Yıllardır İstanbul’da birçok insanla tanışma fırsatım oldu. Ne zaman Antakyalı olduğumu söylesem, bir yerlerde Antakya’dan bir tanıdıkları olduğundan bahsederler ve sohbetin devamında anlarız ki muhakkak uzaktan veya yakından bir tanışıklığı paylaşıyoruzdur o tanışmadığımız tanıdıklarla.
Hatta Antakya’dan olmayanlardan sık sık şunu duyduğumuz bir gerçek. “Antakya’da herkes birbirini tanıyor galiba, değil mi?”
İşte böyle bir hissin ve tanıdıklığın can bulduğu bir yer Antakya.
Tanıdıklık aslında ortak anılardan öte, birbirlerinin hayatına tanık olmaktan doğan güçlü bir bağ kuruyor. Zira yıllardır orada yaşamış insanların birbirine olan bağlılığı, tanışıklıkları ve ortak çevreleri paylaşmanın getirdiği birçok tanıklık hikâyesi ister istemez tanışıklığın ve bu ortak hafızanın ayrılmaz bir parçası.
2023 yılının getirdiği hazin yıkımla tanıdıkların birbirine olan bağlılığı artsa dahi, şehrin geçmişindeki o ruh yerini yepyeni bir silüete bırakıyor. Bir şekilde bambaşka şehirlerde bir araya gelip ortak hafızayı, anıları ve tanıklıkları canlı tutmak elbette devam eden ve hatta güçlenen bir yerde duruyor. Ancak şehrin çarpık, pek de estetik olmayan o eski silüetine ruhu katan yaşanmışlığın yerle bir olmasıyla başka türlü bir kayıp yaşanıyor. Sinsice yerleşen ve sessizce eski varlığını kendi kendine silen türden. Apartmanlar, blok numaraları ve harf kodlarıyla anılan başka bir ruha bürünüyor ve bir hikâyesi, bir geçmişi olmayan hanelerle doluyor. Halbuki en yoğun, en ağır hikâyelerin yazıldığı yerlere kuruluyor bu apartmanlar.
Sokakların yolları, rotaları değişiyor, sokaklarda yaşayanlar değişiyor. Her adım başı selamlaştığımız, birileriyle karşılaştığımız sokaklar, bir yabancıya dönüştü bile.
Biraz uygunsuz bulduğumuz “Kimlerdensiniz?”, “Nerede oturuyorsunuz?” sorularını soran yok.
Sanki yabancısı olduk. Sanki kimlerden olduğumuzu unuttuk.
Hiç gitmemişiz, hep oradaymışız, hiç tanımamışız ama hep tanışıkmışız hissiyle baktığımız Antakya’da çok tanıdık bir yabancı olduk.
Sahi, siz kimlerdensiniz?