Şiddetin Gölgesinde Eğitim ve Görmezden Geldiklerimiz

Okullarda yaşanan büyük olaylar bir anda ortaya çıkmıyor. Manşetlere yansıyan ölümler, yaralanmalar ve saldırılar, aslında uzun süredir biriken sorunların en görünür hali. Daha önce de gördük: Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırılar… Bunlar bir anda patlayan öfkenin değil, ihmal edilen bir sürecin sonucu. Çünkü okullarda yaşanan sorunlar sadece silahlı saldırılardan ibaret değil. Her gün yaşanan ama çoğu […]

Okullarda yaşanan büyük olaylar bir anda ortaya çıkmıyor. Manşetlere yansıyan ölümler, yaralanmalar ve saldırılar, aslında uzun süredir biriken sorunların en görünür hali. Daha önce de gördük: Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırılar… Bunlar bir anda patlayan öfkenin değil, ihmal edilen bir sürecin sonucu.

Çünkü okullarda yaşanan sorunlar sadece silahlı saldırılardan ibaret değil. Her gün yaşanan ama çoğu zaman “küçük mesele” diye geçiştirilen bir gerçek var: akran zorbalığı. Bir öğrenciye “şişko” diye seslenildiğinde aldığı cevap aslında durumu özetliyor: “Ben şişmanım, bunu bana söylemene gerek yok.”

Bu cümle, bir çocuğun kendini savunma çabası gibi görünse de aslında ne kadar yalnız bırakıldığının göstergesi. Çünkü zorbalık, sadece bir söz değildir; bir insanın onuruna, özgüvenine ve ruh sağlığına yapılan sistemli bir saldırıdır.

Bugün “okul zorbalığı” dediğimiz şey, yarının daha büyük şiddet olaylarının zemini olabilir. Sürekli aşağılanan, dışlanan, görmezden gelinen bir çocuk; ya içine kapanır ya da öfkesini yanlış şekilde dışa vurur. Ve biz çoğu zaman bunu fark etmeyiz.

Katilin “morali bozuk” diye bir öğretmenini öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Aynı toplumda, bir zamanlar “doktor dövmek” gibi utanç verici davranışların normalleştiği bir dönemden geçtik. Şimdi “artık yapmıyoruz” diye övünmek bile başlı başına bir sorgulama sebebi değil mi?

Peki, burada sorumluluk kimde? Elbette devletin görevi güvenliği sağlamak, gerekli önlemleri almak. Ama mesele yalnızca güvenlik değil. Aileler, öğretmenler ve toplum olarak bizler de bu sürecin içindeyiz. Bir çocuğun davranışları, sadece okulun değil, evin ve çevrenin de yansımasıdır.

Akran zorbalığını önlemek için önce onu ciddiye almak gerekir. “Çocuklar arasında olur” diyerek geçiştirilen her olay, aslında büyüyen bir sorunun parçasıdır. Sorunu bir kefeye, çözüm yollarını diğer kefeye koyup gerçekten tartmak zorundayız.

Empatiyi, saygıyı ve sınırları öğretmeden sadece disiplin cezalarıyla sonuç almak mümkün değil. Eğer bu küçük görülen davranışları zamanında durduramazsak, sonuçları çok daha ağır olur. O zaman ne sadece bireysel hatalardan söz edebiliriz ne de olayları “anlık” diye geçiştirebiliriz.

Oysa yapılması gereken açık: Sorunları görmezden gelmeden, erken aşamada müdahale etmek. Çocuklara sadece ders değil, değer de öğretmek. Vicdanı, empatiyi ve sorumluluğu eğitim sisteminin merkezine koymak.

Ancak o zaman okullar yeniden olması gerektiği yere döner: güvenli, huzurlu ve öğrenmenin ön planda olduğu alanlara. Aksi halde, bugün konuştuğumuz olaylar yarın daha ağır şekilde karşımıza çıkmaya devam eder. Ve biz yine “nasıl oldu?” diye sormak zorunda kalırız.

Exit mobile version