Soykırımın Gölgesi ve Topluma Sirayet Eden Dil

  Soykırım… Bu kelimeyi duymayan yoktur. Ancak çoğu zaman yalnızca tarihin karanlık sayfalarına ait bir kavram gibi ele alınır. Oysa soykırım yalnızca silahla, bombayla, toplama kamplarıyla yapılan bir vahşet değildir. Önce zihinlerde doğar, sonra dile yerleşir, en sonunda insanlığın üzerine çöken bir felakete dönüşür. Kelimenin kendisine baktığımızda “soy”, insanın kökünü, aidiyetini, silsilesini, kültürünü ve bazen […]

 

Soykırım… Bu kelimeyi duymayan yoktur. Ancak çoğu zaman yalnızca tarihin karanlık sayfalarına ait bir kavram gibi ele alınır. Oysa soykırım yalnızca silahla, bombayla, toplama kamplarıyla yapılan bir vahşet değildir. Önce zihinlerde doğar, sonra dile yerleşir, en sonunda insanlığın üzerine çöken bir felakete dönüşür.

Kelimenin kendisine baktığımızda “soy”, insanın kökünü, aidiyetini, silsilesini, kültürünü ve bazen de geldiği coğrafyayı ifade eder. “Kırım” ise kırmak, yok etmek, ortadan kaldırmak anlamı taşır. Bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey, belli bir topluluğu sistematik biçimde yok etme iradesidir.

Bu nedenle soykırımcı yalnızca katil değildir; bebek katilidir, insan düşmanıdır. Kendisi gibi olmayanı yaşamaya layık görmeyen, farklı olanı düşman sayan, fırsat bulduğunda çocukları dahi hedef alabilecek kadar alçalmış bir zihniyetin temsilcisidir.

Tarih boyunca bu vahşetin üzeri çoğu zaman siyasi sloganlarla örtülmüştür. Soykırımcılar yaptıkları zulmü bir dava, bir ideoloji ya da güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırmaya çalışmıştır. Adolf Hitler de nefretini sözde fikirlerle süslemiş, sonunda milyonların ölümüne sebep olmuştur.

Bugün de benzer zihniyetler farklı coğrafyalarda yaşamaktadır. Özellikle Israel merkezli tartışmalarda sivillerin, kadınların ve çocukların hedef alınması dünya vicdanında derin yaralar açmaktadır. Ancak asıl tehlike yalnızca silahla yapılan yıkım değildir. Daha büyük tehlike, bu zihniyetin toplumlara davranış biçimi olarak sirayet etmesidir.

Çünkü soykırım önce dilde başlar. Bir suçlunun etnik kökenine bakıp bütün bir milleti suçlamak, bir kişinin eylemini milyonlara mal etmek, aidiyetler üzerinden nefret üretmek; aynı karanlık yolun taşlarıdır. İnsanları “o’cu”, “bu’cu” diye ayırıp değersizleştirmek, ortak yaşam kültürünü zehirleyen görünmez bir yıkımdır.

Hele bu dil medya eliyle yayılıyorsa tehlike daha da büyür. Çünkü ekranlardan, köşelerden ve manşetlerden yayılan nefret zamanla sıradanlaşır. Yeni nesiller bunu normal sanır. Ayrıştırıcı dili gazetecilik zanneder. Oysa gazetecilik toplumu bölmek değil, hakikati aramaktır.

Türkiye gibi farklılıkları bünyesinde taşıyan güçlü toplumlar için bu mesele hayati önemdedir. Zenginliği çeşitliliğinde olan bir milleti kökenler üzerinden birbirine düşürmeye çalışan her dil, aslında ortak geleceğe saldırmaktadır. Farklılıklarımızı zayıflık gibi sunmak isteyenler, en büyük zararı birlik duygusuna verir.

Peki bu dili kullananlar kimler?

İsim vermeye gerek yok. Tarif etmek bazen daha yeterlidir:

Yurtdışında otelleri var,
Türlü türlü huyları var.
Suçlulara kapı açar,
Vicdana kapalı duvarı var.

“Anti-siyonistim” der gezer,
Her menfaatte yön değişir.
Para görünce eğilir,
Hakikat orda can çekişir.

Kalem tutar kin kusmaya,
Düşmüş yalanın yasına.
Aynaya baksa görecek,
Satılmış vicdan pasına.

 

Exit mobile version