Suriye’de Duman Tütüyor

Suriye’de sessiz gibi görünen yüzeyin altında yeni ve tehlikeli bir hareketlilik yaşanıyor. Şam ve Humus başta olmak üzere birçok bölgede, Beşar Esad döneminde ordu mensubu olarak görev yapanlar ve daha sonra kamudan uzaklaştırılan memurlar uzun süredir güvenlik endişesi nedeniyle evlerini terk etmiş durumda. Özellikle Lübnan sınırına yakın bölgelerde yaşam kurmaya çalışan bu insanların sayısı azımsanmayacak […]

Suriye’de sessiz gibi görünen yüzeyin altında yeni ve tehlikeli bir hareketlilik yaşanıyor.

Şam ve Humus başta olmak üzere birçok bölgede, Beşar Esad döneminde ordu mensubu olarak görev yapanlar ve daha sonra kamudan uzaklaştırılan memurlar uzun süredir güvenlik endişesi nedeniyle evlerini terk etmiş durumda. Özellikle Lübnan sınırına yakın bölgelerde yaşam kurmaya çalışan bu insanların sayısı azımsanmayacak düzeyde.

Son altı aydır ise yeni bir söylenti yayılıyor: Terk edilmiş evlere devlet tarafından el konulacağı, hatta bazı bölgelerde bu sürecin fiilen başladığı konuşuluyor.

Bu haberlerin yayılmasıyla birlikte, yaşam şartlarının giderek ağırlaştığı Lübnan sınırındaki bölgelerde yaşayan eski sakinler her türlü riski göze alarak evlerine dönmeye başladı. Amaçları basitti; yıllardır sahip oldukları evlerini kaybetmemek ve belki de yeniden normal hayatlarına dönebilmek.

Ancak döndüklerinde karşılaştıkları manzara umut verici olmadı.

Bazıları kapı komşularından dahi “Esad’ın adamı” suçlamalarıyla karşılaştı. Bazı bölgelerde ise siyasi söylemlerin ötesine geçen mezhepçi yaklaşımlar ve dışlayıcı tavırlar ortaya çıktı. Gerginlik kısa sürede karşılıklı saldırılara dönüştü.

Şimdilik Şam, Humus ve Halep kırsalında görülen bu olaylar birçok kişi tarafından münferit hadiseler olarak değerlendirilebilir. Ancak tarih bize göstermiştir ki büyük yangınlar çoğu zaman küçük kıvılcımlarla başlar.

Bugün ortaya çıkan bu tablo, yarının daha büyük bir iç çatışmasının ilk işaretleri olabilir.

Türkiye açısından bakıldığında mesele yalnızca Suriye’nin iç meselesi değildir. Komşumuzda mezhep veya etnik temelli yeni bir çatışma dalgasının başlaması, kaçınılmaz olarak Türkiye’yi de etkileyecektir. Yeni göç hareketlerinden sınır güvenliğine, radikalleşmeden organize suç ağlarına kadar birçok risk aynı anda ortaya çıkabilir.

Bu nedenle gelişmeleri hamasi söylemlerle değil, soğukkanlılıkla değerlendirmek zorundayız.

Geçen hafta “Bölge yanıyor, gölgesine değil dumanına bakın” diye yazmıştım.

Bugün o dumanın yükselmeye başladığını görüyoruz.

Elbette Türk Milleti gerektiğinde fedakârlık yapacak milyonlarca evlada sahiptir. Ancak devlet aklı, fedakârlık gerektiren senaryoları beklemek değil; o senaryoların ortaya çıkmasını engellemektir.

Asıl hedefimiz yangın çıktıktan sonra mücadele etmek değil, yangının çıkmasını önlemektir.

Bu süreçte bölgede itidali güçlendirecek sosyal, siyasi ve diplomatik adımlara ihtiyaç vardır. Şerefli Türk Bayrağı’nın adının ateş ve savaşla aynı cümlede anılmadığı bir ortamı korumak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bunun için de askeri, sosyal, siyasi ve ekonomik başlıkların her biri kendi uzmanları tarafından değerlendirilmeli; duygusal reflekslerle yapılan yorumlar yerine gerçekçi analizler ön plana çıkarılmalıdır.

Öte yandan unutulmaması gereken bir başka husus daha vardır.

Suriye’de ortaya çıkabilecek yeni bir istikrarsızlık yalnızca iç dinamiklerin ürünü olmayabilir. Bölgesel ve küresel aktörlerin çıkar hesapları da bu tür kırılmaları besleyebilir. İsrail, Fransa, Rusya, İngiltere ve bölgedeki bazı diğer aktörlerin farklı gerekçelerle aynı sonuçtan fayda sağlayabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Bana “abartıyorsun”, “ne alakası var” ya da “komplocu düşünüyorsun” diyenler çıkacaktır.

Çıksınlar.

Bazen delilerin görevi, herkesin sustuğu yerde konuşmaktır.

Çünkü memleket meselesi söz konusu olduğunda bazı insanlar kurşuna kafa atar, bazıları ise söylenmeyeni söyler.

Biz de gördüklerimizi, duyduklarımızı ve kaygılarımızı şeffaf biçimde paylaşmaya devam edeceğiz.

Dertleşmeye devam edeceğiz.

Exit mobile version