Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Neval Oğan Balkız
Neval Oğan Balkız

Toplumsal “Şiddet” Sarmalı, “Ölümü Örgütleme Yetisi” ve Siyaset!

Evet çok acılıyız! Evet, yasımız çok!…Toplum olarak, yürek yangını içindeyiz! Çok Üzgünüz!

Evde şiddet,
sokakta şiddet,
okulda şiddet,
üniversitede şiddet,
hastanede şiddet,
adliyede şiddet,
fabrikada şiddet,
Atölyelerde şiddet,
Meclis’ te şiddet!
Sinemada şiddet, Televizyonda şiddet,
Bilgisayar’ da şiddet
Sporda şiddet!…

Fiziksel, biyolojik, pdikolojik, ekonomik, cinsel şiddetin her türü ile yapısal, işlevsel ve kurmsal olarak , sistematik şekilde kuşatılmış durumdayız!

Toplumda, “ölümle karşı karşıya bırakılan” kesimler giderek coğalıyor! Achille Mbembe’nin “Nekropolitika” kitabında öne sürdüğü “modern siyasal iktidarın artık yaşamı düzenleme ve üretme kapasitesiyle değil, ölümü örgütleme, dağıtma ve süreklileştirme yetisiyle tanımlandığı” iddiası doğrulanıyor!
Ona göre modern siyaset yaşamın yönetimi olarak değil, yaşamın ölüm aracılığıyla yönetilmesi olarak yeniden düşünülmelidir.
Yaşadığımız gerçeklik, bu iddianın üzerinde düşünülmesi, siyasetin ölüm üretme kapasitesinin hangi üretim ilişkileri, sınıfsal ilişkiler ve sermaye birikim süreçleri içinde ortaya çıktığını,bağlamlarıyla ifşa edilmesi gereken bir alan olduğunu gösteriyor!

“ACI” değil, AMA “ACIYI” DOĞURAN OLGU, DURUM VE ŞİDDET SİYASET KONUSUDUR!

Şiddeti, bireysel, toplumsal bir var oluş biçimi, bir kendini gerçekleştirme, bir güç hiyerarşisi iletişimi oluşturma aracı kılan koşulların toplumsal yaşam hakim oması, siyasetin konusudur!
Çocuları, psikolojk, pedagojik, sosyolojik, kriminolojik olarak etkili şekilde koruma ve destekleme, izleme poitikalarının oluşturulmaması, Siyasetin Konusudur!,

Toplumsal Ruh Sağlığı yasası olmaması Siyasetin Konusudur!

Bireysel ya da toplumsal şiddeti yaratan koşulların, nedenleri süreçleri ve bunların ortadan kaldırılması politikalarnın oluşturulması, ‘şiddetin ekonomipolitiği’ ve sistemsel yapısının kurumsal ve bilimsel olarak izlenmesi ve bu temelde programatik eylemllik oluştuulması”siyasetin” konusudur!

Şiddetin her türüne karşı sosyal psikoloji, ekonomik, sosyolojik hukuksal kalıcı, bütünsel, etkili yapısal ve ışlevsel önlemleri almak ya da almamak, “siyasetin” konusudur!

Şiddettin “estetize” edilmesi ve yeniden üretlmesini sağlayan koşullar, siyasetin konusudur!

Acının ve toplumsal travmaların yaşanmayacağı koşulları yaratmak Siyasetin Konusudur!

Eğitim sisteminin, içerik, nitelik ve yapısal olarak çökertilmesi, öğrenci merkezli, insansal olanak ve yetenek gelişimi amacından uzaklaştırılması, bilimsel, laik, nesnel, çoğulcu, kamusal niteliğinin bozulması, tarikat ve cemaatlerin ders verdiği, imamların rehberlik yaptığı ideolojik, hegemonik bir aktarım örgütlenmesi haline getirlmesi, Siyasetin Konusudur!

Şiddet ve elbette okulda şiddeti, yalnızca bir “güvenlik” sorunu “olarak görmek ( ki güvenlik gerekleri de yerine gtirilmiyor) yeni şiddet biçimlerine ve olaylarına yol açar, bu anlayışı aşmak sorunu, Siyasetin Konusudur!

Yaşananlardan sorumluluğu olan siyasi yetkililerin, herhangi bir şekilde sorumluluk üstlenmemeleri ve görevlerini sürdürmeleri, Siysetin Konusudur!

Türkiye’de bugün yaşanan ekonomik ve siyasal süreçler, derin yoksulluk, açlık sınırının altında bir gelirle yaşayan insanların sayısının ulaştığı boyutla, işsizlik, ağır sosyal eşitsizlikler, hukuksuzluk, güvencesizlik, baskı , bireysel ve toplumsal travma koşulları, ‘yaşamı sistematik biçimde aşındıran ve belirli toplumsal kesimleri harcanabilir hale getiren’ (nekro) politik ve nekroekonomik bir rasyonalite değil midir? ( Çocukların MESEM gibi programlar aracılığıyla eğitimden koparılarak düşük ücretli, güvencesiz ve tehlikeli işlerde çalıştırılması, ölümlerin olması; kadınlara yönelik şiddet ve kadın cinayetleri karşısında sergilenen kurumsal kayıtsızlık, koruyucu mekanizmaların işletilmemesi, cezasızlık pratiğinin sürekliliği ve kamusal iradenin bilinçli eylemsizliğ de bu politikanın sonucudur)
Bu süreçlerde ölüm, genelde “doğrudan ve ani bir şiddet biçimiyle değil, çocukluk, eğitim ve gelecek imkânlarının sistematik olarak ortadan kaldırılması yoluyla, zamana yayılmış bir “yavaş ölüm” rejimi olarak işler.
ANCAK şimdi yaşadığımız gerçeklikte olduğu gibi, bireysel ve kitlesel etki ve baskılarının “patolojik alevlenmesi” şeklinde ani ve hızlı ölüm olaylarına da dönüşür!

Bu benzer şiddet ve katliamları önlemek, bu koşulları yaratan ve sürdüren politik ortamı aşmak, tam da siyasetin varlık nedeni ve KONUSUDUR!
Toplum, insanı merkeze alan, başta yaşam hakkı olmak üzere tüm hak ve özgürlükleri, her bireyin biyolojik, fizyolojik ve moral yönleriyle sağlıklı gelişimini koruyan, ekonomk ve sosyal adaleti sağlayan, demokratik, adil toplumsal ve siyasal koşulları ve bunları sağlayacak siyaseti oluşturmak zorunda!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER