Torpilli’nin ülkesinde…

Torpilli’nin ülkesinde…

Gelecek Kaygısı!

Çalışkan: “Sıradan halk ya da karşıt ortamlarda değil, mevcut yapının tabanına ait grubun bulunduğu ortamlarda bile, gelecek kaygısı nedeniyle büyük endişeler yaşanıyor. Çünkü şampiyon adayın bile atanamama ihtimali olduğu yerde ‘başkaları benden daha kuvvetli torpil bulur da ben atanamazsam!’ korkusu yaşanıyor.”

Ekonomik zorluklar, politik gerilimler, eğitimdeki kalite ve gelecek kaygısı, tarladan markete uzanan hatta rekor kıran fiyat farkları, vatandaşın iki yakası bir araya gelemeyen mutfağı, dolmayan Pazar fileleri, Ankara’daki ittifaklar kavgası, maaşlara gelen tartışmalı zamlar ve çok daha fazlası için bir gündem değerlendirmesi yapan, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu (GİK) üyesi, Partinin Hatay’daki önemli ismi Doç. Dr. Necmettin Çalışkan, “gelecek kaygısı” ve “umutsuzluk” üzerinde durdu.

Konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Toplumun tüm kesimlerinde, özellikle üniversite öğrencilerinde büyük bir umutsuzluk var. Bu umutsuzluk, yok olup gitme, tepetaklak alaşağı ediliyor olma korkusu değil! Aksine, geleceğine karamsarlıkla bakma ve hayattan tamamen ümidini kaybetmeye kadar giden bir süreç yaşanıyor” diyen Çalışkan’ın eleştirileri ve saptamaları ara başlıklar halinde şöyle:

-DÜŞÜNÜN!-

Düşünün ki, KPSS sınavında en yüksek puanı alan eleman, mülakat elemelerinde ilk bine, beş bine giremiyor, eleniyor! Alanında Türkiye’nin bir numarası olan aday, kuvvetli bir torpil, okkalı bir destek bulamadığı sürece, atanamıyor. Halk deyimiyle, “Ankara’da dayısı yoksa, işi zor!”

-KAYGI!-

Sıradan halk ya da karşıt ortamlarda değil, mevcut yapının tabanına ait grubun bulunduğu ortamlarda bile gelecek kaygısı nedeniyle büyük endişeler yaşanıyor. Çünkü şampiyon adayın bile atanamama ihtimali olduğu yerde, “başkaları benden daha kuvvetli torpil bulur da, ben atanamazsam!” korkusu yaşanıyor. Hatta üniversitede okurken bile yaşanan yoğun stresle, gençler, psikolojik sorunlar yaşayarak, gelecekten de tamamen ümidini keserek hayatına son veriyor. Sorunun kaynağını tespit etmeden sorunlara çözüm üretmemiz mümkün olmayacaktır.

-GÜÇ BELA!-

Düşünün ki, bin bir zorluklarla, güç bela gayretlerle Anadolu’nun herhangi bir köyünden kalkıp gelmişsiniz. Aileniz, belki de en önemli gelir kaynakları olan üç ineğinden birini sizin için satmış. 10-15 yıllık bir mücadele sonucunda gece gündüz çalışmış, çabalamış, gayret etmişsiniz. Tam bu gayretlerin sonucunda, “Acaba çocuğumuz atanacak da, artık kendi kendine yetecek mi veya bize de destek olacak mı?” diye sizden umut beslendiği bir anda kara kara düşünmek, atanamama-kazanamama korkusu ve telaşı yaşayacaksınız.

Meselenin bir diğer yönü, düşük puan alma bir yana, çok yüksek puan alsa bile, bir gencin maalesef atanamayacağım korkusunu yaşaması, ülkenin geleceği açısından çok korkunç bir durumdur. Bunu, toplumun tüm kesimi hissediyor.

-ADALET!-

Ülkenin en acil ihtiyacı, adaletin tesisinin sağlanmasıdır. Adam kayırma, gençleri buhrana sürüklüyor. “Herkes bileğinin gücüyle kazansın, hakkımızla girelim” düşüncesi, en büyük beklenti.

Yaparken yıkmak, bir kişiyi kazanacağım diye on binlerin hakkını gasp etmek, düşman etmek, ancak bugünkü yaşanan tabloda daha iyi anlaşılıyor.

Tabi, yönetim halktan uzak olduğundan, tümüyle çıkar endeksli kısa vadeli plan yaptıkları ve siyasi gelecekleri adına beka korkusu taşıdıkları için belki de, bu sözlerimizin ne anlama geldiğini anlamayacaklardır. Anlasalar da umurlarında olmayacaktır.

Nasıl ki ekmek kuyruğundaki insanların başka amaçlarla toplandıklarını, şov yaptıklarını ve amaçlarının farklı olduğu gibi sözler sarf ediyorlarsa, belki bunu da hiç anlamak istemeyecekler, ama anlamalılar, anlamak zorundalar. Belki endişesini taşıdıkları gelecekleri için yarın çok geç olabilir. Dost acı söyler, bizden hatırlatması.

-FORMALİTE!-

Bir kısım, “Torpil bulamayız, zaten açıkta kalacağız” endişesiyle umutsuzluğa kapılmışken, diğer kısım da, “Torpil buluruz, ama bizden daha yüksek, daha kuvvetli torpil bulanlar olursa açıkta kalırız” korkusu yaşıyor. Yıllardır ülkenin en önemli sorunlarından biri olan torpil ve ayrımcılığa, maalesef çözüm bulunamadı. Nice emekler verilerek kazanılan sınavlar, bir formaliteden öteye gitmiyor. Seçkinler, mülakatlarla kadrolara atanıyor ve bu durum öyle bir hal aldı ki, artık aleni yapılıyor. Kimse de itiraz edemiyor. Sınavlardan sonra yapılan mülakat ya tamamen kaldırılmalı ya da objektif yapılmalıdır. Sorun, kayırmacılık üzerine kurulu sistemin tamamen değişmesi ve hakkaniyet üzerine kurulu adaletin tesis edilmesidir.

Özetle, muhalif kesim “zaten biz eleneceğiz” diye kaygılanırken, “tebaa” da aynı kaygıyı taşıyor. Yönetim; güven telkin etmeli, adalet duygusunu zedelememeli, herkes geleceğe güvenle bakabilmeli, insanlar “şampiyon olsam da boş” korkusuyla ümitsizliğine sevk edilmemelidir.

Z kuşağının sorunlarını konuşanlar, bu meselelere de el atmalı. Men dakka dukka “Eden bulur.” Sonuçta bu, dünya, etme-bulma dünyası.

Tamer Yazar