Travma, kişinin yaşadığı veya tanık olduğu bir olay karşısında kendisini yoğun biçimde tehdit altında, çaresiz, güvensiz ya da kontrolünü kaybetmiş hissetmesi ve bu deneyimin psikolojik açıdan baş etmekte zorlandığı bir etki bırakmasıdır. Travma yalnızca olayın kendisiyle değil, kişinin o olayı nasıl deneyimlediğiyle, sahip olduğu kaynaklarla ve olay sonrasında aldığı destekle de ilişkilidir.
Her zorlayıcı yaşam olayı travma oluşturmaz. Ancak kişinin güvenlik, kontrol, aidiyet ve dünyaya duyduğu güven duygusunu derinden sarsan deneyimler travmatik etkiler bırakabilir. Fiziksel şiddet, istismar, kaza, deprem, ani kayıp, tehdit, ihmal ve uzun süreli duygusal baskı bunlara örnek olabilir. Bazen tek bir olay, bazen de çocukluk boyunca tekrar eden incitici yaşantılar travmatik etkilere yol açabilir.
Travmanın önemli bir özelliği, olay sona erdiği hâlde kişinin kendisini hâlâ tehlikedeymiş gibi hissedebilmesidir. Örneğin çocukluğunda sürekli eleştirilen bir kişi yetişkinlikte basit bir eleştiri karşısında yoğun utanç, kaygı veya savunmaya geçme ihtiyacı yaşayabilir. Çünkü bugünkü durum, geçmişte yaşadığı duyguları ve tehlike beklentisini harekete geçirebilir. Ancak bu tepkiler tek başına travma yaşandığını göstermez; farklı psikolojik nedenlerle de ortaya çıkabilir.
Travmatik deneyimler bazen kişinin düşüncelerini, duygularını, beden tepkilerini ve ilişkilerini etkileyebilir. Kişi sürekli tetikte olabilir, olayları zihninde tekrar tekrar yaşayabilir, insanlara güvenmekte zorlanabilir, duygularını bastırabilir ya da çatışmalardan kaçınabilir. Bazı kişiler ise yaşadıklarını hatırlamakta zorlanabilir veya duygusal olarak hissizleşmiş gibi olabilir. Bu tepkiler, kişinin zayıf olduğu anlamına gelmez; zorlayıcı bir deneyime verdiği tepkiler olabilir.
Çocukluk çağı travmalarında özellikle önemli bir nokta vardır: Çocuk, kendisini koruması gereken kişiler tarafından incitildiğinde veya duygusal ihtiyaçları sürekli karşılanmadığında dünya ve ilişkiler hakkında bazı inançlar geliştirebilir. Örneğin “Kimseye güvenemem”, “Hata yaparsam sevilmem”, “Kendimi savunursam kötü bir şey olur” ya da “İhtiyaçlarımı dile getirmemeliyim” gibi düşünceler zamanla yerleşebilir. Bu inançlar yetişkinlikte kişinin kendisini ifade etmesini, sınır koymasını ve yakın ilişkiler kurmasını zorlaştırabilir. Bununla birlikte, her olumsuz çocukluk deneyimi mutlaka kalıcı travmatik sonuçlar doğurmaz.
Travmayı iyileştirmek, geçmişi silmek değil; geçmişte yaşananların bugünkü hayatı yönetme gücünü azaltmaktır. Kişi güvenli ilişkiler kurmayı, duygularını düzenlemeyi, bedeninin alarm tepkilerini fark etmeyi ve geçmişte öğrendiği inançları yeniden değerlendirmeyi öğrenebilir.