Türk siyasi tarihi seçim sandık sonuçları kadar mahkeme salonlarından yapılan müdahalelerin tarihi. Cumhuriyetin kendisi kadar eski bir yargı üzerinden hesaplaşma sicilimiz var. İşin üzücü tarafı toplumu, siyaseti, ülkeyi yargı ile dizayn etme ve iktidardaki isimlerin ya da rejimin ikbalini hukukun önüne koyma geleneği azalmadan – ‘Biz’den öteye yolların çıkmadığı – eski usul siyastin yeni bir dava hikayesiyle devam ediyor.
Bu Türkiye’nin siyasi tarihinde derslere konu olacak bir hikaye. Birgün okullarda annatılabildiğinde sanırım herşey annaşılmış olacak. Ekrem İmamoğlu, 2019 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye’sini kazanıyor. Seçim iptal ediliyor. 23 Hazıran’da sandık yeniden kuruluyor. 806 bin oy farkla yine kazanıyor. Yetmiyor. 2024 yerel seçimlerinde aynı şehri bir kez daha kazanıyor. 18 Mart 2025’te 33 yıl sonra diploması iptal ediliyor. O karara direnen dekan görevden arılıyor. Aynı dönemde diploması iptal edilen 28 kişiden sadece İmamoğlu için dava açılıyor. Bir gün sonra gözaltı geliyor, 19 Mart. Dört gün sonra tutuklanıyor, 23 Mart. İddianame tutulduktan 237 gün sonra geliyor. Tam 3 bin 900 sayfa. İmamoğlu dahil 107’si tutuklu 407 sanık. 142 suçtan 828 yıldan 2 bin 352 yıla kadar bir hapis cezası isteniyor. Gizli tanıklar; İlge, Meşe, Evladım, Çınar… Öyle duydum, öylemiş, öyle diyorlar… Daha yargılama başlamadan “örgütün kurucusu ve lideri” deniliyor İmamoğlu için. Ayrıca davanın iddianamesinde, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na atılan sözde suçlar arasında (mealen) “2014 seçiminde kazandığı Beylikdüzü Belediye başkanlığından itibaren, İBB’nin başına, CHP’nin başına, oradan da Türkiye Cumhuriyeti’nin başına geçmeyi hedefleyen bir siyasi çaba içinde olmak” adeta suç gibi gösterilmeye çalışılıyor. Üstelik de, aynı Ergenekon ve Balyoz vb. kumpas davaları sürecinde olduğu gibi, bu iddianamenin de “savcısı” hüviyetinde açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı, kendi siyasi kariyerinde neredeyse aynı hat üzerinden, yani yasal yollardan adım adım iktidara yürüdüğü gerçeğini unutturmaya çalışıyor.
***
Cumhurbaşkanı’nın en büyük siyasi rakibini safdışı etmeye çalıştırılan, inanılmaz bomboş iddialarla dolu ve siyasi muhtevası tarihe geçecek “Silivri Yargılamaları”, geçen haftanın ilk Pazartesi gününde gergin başladı. İlk günde redd-i hakim talebiyle… Her ne kadar iddianâme “suç örgütü liderliğinden yolsuzluğa – irtikâba, daha ötede “casusluğa” kadar ağır suçlamalar içeriyorsa ve Ekrem İmamoğlu’ndan bahsederken “şahıs” diyerek, Mahkeme Başkanı “Sanık Ekrem – Sen” gibi hitaplarla sanık sandalyesine düşmüş herhangi bir kişiye indirgiyorsa da, sonuçta orada, üç kere, hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün ağırlığını koyduğu seçimlerde, hem de eski Başbakan Binali Yıldırım ve eski bakan Murat Kurum’a karşı İstanbul halkının güvenini kazanarak belediye başkanı olmuş, sonra, en azından 15 milyon 500 bin insanın “Cumhurbaşkanı adayım” dediği, seçimlerde favori gösterilen, özgürlüğüne kavuşsun diye 25 milyon kişi imza vermiş, diyelim İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) raporunun , “Türkiye: Erdoğan’ın en güçlü rakibi hakim karşısında” başlığını attığı kişi oturuyor.
Duruşmanın ikinci günü de kavga gürültü derken ilk savunmayı eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu yaptı. Duruşmada davanın siyasi olduğu bir kez daha kanıtlandı. Türkiye’de hukuk sisteminin ve yargı bağımsızlığının sınırları bir kez daha görülmüştü. Hem de en dramatik şekliyle… Aklınızda bulunsun: Umarım gerekmez ama günün birinde adalete ihtiyacınız olursa, şunu bilin.. Hani yüzyıllardır dünyanın uyguladığı kurala göre “savcılık sizin suçunuzu ispat ile yükümlüdür” ya! Şimdi Yeni Türkiye’de siz “suçunuz olmadığını ispat ile yükümlüsünüz..” Yani, olmayan bir şeyin neden olmadığını.. Alınmamış bir paranın nerede, nasıl, ne münasebet alınmadığını ispat edeceksiniz.
İlk haftasının Perşembe günkü son celsesi de krizle sona erdi. Jandarma yoğunluğunun artırıldığı görüldüğü duruşmada “etkin pişmanlık” ifadelerine rağmen tahliye edilmeyen Ağaç AŞ Satın Alma Müdürü Ümit Polat savunma yaptı. Polat’a İstanbul Valisi Davut Gül’den yalanlama geldi. Duruşmada savcı, gösterilen bir talbo için “Yalan” diyen Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme salonundan çıkarılmasını istedi. Talep kabul edilmedi. Duruşma arasında İmamoğlu basının sorularını yanıtladı. Bunun üzerine mahkeme başkanı, gazetecilerin davayı ilk günlerde olduğu gibi salonun en dip noktasından takip etmelerine karar verdi. Basın mensupları yer değiştirmemekte ısrar etti. Mahkeme başkanı, “düzen sağlanamadığı” gerekçesiyle bugünkü celseyi erkenden sonlandırdı. Duruşma pazartesi günü devam edecek.
***
Yargı eliyle yapılan hesaba göre istinaf ve Yargıtay aşaması dahil dava 4 bin 600 gün sonra sonuçlanacak…12,5 yıl sonra…Kim öle kim kala…
Șunu herkes biliyor. Mahkemenin vereceği karar ne olursa olsun dava Silivri’de başladı ama Silivri’de kapanmayacak… Demem o dur ki; yargının sonuca varması çok uzun yıllar alacak. Demem o dur ki; Silivri’deki mahkeme noktayı koymayacak/koyamayacak…
Peki noktayı kim koyacak, nihai kararı kim verecek? Bir başka mahkeme; vicdan mahkemesi… Zira İmamoğlu sadece ağır ceza mahkemesinde yargılanmıyor vicdanlarda da yargılanıyor. İmamoğlu için sadece 40. Ağır Ceza Mahkemesi karar vermeyecek. Bu topraklarda yaşayanların vicdanları da karar verecek… Şimdi diyeceksiniz ki, mahkemenin kararını er veya geç öğreneceğiz, vicdanların kararını nasıl öğreneceğiz, nasıl bileceğiz?
Sandıkta… Seçmen eliyle, seçmen oyuyla öğreneceğiz. Seçmen CHP’nin üzerini çizer iktidara yola devam derse İmamoğlu’nu suçlu buluyor anlamı çıkar… Seçmen CHP’ye destek verip iktidara dur derse İmamoğlu’nu haklı buluyor demektir. İmamoğlu’nun mağdur olduğunu onaylıyor demektir…
Tabii ilk seçim sonucu sadece İmamoğlu’nun suçlu olup olmadığını değil, Türkiye’nin geleceğini de belirleyecek. Türkiye’nin geleceği de oylanacak…Demokrasi mi, otokrasi mi? Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adını verdikleri tek adam yönetimi mi? Parlamenter sisteme geçişle, Batı tipi demokrasiye dönüş mü?
***
Uzun sürecek dava nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, İmamoğlu nerede olursa olsun önümüzdeki seçimler bir anlamda halkın yargı eliyle siyaset dizaynı konusundaki referandum anlamını da taşıyacak. Mahkeme salonunda başlayan süreç, muhtemelen Türkiye’nin siyasî geleceğine dair daha geniş bir tartışmanın kapısını açacak. Nihayetinde CHP’nin iktidar olup olamayacağını Türkiye’nin bugününe ve yarınına dair söyleyecekleri belirleyecek. Mahkeme salonunda İmamoğlu’nun hemen arkasında oturan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın t24’ten Cansu Çamlıbel’e üstelik duruşmalara çok az kala şu söyledikleri önemli :
“Yeni bir eşikte olduğumuz açık. Bu eşik, ülkemizde topyekûn bir siyasal kültür değişimi olarak nitelendirdiğim, demokratik ve çoğulcu bir “Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı” eşiğidir. Aynı zamanda dünyada da bugüne kadar “Demokrasi Coğrafyası” olarak tanımlanan Batı’nın, kendi iç çelişkileri ve ikilikleriyle yüzleşmek ve yenilenmek zorunda kaldığı bir dönemden geçiyoruz.”
“Sadece partim değil önümüzdeki dönem Kürt siyasetinden sağ siyasete, kendini solda tanımlayan siyasetten muhafazakâr siyasal İslam temelli hatta kadar herkes ideolojik bagajını yenilemek zorunda.”
Ancak mahkeme salonları ile cezaevi koridorlarının Şahan’ın da çizmeye çalıştığı partinin rotasına dair belirleyiciliğinin nerede kalacağı, sadece CHP için değil güçlü ve sağlıklı iktidar alternatiflerinin varlığı açısından önemli. Çünkü Türkiye’nin rejimini de belirleyecek.
***
Diktatöryal dönemlerin iktidarları erkleri, öncelikle ülkemizde yaşatılan hak aramaların gücüyle dünyada mal olan haksızlık hukuksuzlukların düzeltilmesi, geri alınması güç birliklerine de tanıklık etmek zorunda kaldılar. Geçmişte yaşananlardan, haksız, hukuksuz can yakmaların en sonunda bedellerinin ödetiliyor olmalarından hiç mi ders alınmıyor? Eseri gidiyor, beteri geliyor… Günümüzde haksızlıkların ve hukuksuzlukların boyutları, geçmişlerde yaşatılanları çok daha ustalıklı, incelikli, içi boş çuvallarla sarmalanmış olarak kamuoyunun gündemine yıllardır taşınıyor.
İster inanın ister inanmayın, iktidarları erklerine teslim olma gerekçeleri, ne kadar ağır bireysel zaaflar üzerinde geliştiriliyor olursa olsun… Sonuç olarak insanları yargılama adına yola çıkarılanların, o şimdilik ayrıntılarını bilemediğimiz kopmaz kirli bağlar içinde yoğrulup görevlendirilmiş kadroların şimdiden içine düştükleri girdabı görmemek için aptal ya da çok korkutulmuş, bağımlı kılınmış olmaları kaçınılmaz gibi. Hani kararlarının beğenilmediği anda sürgüne gönderilenler var ya, bana göre şanslarına sıyrılmış oluyorlar. Sahnelenmeye çalışılan tuzakların henüz ilk günlerindeyiz. Bu kez şimdiden dünya kamuoyu bizden önce gerçekler adına sesini yükseltiyor. Hukuksuzlukların protesto sesleri, kararları peş peşe geliyor.
Uluslararası Af Örgütü Avrupa Bölgesel Direktör Vekili Dinushika Dissanayake, davanın ilk duruşması öncesinde yaptığı bir açıklama metninde şunları kaydetti:
“Neredeyse bir yıldır tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu, yaklaşık 4 bin sayfalık iddianamede yer verilen ve mahkûm edilirse en az 2 bin 300 yıl gibi akıl dışı bir hapis cezası alacağı 142 suçtan oluşan absürt bir dizi suçlamayla sanık kürsüsüne çıkacak. Neredeyse tamamen gizli tanık ifadelerine dayanan bu siyasi güdümlü dava, uluslararası adil yargılama ve hukukun üstünlüğü ilkeleri açısından ciddi sorunlarla doludur. Sanıkların ve avukatlarının etkin savunma yapmalarının hemen hemen olanaksız hale getirildiği bu toplu davada yüz binlerce sayfalık kanıt sunuldu. Bu dava, hükümetin siyasi muhaliflerini sindirmeye ve ülke çapında eleştirel görüşleri susturmaya yönelik bir girişimin tüm izlerini taşımaktadır.
Bu toplu yargılama, Türkiye’de bağımsızlığı artık neredeyse tamamen ortadan kaldırılmış adalet sisteminin kaygı verici bir şekilde araçsallaştırılmasının en uç örneğidir. Türkiye yetkilileri bu büyük adaletsizliğe son vermeli, hukukun üstünlüğüne bağlı kalmalı ve ülkedeki herkesin insan haklarını korumalıdır.”
Avrupa Demokratlar Partisi de (European Democrats), tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 402 sanığın yargılandığı İBB davasına ilişkin, “Adalet siyasi bir silaha dönüştüğünde demokrasinin kendisi de ortadan kaldırılmaya başlanır” açıklamasında bulundu.
Memleketime, Türkiye’ye bunlar hiç yakışmıyor.
Bu Ülke Bizim, Türkiye Hepimizin…
Prof. Dr. Garip Turunç – Bordeaux (Fransa) Üniversitesi ve İstanbul Galatasaray Üniversitesi Em. Öğ. Üy.
Bordeaux, Cuma 13 Mart 2026