Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Av. Nabi İNAL
Av. Nabi İNAL

Türkiye’nin Ekonomik Çelişkileri

29 yıllık bir tesisin sessiz sedasız hurdacılara satılması, geriye kalanların ise kaderine terk edilmesi artık bu ülkenin alıştığı bir manzaraya dönüştü. Üretimle, emekle, alın teriyle kurulmuş yapılar birer birer yok olurken geride sadece paslı demirler değil, kaybedilmiş yıllar da kalıyor. Ve insan ister istemez düşünüyor: Bu böyle mi gitmeli? Daha da önemlisi, gerçekten böyle gitmeye mahkum muyuz?

Merkez Bankası’nın 2025 şokuyla 2026’ya ilişkin beklentileri yan yana koyulduğunda ortaya çıkan tablo da en az bunun kadar düşündürücü. Rakamlar başka, sokaktaki gerçek başka şey söylüyor. Özellikle savaşların, küresel gerilimlerin ve ekonomik kırılmaların arttığı bir dönemde yerli sermaye ile yabancı sermayenin davranışları dikkatle incelenmeli. Çünkü bugün ekonomide hissedilen en büyük baskılardan biri net döviz talebindeki sert yükseliş. İnsanlar ve şirketler geleceğe güven duymadığında ilk yaptıkları şey dövize yönelmek oluyor.

Ancak ekonomiyi sadece döviz grafikleriyle, faiz oranlarıyla ya da resmi açıklamalarla okumak yeterli değil. Bayrama işsiz giren milyonlar var. Yaklaşık 3 milyon insanın Kurban Bayramı’nı da, 19 Mayıs coşkusunu da ya evinde umutsuzca oturarak ya da günü kurtarmak için garsonluk, geçici işçilik gibi işlerde çalışarak geçirdiğini söylesek abartmış olmayız.

Bir yanda emekliler… Artan hayat pahalılığı karşısında maaşı daha ayın ortasında tükenen insanlar… Resmi rakamlar ne kadar pembe bir tablo çizerse çizsin, toplumun geniş bir kesimi ciddi bir geçim mücadelesi veriyor. Pazarda, markette, faturada hissedilen gerçek enflasyon insanların hayatını ağırlaştırıyor.

Üstelik bütün bunlar yaşanırken toplumun ruh haline dair ortaya çıkan veriler de çelişkilerle dolu. TÜİK verilerine göre gençlerin yarısından fazlası mutlu olduğunu söylüyor; çalışanların önemli bir bölümü işinden memnun olduğunu ifade ediyor. Ama aynı toplumda mutsuzluk, gelecek kaygısı ve güvencesizlik hissi de büyüyor. Demek ki mesele sadece istatistiklerde değil; insanların geleceğe dair hissettiklerinde saklı.

Bugün hem emekliye zam konuşuluyor hem de onlarca yıllık devlet tesislerinin hurdaya çıkarıldığı haberleriyle karşılaşıyoruz. Bir tarafta sosyal destek arayışı, diğer tarafta üretim kapasitesinin kaybı… Bu çelişkileri görmeden ekonomik sorunlara kalıcı çözüm üretmek mümkün değil.

Artık günü kurtaran tartışmaların ötesine geçmek zorundayız. Sorunları birbirinden kopuk değil, bir bütün olarak görmek gerekiyor. İşsizlik, üretimsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği, gençlerin umutsuzluğu ve emeklilerin geçim sıkıntısı aynı zincirin halkalarıdır. Çözüm ise ancak yeniden üretimi, liyakati, planlamayı ve toplumsal güveni merkeze koymakla mümkün olabilir.

Çünkü bir ülke sadece binalarla, yollarla ya da rakamlarla değil; geleceğe umutla bakabilen insanlarıyla ayakta kalır. Çıkış yollarını bulmak zorundayız. Bulmalıyız ki yarının Türkiye’si bugünden daha karanlık değil, daha aydınlık olsun. Yolumuz gerçekten güneşli olsun.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER