Ufkumuzu İleriye Taşımak

Evrensel edebiyatın önde gelen temsilcilerinden Victor Hugo’nun 1845’te yazmaya başladığı ve ancak 1861’de noktalayabildiği romanı “Sefiller”i yayımlayabilmek için birkaç yayıncı bir araya gelmişti. Kitap yayımlandığında, o güne kadar görülmemiş bir başarı sağladı. Âdeta yer yerinden oynadı. Romanın yedi bin nüsha olarak yayımlanan Paris’teki basımı, iki gün içinde tükendi. İlk ciltlerin hemen yeni basımları yapıldı. Sonraki ciltler çıktığında da okurlar, neredeyse kitapçıları yağmadılar. Hugo, en uzak ülkelere kadar yayılan, baskı üstüne baskı yapan yapıtına yazdığı kısa önsözde şunları söylüyordu:

“Uygarlık çağının ortasında, yasalar ve gelenekler aracılığıyla, dünyayı yapay olarak cehenneme çeviren ve ilahi kaderi insanlık belasına bulaştıran toplumsal lanetlenme hali devam ettikçe, yüzyılın ilki insanın emeğinin sömürülmesinden dolayı aşağılanması, ikincisi kadının açlık yüzünden alçalması, üçüncüsü çocukların eğitimsizlik nedeniyle yeteneklerinin gelişmemesi olan üç temel sorunu çözülmedikçe, bazı bölgelerde toplumsal baskı devam ederken, daha geniş anlamda yeryüzünde cehalet ve yoksulluk hüküm sürdükçe, böyle kitaplar yararlı olmayı sürdürecektir.”

Victor Hugo, kötüye karşı iyinin, haksıza karşı haklının, ezene karşı ezilenin, karanlığa karşı aydınlığın yanında yer aldı. “Daha insanca bir dünya”nın kurulabileceğine olan inancı tamdı. Çağının büyük sorunlarının çözümü için kavga verdi. Ölüm cezasına karşı çıktı; hükümet darbelerinin önünde dikildi; parasız, zorunlu ve laik eğitimi, çocuk ve kadın haklarını, barışı, eşitliği ve kardeşliği savundu. Büyük yapıtı “Sefiller”de, cahilliğin, şiddetin ve adaletsizliğin cehennemini ve onun kurbanlarını sergilemişti. Ona göre, cahillere elden geldiğince çok şey öğretilmeliydi; ücretsiz eğitim vermediği için suçlu olan toplum, kendi karanlığını kendi yaratıyor ve günah karanlık ruhlarda işini daha kolay görüyordu. Bu yüzden suçlu günahı işleyen değil, karanlığı yaratandı.

Hugo, ünlü yapıtında bir karakterine de şunları söyletir: “İnsanlığın başında cehalet denen bir tiran var. Ben bu tiranın ölümü için oy verdim. Bu tiran haksız bir otorite anlamına gelen krallığı doğurdu, oysa bilim gerçek bir otoritedir. İnsan sadece bilimle yönetilmelidir.”

“Sefiller” çağları aşarak günümüze ulaştı. Kitaba duyulan ilgi hiç azalmadı; çünkü ortaya koyduğu gerçeklikler hiç değişmedi. Cehalet, yönetenlerin elinde hâlâ çok güçlü bir silah olmayı sürdürüyor. Bilimden yoksun, cahil bırakılmış toplumlar gün geçtikçe yoksullaşıyor. Neyi soracaklarını, neyi merak edeceklerini, neyin özlemini duyacaklarını, karanlığı yaratanların kimler olduğunu bilmeyen bu toplumlar çok daha kolay sömürülüyor.

21. yüzyıl Türkiye’sinde, kavgamız cehaletin azalmasının yolları üzerine kafa yormak, eğitimi kitlelere götürmek, bunu yaparken de çağa, bilime ve aydınlığa açmak, bağımsız, demokratik ve laik bir toplum yaratma hedefine yöneltmek olmalı. Başka bir deyişle, ufkumuzu ileriye taşımak…

Orhan Tüleylioğlu

(Visited 1 times, 1 visits today)