Uğur Mumcu ve O Duvar

      Ülkemizde araştırmacı gazeteciliğin öncüsü, gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun, alçakça bir saldırı sonucu aramızdan alınmasının üzerinden otuz yıl geçti.

      Uğur Mumcu, cumhuriyetin, Atatürk ilke ve devrimlerinin ödünsüz bir savunucusuydu. Yazılarını halkın çıkarları, hak ve hukuku için kaleme aldı. Bir kişiye yapılan haksızlığı bütün topluma yapılmış saydı, üzerine gittiği her konuda haklı çıktı. Yazılarında düşüncesini şu sözlerle anlatmıştı: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.”

      Ülke sorunlarının hiçbir düşünce yasağı olmadan tartışılmasını isteyen Uğur Mumcu, doğru bildiği yolda, her türlü tehdide rağmen yürüdü. Bükülmeyen, tükenmeyen kalemi karanlık güçleri öfkelendiriyor, çileden çıkarıyordu. O bir an olsun umutsuzluğa kapılmadı. Giderek toplumumuzun gözü, kulağı, beyni oldu:

      “İsterler ki susalım; isterler ki yazdıklarımızın hiçbiri, hele bu dönemde yazılmasın. Bunun içindir ki, bizleri susturmak için türlü yollara başvururlar. Bizleri susturmak için başvurdukları ve ellerine yüzlerine bulaştırdıkları sinsi girişimleri ile ilgili ipuçları ellerimizdedir! Bunu da bilir, bunların açığa çıkmaması için köşelerinde kıvranıp dururlar. Evet yazacağız, susmayacağız. Bütün yolsuzlukları, kaçakçılıkları, pislikleri, cinayetleri tek tek sergileyeceğiz.”

      Uğur Mumcu öldürüldüğünde, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu arasında bir diyalog geçmişti. Uğur Mumcu’nun avukatı Emin Değer’in de bulunduğu görüşmede, soruşturmadaki aksaklıkları gündeme getiren Güldal Mumcu’nun “Görüyorsunuz, bir sürü yanlışlık üst üste dizilmiş, önümüzde bir duvar gibi duruyor” sözlerine Ağar, “Altından bir tuğla çekerseniz hepsi yıkılır” yanıtını vermiş, Mumcu’nun “Çekin, o zaman” sözlerine karşılık “Yapamam, mümkün değil” diyen Ağar’a, Mumcu, “O halde çekilin, başkası yapsın” demişti. Ağar’ın yanıtı netti: “Onu da yapamam.” Bunun üzerine Güldal Mumcu  “O zaman çekerler siz de altında kalırsınız” deyivermişti.

      Uğur Mumcu, o duvarı daha 70’li yıllarda görmüş ve bizi uyarmıştı. O duvarın tuğlalarından biri tarikat- siyaset- ticaret ilişkisiydi, biri terördü, ırkçılıktı, insan hakları ihlalleri, demokrasiye vurulan kelepçelerdi… Kontrgerilla, emek düşmanlığı, gericilik, irtica, savaş kışkırtıcılığıydı… Darbeler, adaletsizlikler, hukuksuzluklar, haksızlıklar, yolsuzluklardı… Mafyaydı, uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığıydı… Yoksulluk, sömürü, ayrımcılık, bölücülük, katliamlar, faili meçhullerdi… Emperyalizmin Ortadoğu’da oynadığı oyunlardı…

      Uğur Mumcu, yaşamını o duvarı yıkmaya, gerçekleri açığa çıkarmaya adamıştı. Binlerce yazı yazdı, diziler hazırladı, söyleşiler yaptı. Öldürüldüğü güne kadar kamuoyundan saklanmaya çalışılan gerçekleri bütün belgeleriyle ortaya koyarak hepimizi düşündürmeye, aydınlatmaya ve uyarmaya çalışırken, insanca yaşanacak bir Türkiye düşünü anlattı. Her çalışması karanlığa sıkılmış bir yumruk oldu. Ona göre, çağımızın en büyük suçu, haksızlıklara, adaletsizliklere çıkmayarak susmaktı. Bu bilinci paylaşmayan, paylaşmaktan korkan toplumlar, kendi çağının çok gerisinde kalmaya mahkûmdu.

      Uğur Mumcu, haksızlıkları, sömürüleri, adaletsizlikleri kimseden korkmadan, çekinmeden, tek tek sergiledi. Çünkü biliyordu ki, o duvar yıkılıp gerçekler ortaya çıkmadan, ülke huzura kavuşamaz, mutluluğun resmi yapılamaz.

      Uğur Mumcu’nun ciltler dolusu kitapları var ve o kitapları okuyanlar, en azından o duvarın arkasında kimlerin gizlendiğini görebiliyor.