Unutulanlar!

Unutulanlar!

Hikayesi solanlar…

Arkeoloji Müzesi’nden Saint Pierre Kilisesi’ne, Payas Kalesi’nden İssos Harabeleri’ne, Antakya Kalesi’nden Titus Tüneli’ne, Dor Mabedi’nden Saint Simon Manastırı’na, Hatay Coğrafyası, kendi hikayesi adına çok şey anlatıyor ama… Bugün, Kültür Varlıkları ve Müzeler eski Genel Müdürü, Antakya Kültürel Mirası Koruma Derneği kurucu Başkanı Kenan Yurttagül ile unutulanların hikayesindeyiz!

Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, Hatay’da geçen sene, müze ve ören yerlerini 360 bin yerli ve yabancı turist ziyaret etti. Sergilenen binlerce yıllık mozaikleriyle Arkeoloji Müzesi, Anadolu’nun ilk camisi ünvanlı Habib-i Neccar Camisi, Hristiyanlar için hac yeri olarak kabul edilen St. Pierre Kilisesi başta olmak üzere, bir çok tarihi ve kültürel destinasyon, binlerce yıllık geçmişi olan toprakların hikayesini gelen misafirleriyle paylaştı ama… Bir de unutulanlar var, o hikayeler içinde! Unutulan, ama göz önünde olanlar var! Her gün yanı başından geçip gittiğimiz, ama bir başına, kaderine terk ettiklerimiz var!

Bugün, Kültür Varlıkları ve Müzeler eski Genel Müdürü, Antakya Kültürel Mirası Koruma Derneği kurucu Başkanı Kenan Yurttagül ile unutulanların hikayesindeyiz ve ilk durağımız, Roma döneminde İmparator Trajan tarafından Milattan sonra 2. yüzyılda yaptırılan su kemerleri!

Antakya kent merkezinde, Asi Nehri kenarında kalan, kalabilen kısmı için bir araya geldiğimiz Arkeolog Kenan Yurttagül, mevcut tablonun verdiği görsel adına üzüldüğünü söylerken, bu konuda yapılmayanlarda durdu, yapılması gerekenlerin altını çizdi, bundan sonrası için izlenmesi gereken yol haritası için de ‘ne yapılmalı’ sorularımıza cevap verdi.

Asi Nehri kıyısındayız. Eski Roma’dan kalma bir su kemeri bu, ama yıllardır da tartışılan bir alan. Çünkü ciddi bir tahribat söz konusu. Evsizlerin ısınmak için yaktığı ateşle siyahlaşmış duvarları, çöp içindeki çevresi, tuvalet olarak kullanılan mekanı, kaderine teslim/kimsesiz haliyle en çok da! Ne söylemek istersiniz?

İmparator Trajan, bu su kemerini görse çok üzülürdü. Harbiye’den Antakya’ya, bugün bölüm bölüm kısmen kalan su kemerleriyle, su taşımış. Nisan ayında EXPO’yu bekliyoruz.  Biliyorsunuz, EXPO açılacak… Ama buraya gelecek olanlar sadece EXPO’yu dolaşıp da gitmeyecek. Bu şehirde, şehrin tarihini, izini arayacak ve maalesef bulmakta da zorlanacak.

İki önemli alanımız vardı, ama ikisinin de üzerini kapattık, bina yaptık. Bu gördüğünüz Trajan Su Kemeri, son derece önemli. Burada da bitmiyor! Aksine, biraz daha ilerisinde devamı da olan kemerler bunlar. Hatta o bölüm de bir mezarlığın içerisinde duruyor hala.

Bir şeyler yapıldı mı şimdiye kadar, diye sorsam… Her hangi bir girişim oldu mu?

Yaklaşık 7-8 yıldır, Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin bir talebi oldu, “burayı alalım, restore edelim, peyzaj yapalım, ışıklandıralım, halka açalım” şeklinde.

Güzel bir girişim. Peki, sonuç alınamama sebebi nedir? Bu konudaki süreç ne oldu?

Talep oldu. Ancak maalesef… Sayın Valinin de haberi var, Milletvekilimiz Hüseyin Yayman da, Kültür ve Turizm İl Müdürümüz de konuyu biliyor ve ben de defalarca söyledim. Oysaki çok basit bir işlemi var. Etrafı düzenlenecek, yeşillendirilecek, bank konulacak, ışıklandırılacak ve ziyarete açılacak.

Sorun, kamulaştırma mı, her zaman ki gibi?

“Kamulaştırma sorunu var”, dediler! Ancak bu konuda sorunu çözülemeyecek bir alan değil burası. Son derece basit bir şekilde çözülebilir. Fakat gördüğünüz gibi, bazı yerlerinde ateş yakılmış, etrafı bakımsız bir su kemeri! Gönül istiyor ki, Antakya’ya gelenler, ellerinde haritayla bu su kemerini bulabilsinler, hatta Harbiye’ye kadar bu kemerin izini takip edebilsinler. Harbiye’den yola çıkıp, bir yürüyüş rotası halinde, Antakya’ya kadar da gelebilsinler ya da.

Sanırım bu şehrin ihtiyacı da, onu yaşatacak projeler, gelenlerin buradaki kalış sürelerini uzatacak alanlar, öyle değil mi?

Açıkçası, bu tür etkinlikler artarsa, Antakya’ya gelen insanların şehirde kalacağı gün sayısı da artacaktır.

Şehir için verilen haritalarda, bu alanın, gezilecek ya da görülecek yerler arasında gösterilmeme sebebi de bugün konuştuğumuz bu bakımsızlık ve terk edilmişlik mi?

Aynen… Zaten, gezilecek ya da görülecek yerler arasında nasıl gösterelim ki? Bugün Tarsus’ta, Antalya’da, bir takım kıyı şehirlerinde böyle güzel yapılar var, ki yine şehir içerisinde, ama hepsi bakımlı! Bu kadar zengin kültüre ve tarihe sahip bir şehirde, böyle bakımsız bir alan gerçekten de üzüntü verici.

Bu konuda Büyükşehir Belediyesi’nin çok çabası oldu, bunu söylemeliyim. Çünkü bu konuda ben çok çaba sarf ettim ama… Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nün, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, hatta Antakya Belediyesi’nin buraya bir an önce sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Valimiz, duyarlı bir insan, çok hassas ve titiz bir insan. Umarım, burasıyla da ilgilenecektir.

Günümüzün son durağı, Antakya’nın trafiğe kapalı turistik Saray Caddesi’nin bir başka eski Romalısı, yine terk edilmiş başka bir hikâyesi! İçindeki çöpler, içine akan bir su, rutubetten bozulan duvarlar, isimsizliği ve fazlası! Ne söylemek istersiniz?

Görüntü olarak çok üzücü. Öncelikle, buraya, buranın ne olduğunu anlatan küçük bir levha konulmalı. Ayrıca her gün bakımı da yapılmalı, ki içine çöp atılmasını da önlemek lazım. Etrafta çöp kutuları görüyorum, ama buna rağmen aşağısı bakımsız bir halde. Belki üzeri bir camla da kapatılabilir… Tabi yine de böyle bir halde oluşu gerçekten de üzüntü verici.

Teşekkürler


Röportaj/Tamer Yazar