Uyum politikalarının gölgesinde…

Uyum politikalarının gölgesinde…

AB destekli yeni proje: Ruh Sağlığı!

Hatay, İstanbul, Gaziantep, Şanlıurfa gibi illerin en kalabalık Suriyeli sığınmacı nüfusuna ev sahipliği yaptığı Türkiye’de, Türk Kızılay’ı ve Alman Kızılhaç’ı, Suriyelilerin ruh sağlığını desteklemek için yeni bir proje başlattı. Proje, Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın 8 Milyon Euro’luk mali desteği ile hayata geçiriliyor.

Hatay ve diğer kentlerdeki mültecilere destek olmak için IFRC işbirliği ile Toplum Merkezleri Projesi’ni hayata geçiren Türk Kızılayı, “Hatay, Şanlıurfa, İstanbul (Anadolu-Avrupa), Konya, Ankara, Kilis, Bursa, İzmir, Adana, Mersin, Gaziantep, Kayseri, Kahramanmaraş, Kocaeli ve Mardin’de olmak üzere, 16 Toplum Merkezi bulunuyor. Türkçe dil kurslarından atölye çalışmalarına, çocuklarını güvenle emanet edecekleri çocuk dostu alanlardan mesleki gelişim kurslarına, hukuki danışmanlık hizmetlerinden psikososyal destek hizmetlerine kadar neye ihtiyaç duyuluyorsa, Kızılay Toplum Merkezleri, buna yönelik bir çözüm üretiyor. Bölge halkının da yararlandığı bu merkezlerle 1,7 milyon kişiye ulaşıldı” derken, hayata geçirmeyi hedeflediği yeni çalışmasında hedef, Suriyelilerin ruh sağlığı… Peki, neden böyle bir projeye ihtiyaç duyuldu?
-TRAVMATİK!-
Dörtte üçünü kadınların ve çocukların oluşturduğu Türkiye’deki Suriyeliler, yaşadıkları travmaların izlerini hala taşıyor. Hem Suriye’de yaşadıkları acıların neden olduğu ağır psikolojik yükler hem de Türkiye’de karşı karşıya kalabildikleri kimi güçlükler, sığınmacıların ruh sağlığını olumsuz etkiliyor, ciddi psikolojik sorunlara yol açabiliyor. Sığınmacılara, ruh sağlığı ve psikolojik konularda destek sağlanması, aslında gıda, barınma ve eğitim gibi en temel ihtiyaçları arasında sıralanıyor. Bu nedenle, Türk Kızılay’ı ile Alman Kızılhaç’ının (DRK) Türkiye’de bir süredir yürüttükleri “Ruh Sağlığını Güçlendirme” Projesi, bu alandaki en önemli girişimlerden biri olarak görülüyor. Proje, Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın 8 Milyon Euro’luk mali desteği ile hayata geçiriliyor.
Deutsche Welle Türkçe’den Değer Akal’ın sorularını yanıtlayan, Kızılay’ın Toplum Temelli Göç Programları Koordinatörlüğü Sağlık ve Psikososyal Destek Programı Yöneticisi Mine Akdoğan, faaliyetlerinin hedefini, “Psikiyatrik ve psikolojik desteğe ihtiyaç duyan incinebilir gruptaki göçmenlere ve yerel halka psikososyal destek sunmak, ileri düzey ruh sağlığı sorunları yaşayan kişilere de psikiyatrik, ilaçlı tedavi hizmeti sunabilmek” olarak özetledi.
Yürüttükleri psikolojik destek çalışmalarında mahremiyetin çok önemli olduğunu, ancak herkesin evlerde bir arada olmasına yol açan salgın önlemleri nedeniyle de bunun sağlanmasında güçlükler yaşandığını anlatan Akdoğan, “Ayrıca destek verdiğimiz kişilerin bilgisayarı, akıllı telefonu, internete erişimi olmayabiliyor. Bu nedenlerden ötürü çok zorlandığımız anlar oldu” diye konuştu.
-GELECEK!-
Sık sık Antakya özelinde Hatay’daki Suriyelilerin de dile getirdiği ‘gelecek kaygısı’ noktasında duran ve bu projenin bu anlamda önemli olduğunu dile getiren bir diğer isim, Kızılay ile birlikte Türkiye’deki sığınmacılara psikolojik destek vermeyi amaçlayan projenin mimarlarından Alman Kızılhaçı’nın Bölgesel Program Koordinatörü Joris D’havé oldu.
“Bu insanların desteğe ihtiyacı var, ruhsal sorunlar yaşayanların tedavi imkanlarına ulaşabilmeleri çok önemli” diyen D’havé; ülkelerinden, köklerinden koparılmış, yakınlarının ölümüne tanıklık etmiş, Türkiye’ye sığınmış ve burada da pek çok kez yer değiştirmek durumunda kalmış Suriyelilerin travma sonrası stres bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon gibi ruh sağlığı problemleri yaşayabildiklerini aktardı. Ağır travmalar sonrasında insanların yeni bir sayfa açmak, geleceğe güvenle bakabilmek için tedaviye ihtiyaç duyabildiklerini aktaran Joris D’havé, Kızılay ile birlikte Suriyelilere kendi dillerinde psikiyatrik tedavi imkanı sağlayabiliyor olmaktan büyük memnuniyet duyduklarını söyledi.
-DIŞLANMAK!-
Joris D’havé, Suriyelileri Türkiye toplumu ile kaynaştırmayı hedefleyen sosyal uyum çabalarının, ruh sağlığı hizmetlerinin, marjinalleşmenin önlenebilmesinde de kilit önem taşıdığını kaydetti. Joris D’have, “Yeni bir ülkeye gelmek, kimi zaman bu ülkede istenmeyen misafir olduğunu düşünmeye yol açan tecrübeler yaşamak, dışlanmak, sürekli neden burada bulunduğunu gerekçelendirmek zorunda kalmak, aslında gelinen ülkede çok da güvende hissedilmemesine yol açabilir. Bunların psikolojik olarak etkileri olabiliyor” dedi.
-KALICILAR!-
Hatay’da da sık sık gündeme taşınan ‘ne zaman dönecekler’ sorusu ve ‘kalıcılar mı’ sorgusu için konuşan bir diğer isimse; İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Program Koordinatörü olan ve Türkiye’de mültecilerin ruh sağlığına yönelik yürütülen çalışmalar ve projelerde yönetici, eğitici ve danışman olarak görevler üstlenen, ayrıca Mülteciler Derneği’nde de birebir poliklinik hizmeti veren, Psikiyatrist Prof. Dr. Ahmet Tamer Aker oldu.
“Gelenlerin büyük bir kısmı Türkiye’de kalacak. Birlikte yaşama fikrine alışmamız gerekiyor” diyen Aker, bu nedenle Suriyeliler ile Türkiyelileri kaynaştıracak uyum çalışmalarına ağırlık verilmesi gerektiğinin altını çizerken, Hatay için de kent idarecilerinin bu konuda daha fazla atım atması gerektiğini dile getirenleri hatırlatıyor.
-HATAY SINIRI!-
Türkiye’deki sığınmacılar için projeler üretilirken, Hatay ve diğer sınır illerinin yanı başında, Suriye’nin kuzey bölgesi için de çalışmalar sürüyor. Bölgede, 6 milyonu barınma ihtiyacı duyan ve 1,7 milyonu yıkık da olsa evine dönmüş Suriyelilerin koronavirüs salgınına karşı aşılanması için uluslararası destek gerektiğini açıklayan Türkiye Kızılay Derneği Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık, bu çalışmaların son gündem maddesine işaret etti.
Dünya genelinde olduğu üzere, Suriye’nin de koronavirüs salgınından etkilendiğini kaydeden Kınık, “Ölüm istatistikleri, nüfusun genç olmasından dolayı dünyaya göre düşük. Suriye içinde, bugün bilinen 44 bin kovid vakası var. Bunun 21 bini İdlib ve Halep’in kuzeyinde. Bunlar, bizim sağlık merkezlerimizden düzenli hizmet alıyorlar. Bunların hepsi hastanede değil, ağır olanlar hastanede. Solunum cihazları bu hastanelere sevk edildi, karantina çadırları kuruldu. Bildiğim kadarıyla, Suriye’ye yönelik sınır ötesi bir aşılama programı henüz ilan edilmedi. Bu konuyla ilgili herhangi bir girişim yok” dedi.
-YARDIMLAR-
Hatay’ın Cilvegözü sınır kapısı üzerinden Suriye’ye giden yardımlar için de konuşan ve toplam rakamlara işaret eden Kınık’ın paylaşımı şöyle:
“Türkiye’den Suriye’ye yıllık 100 bin ton kadar un sevkiyatı yapılıyor. Her gün Kızılay’ın ve oradaki partnerlerimizin ekmek fırınlarında milyonlarca ekmek pişiriliyor. Şimdiye kadar Suriye içine sevk ettiğimiz çadır sayısı 111 bin. 116 milyon adet ekmek dağıtımı yaptık. 8 milyon gıda kolisi dağıttık. 65 milyon battaniye, giyim eşyası verdik. 3 milyonu aşan kişisel koruyucu hijyen kiti dağıttık. İdlib bölgesinde içme suyu şebekesi olmadığı için, su temini projelerimiz devam ediyor. Sevgi Butiklerimiz, kullanılmamış eşyaları insanlara ulaştırmak için İdlib ve Halep’te faaliyet gösteriyor. Buralardaki onlarca çadır kampımızda ve yetimhanelerimizde yüzbinlerce insana koruma sağlıyoruz. Hayatın normale dönmesi için İdlib’te briket ev diye tabir edilen daha korunaklı, sağlam evler sağlıyoruz. Şu Kızılay ve partnerlerinin inşa ettiği konut sayısı 20 binler civarında. Bunun 50 binlere ulaşmasına çalışıyoruz. Hayatın normalleşmesi, gönüllü geri dönüşün sağlanabilmesi için çok boyutlu desteklerimiz devam ediyor” dedi.
Türkiye’den şu ana kadar 450 bin Suriyelinin ülkesine geri döndüğünü ve desteklerle kendilerine yeni bir hayat kurduğunu açıklayan Kınık, Suriye’de, yıkıntı halinde de olsa kendi evine dönmüş toplam 1,7 milyon kişinin olduğunu ifade etti. -Tamer Yazar-

(Visited 1 times, 1 visits today)