Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Yusuf Cemil Karaçay
Yusuf Cemil Karaçay

Yeni Parti, Yeni Muhalefet mi; Eski Siyasetin Yeni Adı mı?

Türkiye siyasetinde son ayların en çok konuşulan başlıklarından biri, CHP’de yaşanan kurultay süreci ve ardından gelişen siyasi ayrışma oldu. Mahkeme kararları, genel başkanlık tartışmaları, yaşanan istifalar ve sonunda yeni bir siyasi partinin kurulması… Bugün gelinen noktada artık tartışmaların odağında “Yeni Parti” var.

Yeni partinin hangi şartlarda kurulduğu, hangi siyasi kırılmaların sonucu ortaya çıktığı kamuoyunun malumu. Bu sürecin siyasi ve hukuki boyutu elbette ayrı bir yazının konusu olabilir. Benim üzerinde durmak istediğim mesele ise bundan sonrası.

Asıl soru şu:

Gerçekten yeni bir siyaset mi inşa edilecek, yoksa sadece eski alışkanlıkların yeni bir tabela altında devam ettiği bir yapı mı ortaya çıkacak?

Bir siyasi hareketi yeni yapan sadece adı değildir. Onu yeni yapan; kadroları, anlayışı, toplumla kurduğu ilişki ve siyaseti yapış biçimidir.

Eğer yine yalnızca kendi siyasi geleceğini düşünen isimler ön plana çıkacaksa, yıllardır aynı koltuklarda oturan siyasetçiler yeni vitrinin arkasında yer alacaksa, toplumun beklediği değişim gerçekleşmeyecektir. Buna karşılık güven veren, toplumun karşılığını bulan, üretken, hesap verebilen ve halkla bağ kurabilen kadrolar oluşturulabilirse yeni parti gerçekten “yeni” olabilir.

Ben meseleye Türkiye genelinden çok Hatay penceresinden bakmak istiyorum.

Özgür Özel döneminde CHP, uzun yılların ardından önemli bir ivme yakalayarak Türkiye’nin birinci partisi konumuna yükseldi. Bu başarı, siyasi tarih açısından kayda değer bir gelişmeydi. Ancak aynı dönemde özellikle bazı belediyelerde yaşanan tartışmalar ve kamuoyuna yansıyan açıklamalar, partiye ciddi siyasi maliyetler de oluşturdu.

Hatay özelinde bakıldığında ise yaşanan sorunların yükü çoğu zaman genel merkezin omuzlarına kaldı. Yerelde yaşanan yönetim sorunları, teşkilatlar arasındaki uyumsuzluklar, parti içi çekişmeler ve seçmenin beklentilerine zamanında cevap verilememesi, siyasete olan güveni zedeleyen başlıca nedenlerden biri oldu.

Aslında Hatay siyasetinin kronikleşmiş sorunları uzun yıllardır değişmedi.

Her seçim öncesi “değişim” vaat edildi; ancak seçim sonrasında aynı isimler, aynı ekipler ve aynı anlayış görevde kalmaya devam etti. Siyasi başarı yerine kişisel sadakat, liyakat yerine yakınlık, toplumun beklentileri yerine dar kadroların tercihleri öne çıktı. Bunun bedelini ise ne siyasetçiler ne de partiler ödedi; bedeli her zaman Hatay halkı ödedi.

Bugün depremin yaralarını sarmaya çalışan Hatay’da vatandaşın beklentisi artık çok farklıdır. İnsanlar slogan değil çözüm, polemik değil proje, kavga değil hizmet görmek istiyor.

Bu nedenle Yeni Parti’nin en büyük sınavı da tam burada başlayacaktır.

Eğer Hatay’da yıllardır siyasetin içinde bulunan ve toplumda karşılığı zayıflamış isimler yalnızca parti rozeti değiştirerek yeniden sahneye çıkacaksa, bunun adına değişim demek mümkün değildir.

Sadece tabela değişmiş olur.

Çünkü seçmen artık isimleri değil, sicilleri değerlendiriyor.

Geçmişte yapılan hatalar unutulmuş değildir.

Yıllarca yalnızca seçim dönemlerinde mahalleleri gezen, seçim bittikten sonra halktan kopan siyaset anlayışı artık karşılık bulmuyor.

Sadece belirli grupların sesini dinleyen, parti içindeki farklı görüşleri dışlayan, eleştiriyi düşmanlık olarak gören anlayış da artık toplum tarafından kabul edilmiyor.

Hatay’ın en büyük kayıplarından biri de nitelikli insanların siyasetten uzaklaştırılması oldu. Birçok genç, akademisyen, iş insanı, sivil toplum temsilcisi ve alanında başarılı isim; fikirleri değerlendirilmediği, söz hakkı verilmediği veya dar ekip siyasetinin dışında bırakıldığı için siyasete küstü.

Oysa güçlü partiler, yalnızca kendilerine benzeyen insanlarla değil; farklı düşünen ama ortak hedefte buluşabilen insanlarla büyür.

Yeni Parti, eski siyasi alışkanlıkları devam ettirirse Hatay’da beklediği karşılığı bulamayacaktır.

Özellikle şu yanlışların tekrar edilmemesi gerekir:

  • Siyaseti birkaç kişinin kontrol ettiği kapalı bir yapı haline getirmemek. Kararlar dar kadrolarda değil, teşkilatın ve toplumun ortak aklıyla alınmalıdır.
  • Aday belirleme süreçlerini şeffaf yürütmek. Halkın benimsemediği isimlerin yalnızca merkezden atanması, geçmişte olduğu gibi yeni kırgınlıklar oluşturacaktır.
  • Liyakati parti içi dengelere feda etmemek. Görevler emek, bilgi ve başarıya göre verilmelidir; kişisel yakınlıklara göre değil.
  • Deprem gerçeğini siyasi söylem olarak kullanmak yerine çözüm üretmek. Hatay’ın artık en çok ihtiyaç duyduğu şey; konut, istihdam, eğitim, sağlık, ulaşım ve ekonomik kalkınmaya yönelik somut politikalardır.
  • Gençleri vitrin süsü olarak değil, karar verici olarak görmek. Mikrofon verilen değil, söz sahibi olan bir gençlik siyaseti inşa edilmelidir.
  • Eleştiriye açık olmak. Farklı düşünen herkesi rakip veya tehdit görmek yerine, eleştiriyi kurumsal gelişimin parçası olarak değerlendirmek gerekir.

Hatay, Türkiye’nin en farklı sosyolojik yapılarından birine sahip şehirlerden biridir. Farklı inançların, kültürlerin ve yaşam biçimlerinin yüzyıllardır birlikte yaşadığı bu şehir, kapsayıcı bir siyaset dili gerektirir. Ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil kucaklayan bir anlayış burada her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.

Deprem sonrası yaşanan ağır travma, göç, ekonomik daralma ve yeniden ayağa kalkma mücadelesi de Hatay’ın siyasi önceliklerini değiştirmiştir. Bugün vatandaşın ilk gündemi ideolojik tartışmalar değil; iş, aş, barınma, güvenli kentleşme ve geleceğe dair umut arayışıdır.

Bu şehirde ülkesini seven, çalışkan, üretken ve sorumluluk almaya hazır çok sayıda genç var. Siyasetin yalnızca geçmişte görev yapmış isimler etrafında şekillenmesi yerine, yeni kuşakların önünün açılması hem partiye hem de Türkiye’nin demokrasi kültürüne katkı sağlayacaktır.

Sadece seçim dönemlerinde hatırlanan değil, gerçekten dinlenen ve karar süreçlerine dahil edilen bir gençlik anlayışı, Yeni Parti’nin en büyük gücü olabilir.

Aynı şekilde, siyaseti kişisel kariyer planına dönüştüren, toplum yerine kendi çevresini büyütmeyi hedefleyen ve kamuoyunda güven sorunu oluşturan isimlerle yola çıkılması da daha ilk günden “eski siyaset geri döndü” algısını oluşturacaktır. Bir partiyi büyüten sadece söylemi değil, kadrolarına duyulan güvendir.

 

Sonuç olarak Yeni Parti’nin önünde iki yol var.

Ya geçmişin alışkanlıklarını yeni bir logoyla sürdürerek kısa süreli bir heyecan oluşturacak…

Ya da gerçekten özeleştiri yaparak, liyakati esas alan, şeffaflığı benimseyen, gençlere alan açan, halkın içinde yaşayan ve hesap verebilen bir siyaset anlayışı ortaya koyacak.

Hatay halkı artık vaatleri değil, samimiyeti ölçüyor.

Çünkü bu şehir yıllardır çok söz dinledi.

Artık sözden çok, doğru insanları ve doğru yönetimi görmek istiyor.

Eğer Yeni Parti bunu başarabilirse sadece yeni bir parti değil, gerçekten yeni bir siyaset anlayışının başlangıcı olabilir.

Aksi halde tabelalar değişse de siyaset değişmeyecek; değişmeyen siyaset ise toplumun değişim beklentisini bir kez daha hayal kırıklığına dönüştürecektir.

 

SON HABERLER