Steven Bartlett’in “The Diary of a CEO” podcast’ine katılan Saylor, servetini artırmak veya korumak isteyenlerin zaman içinde değerini koruyabilecek, arzı sınırlı ve talep gören varlıklara yönelmesi gerektiğini söyledi.
Saylor’ın değerlendirmesine göre bu kategoride ticari gayrimenkuller, özel şirketler, koleksiyon ürünleri, hisse senetleri ve Bitcoin gibi varlıklar bulunuyor.
Konut yatırımında vergi ve bakım yüküne dikkat çekti
Saylor, konut yatırımının yalnızca satın alma maliyetinden ibaret olmadığını belirterek özellikle yüksek emlak vergilerine dikkat çekti. Florida’daki konut piyasasını örnek gösteren Saylor, bazı bölgelerde yıllık emlak vergisinin konut değerinin yaklaşık yüzde 2’sine ulaşabildiğini ifade etti.
Buna vergi dışında sigorta, bakım ve diğer işletme giderlerinin de eklendiğini belirten Saylor, bu maliyetlerin uzun vadede konutun yatırımcı açısından beklenen getiriyi sağlamasını zorlaştırabileceğini savundu.
Bununla birlikte Saylor, konutun uzun vadede nakit para tutmaya kıyasla yine de daha avantajlı olabileceğini belirtti.
Miami Beach’teki evini örnek gösterdi
Saylor, gayrimenkulün uzun vadede nasıl değer kazanabileceğini anlatırken Miami Beach’teki bir araziyi örnek verdi.
Yaklaşık bir asır önce bölgede deniz kenarında bir dönümlük arazinin 10 bin dolar civarında satın alınabildiğini belirten Saylor, aynı büyüklükteki bir arazinin bugün 10 milyon ila 20 milyon dolar seviyesinde bir değere ulaşabileceğini söyledi.
Saylor’a göre geçmişte ödenen 10 bin doların bugünkü satın alma gücüyle karşılığı yaklaşık 100 bin dolar civarında olsa da gayrimenkulün değerindeki artış bunun çok üzerinde gerçekleşti.
Bu örnek üzerinden gayrimenkulün uzun vadeli değer koruma özelliğine dikkat çeken Saylor, ancak konut yatırımıyla ticari gayrimenkul arasında önemli bir fark bulunduğunu savundu.
“Ticari gayrimenkul daha avantajlı olabilir”
Saylor, yatırım amacıyla değerlendirildiğinde ticari gayrimenkullerin konutlara göre daha avantajlı bir yapı sunabileceğini söyledi.
Ticari mülklerde kira gelirinin vergi, sigorta ve bakım gibi işletme giderlerini karşılayabilmesi durumunda yatırımcının mülkün değer artışından daha fazla faydalanabileceğini belirten Saylor, 1 milyon dolarlık bir ticari gayrimenkul üzerinden örnek verdi.
Saylor’a göre mülkün kira geliri işletme maliyetlerini karşılıyorsa, gayrimenkulün zaman içerisindeki değer artışı yatırımcının servet birikimine doğrudan katkı sağlayabilir.
Ancak Saylor, ticari gayrimenkul yatırımının da uzmanlık gerektirdiğini ve yatırımcının bu alandaki dinamikleri iyi bilmesi gerektiğini vurguladı.
Saylor’ın diğer tercihi: Bitcoin
Strategy’nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Michael Saylor, servet yönetiminde Bitcoin’i de öne çıkardı. Saylor’ın Bitcoin’e yönelik yaklaşımının temelinde, varlığın sınırlı arzı ve uzun vadede değer kazanabileceğine ilişkin beklentisi bulunuyor.
Saylor, Bitcoin yatırımını tercih etmesinin nedenlerinden birinin gayrimenkul yatırımı yapmak için gereken vergi, bakım ve işletme uzmanlığına aynı ölçüde ihtiyaç duyulmaması olduğunu ifade etti.
Ancak Bitcoin’in fiyatının kısa sürede sert biçimde değişebilmesi, bu yatırım aracını konut veya ticari gayrimenkule kıyasla çok daha yüksek riskli hale getiriyor. Bu nedenle Saylor’ın Bitcoin merkezli yaklaşımı, yüksek risk toleransına sahip yatırımcılar açısından değerlendirilebilecek bir strateji olarak öne çıkıyor.
Saylor daha önce yüksek miktarda Bitcoin sahibi olabilmek amacıyla kişilerin evlerini ipotek etmesini dahi önermişti. Bu yaklaşım ise Bitcoin’deki sert fiyat hareketleri nedeniyle önemli finansal riskler barındırıyor.
Strategy’nin odağı Bitcoin oldu
Saylor’ın Bitcoin konusundaki yaklaşımı, kurucusu olduğu Strategy’nin yatırım politikasına da yansıyor. Eski adı MicroStrategy olan şirket, yazılım faaliyetlerinin yanında Bitcoin birikimini şirket stratejisinin merkezine yerleştirmiş durumda.
Saylor uzun süredir Bitcoin’i enflasyona ve para birimlerinin satın alma gücündeki düşüşe karşı bir değer saklama aracı olarak değerlendiriyor. ABD dolarının uzun vadede değer kaybedebileceğini savunan Saylor, yalnızca nakit ve tahvil ağırlıklı birikim yapmanın yatırımcıların satın alma gücünü korumasını zorlaştırabileceğini düşünüyor.
Saylor’ın son açıklamaları ise “ev sahibi olmak” ile “yatırım yapmak” arasındaki farkı yeniden gündeme getirdi. Konutun barınma ihtiyacını karşılayan önemli bir varlık olduğunu kabul eden yaklaşım, ancak servet artırma hedefi söz konusu olduğunda yatırımcıların vergi, bakım, kira getirisi ve değer artışı gibi unsurları birlikte değerlendirmesi gerektiğine işaret ediyor.
