ZULME KARȘI ÇIKMAK, MAZLUMDAN YANA OLMAK,BİR AHLAK VE VİCDAN GÖSTERGESİ             

   Bugün, ABD-İsrail’in bütün Orta Doğu’yu cehennem ateşinin içine sürükleyeceği baştan belli olan haksız, hukuksuz ve ahlaksız saldırılarının 28’inci günü. İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı’nın (HRANA) 23 Mart 2026 tarihli açıklamasına göre Orta Doğu’da binlerce insan öldü ve yaralandı. İran’da ölü sayısı 3200, bunların 1406’sı sivil ve 210’u çocuk, 240 kadın. 24 bin 800’ün üzerinde […]

  

Bugün, ABD-İsrail’in bütün Orta Doğu’yu cehennem ateşinin içine sürükleyeceği baştan belli olan haksız, hukuksuz ve ahlaksız saldırılarının 28’inci günü. İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı’nın (HRANA) 23 Mart 2026 tarihli açıklamasına göre Orta Doğu’da binlerce insan öldü ve yaralandı. İran’da ölü sayısı 3200, bunların 1406’sı sivil ve 210’u çocuk, 240 kadın. 24 bin 800’ün üzerinde kiışinin ise yaralandığı bildirildi. Lübnan’da 2 Mart’tan bu yana İsrail’in düzenlediği saldırılarda 1290 kişi hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Lübnan’da 100’den fazla çocuk öldü.

 

Bu da şimdilik bilinen…  Savaş kavramının tanımını aşan ölümler, zulümler… Şehirler yok oldu, hayatlar yok oldu. Hayatta kalanlar için yaşam hiçte kolay olmayacak. ABD, 2003’te Irak işgalinden sonra, İran’a yaptıkları saldırılar ile en büyük imhayı gerçekleştirdiklerini, İran’ın bir daha kolay kolay toparlanamayacağını açıklıyor. Sistemin çöküşünü sağlamaya, iç savaş çıkartıp orta vadede İran’ı irak gibi parçalamaya, mümkün olduğu takdirde de İslami rejimin sonunu getirmeye çalışıyor.

 

Irak Savaşı Vietnam’dan sonraki en büyük felaketti. Bush Amerikalıların sahip olduğu en kötü başkandı. Bugün İsrail’de iktidardaki Yahudi Naziler, ABD Senatörü Van Hollen’in deyişiyle, Beyaz Saray’la Trump gibi bir “aptal” buldular, İran’da ve Lübnan’da ölüm yağdırıyorlar, yakıyorlar, yıkıyorlar.

 

ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi, savaşı başlatırken İran’ın dini-siyasi ve askeri liderlerini hedef alarak ve ülke içinde bir ayaklanma başlatarak kısa sürede sonuç alma hesabını yapıyordu. Sert saldırılar düzenlendiğinde, liderler ortadan kaldırıldığında halk sokağa dökülecek ve rejimi değiştirecekti, ancak öyle olmadı. Şu ana kadar ortaya çıkan tablo bunun tersine işaret ediyor: Dış baskı arttıkça İran toplumunun daha fazla kenetlendiği görülüyor. Bu, İran’ın tarihsel refleksiyle de uyumlu bir durum. İran, bu süreçte sadece askeri bir direnç göstermiyor; aynı zamanda bölgedeki varlığını ve ağırlığını da yeniden hatırlatıyor ve emperyalist bir saldırıya nasıl direnileceğini tüm insanlığa gösteriyor

 

***

Bütün bu hakikatlar can yakıcı gerçekliği ile ortadayken… Sözde 12 İslam ülkesinin dışişleri bakanları 19 Mart günü Riyad’da bir araya geldiler, kocaman bir masanın etrafında. yok yanlış duymadınız.  İsrail/ABD saldırıları değil… İran Saldırıları hakkında toplandılar ve 12’ler bildirisi diye bir Ortak Bildiri yayınladılar. O utanç verici bildiriye ülkemiz imza attı. Metin boyunca suçlanan kişi, suçlanan yer, suçlanan halk İran.  Bir kere katil İsrail’in adı geçmez mi?  Bu kirli ve ahlâksız savaşın baş aktörü ABD’ye bir cümle ile de olsa bir şey söylenmez mi? Bildiride İran’ın füze atışlarıyla olumsuz etkilenen ülkelerin İran’ın sorumluluğuna dikkat çekmeleri anlaşılabilir. Ancak bildiride “Amerika’nın İsrail ile birlikte, hatta İsrail’in güdümünde ilk saldırıyı gerçekleştiren ve halen de saldırgan tutumu sürdüren ülke olarak adının zikredilmemesi” özel bir “koruma“ gördüğünün işareti olarak okunmayı hak ediyor.

 

Bildiriye göre deliren, kafayı sıyıran Körfez Ülkelerine bombalar yağdıran manyak bir İran var. ABD ve İsrail yok. İran’da 4 bine yakın insan ölmemiş. 28 gündür İran ölüm kalım mücadelesi veren bir İran yok. Hadi hayatını kaybeden 4 bin masum insanın hepsini geçtim, bu başları secdeye varan, ahiret gününe inanan Müslüman ülkelerin liderleri, dışişleri bakanları için 28 Şubat sabahı evlerinden çıkıp okullarına giden, ABD ve İsrail’in bombaları ile parçalanan 170 kız çocuğunun, bir cümle ile de olsa hesabı sorulmaz mı? Mısır’da Rabia için gözyaşı dökenler, onu mazlumiyetinsembolü hâline getirenler, aynı hassasiyetinizi İranlı yavrular için niçin devre dışı bırakıyorsunuz? Yoksa onlar Şii’dir diye mi ölü taklidi yapıyorsunuz?

 

Bu konuda yazmak, söylemek istediklerimin alasını AK Partinin kurucularından eski MEB Bakanı Prof. Dr. Hüseyin Çelik kaleme aldığı “Amerika, İsrail ve İran savaşının ahlaki ve vicdani boyutu” başlıklı, çok kıymetli yazısında yazdı (Bkz. : INDEPENDENT Türçe, 23 Mart 2026). Çelik’in şu sözleri duygularıma, düşüncelerime tercüman oldu:

 

“İran bu ülkeleri vurmakta yerden göğe kadar haklıdır. Amerika adeta bu ülkelerin sahibi gibi hareket ediyor. Bu ülkeler kendi topraklarını Amerika’nın garnizonları hâline getirmişse ve Amerika buralardan uçaklarını kaldırıp İran’ı bombalıyorsa veya buralardan İran’a füze saldırısında bulunuyorsa, İran’ın bu ülkelerdeki Amerikan üslerini vurmasına akıl ve vicdan sahibi hiç kimsenin itirazının olmaması lazım. Elbette İran’ın bu ülkelerdeki sivil alanlara saldırma hakkı yoktur ve kabul edilemez.

 

Komşunuz balkonunu düşmanına tahsis etmişse ve düşmanınız buraya kurduğu düzenekle size ateş ediyorsa, sizin ateşin geldiği yeri hedef almanızdan daha tabii bir şey olamaz. Umarım bu savaş, petrol zengini, halkı Müslüman ancak yöneticileri Amerika’ya uşaklık yapan bu ülkeler için büyük bir ders olur.”

Hiç ama, fakat, lakin demeyeceğim. Ben de aynen böyle düşünüyorum. 12 İslam ülkesinin 12 dışışleri bakanı – evlerine, ocaklarına, ne yaptıklarına bakmayıp – utanmadan oturmuşlar ve 28 gündür ölüm kalım mücadelesi veren İran’ın saldırılarını kınamışlar. Yüzsüzlüğün bu kadarı yani…

 

***

Zulme ve haksızlığa uğrayan bir topluluğun yanında durabilmek için söz konusu topluluğun inancını dikkate almak bir ahlak probleminin göstergesidir. İran rejiminin teokratik karakteri dolayısıyla bu ülkenin maruz kaldığı haksız saldırıya aldırış etmemek kadar, oradaki insanların farklı bir mezhebe mensup olması sebebiyle böyle bir konuda en azından tepkisizliği seçmek de ahlak ve vicdan problemidir.

 

İran şii, evet. İran’da Fars damarı da var, evet. Hamas, silâhlı mücadele veren bir yapıydı, evet. 7 Ekim tartışılabilir bulunabilir, evet. Ama tüm bu yapılar, İslâm dünyası dediğimiz coğrafyanın, zaman zaman “Gönül coğrafyamız” denilen dünyanın, kendine özgü şartlar içinde doğmuş paylaşsanız da paylaşmasanız da; bugünkü savaşta ABD/İsrail cephesini desteklerseniz de desteklemezseniz de, sizden bir parça olan yapılardır.

 

İslam ülkeleri arasında, İspanya Başbakını Pedro Sanchez gibi aranan cesur liderlik çık(a)madı. Bu ülkelerin çoğunun satın alındığını, belden bağlı olduklarını az çok tahmin edebiliyoruz. Niye, nereden biliyoruz ? Çünkü bu ülkelerin hiç birI demokrasiye dayanmıyor, çünkü bu ülkelerdeki iktidarlarnının hiç biri seçimle gelmiyor, halk iradesiyle iktidara gelinmiyor. Çünkü koltuklarını, meşriyetlerini ancak “süper güç”lere dayanarak elde edebiliyorlar. İspanya Başbakanı niye bu kadar mert, vicdanlı, namuslu bir tavur tıkanabiliyor ? Demokrasinin zaferi. Çünkü başıma bir şey yaparsam giderim diyor, başka birisi gelir. Burası İspanya. Önemli olan İspanyadır diyor. Bunlar ne yapıyor ? Her biri bir Kırallık, bir Emirlik kurmuş, ülkeyi kendi kendi üzerine geçirmiş, meşrutiyetlerinide “süper guç”lerin soytarısı olmakta bulmuş. Peki Türkiye niye buna dahil oluyor ? Niye bu korkaklığın bir parçası oluyor ?.

 

Türkiye’yi yönetenler bugüne kadar ABD yönetiminden rahatsız olduklarına dair esaslı bir cümle kurmadılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına tepki göstererek “Netanyahu’nun başında olduğu katliam şebekesi, bölge barışı adına, insanlık adına artık derhal durdurulmalı, her ülke bu konuda cesur ve ön alıcı bir tutum sergilemelidir” ifadelerini kullandı ama bir defa olsun “Ey Trump” diyemedi. İran ve Gazze’ye dair genel geçer bir iki cümle dışında; geride kalan hem ABD hem de “dostum Trump” ile son derece uyumlu bir ilişkinin devam ettiği yönünde. Türkiye çok uzun süredir ABD’nin Orta Doğu projesinin gönüllü destekçisi. Yeni konsepte de dahil olduğu ya da daha doğru tanımla Trump’ın Erdoğan’a alan açmış olduğu anlaşılıyor. Saray rejimi ABD eksenli siyasete tam destek verirken karşılığında da Barack’ın deyimiyle “çok istediği meşruiyeti” alıyordu. Barrack, Türkiye’nin ulus devlet yapısını ve toprak bütünlüğünü hedef aldığını açıkça ifade ettiği çözüm sürecinin kaydettiği başarı (!) için Erdoğan ve Dışışleri Bakanı Fidan’ı övüyor. Erdoğan ve Fidan’ın yine sesi çıkmıyor. İktidarı kaybetmek derin endişesi, dün emperyalizme misli görülmemiş bir yenilgi yaşatan Türkiye Cumhuriyeti’ni bugün, emperyalizmin peşinde hızla büyük bir bilinmezliğe sürüklüyor.

 

Ankara’nın taşına bak. Gözlerimin yaşına bak; Uyan uyan, dış politikanın temel ilkeleri tam bağımsızlık, komşularla iyi ilişkiler ve emperyalizme karşı olmaktır dyen Gazi Kemal. Memleketin haline bak!

 

Batı’ya, Doğu’ya, o isme veya bu isme bakmanın kimseye faydası yok. Otoriterliğe karşı yürütülen mücadelenin bir ayağı da savaş karşıtı hareket olmak zorunda. İnsani prensip de, İslami prensip de mazlumdan yana olmayı gerektirir. İran’a ABD/İsrail saldırısına ve İran’ın yok edilmesine karşı çıkmak, İran’ı emperyalizmin saldırılarına açık hale getiren molla rejimini desteklemek değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin “ulus devlet” niteliğini ortadan kaldırmayı amaçlayan emperyalizme karşı tavır almak ve doğal müttefikini kaybetmemektir. Bu nedenle Türkiye ve bölge halkları için emperyalist ve siyonist saldırganlığa karşı mücadele, kendi ülke gericiliğine karşı mücadeleden başlıyor.

 

***

Yazıyı, Büyük Atatürk’ün şu sözleriyle bitirmek istiyorum : Mazlum milletler, zalimleri bir gün mahvedecektir. O zaman yeryüzünden ‘Zalim ve Mazlum’ kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan toplumsal bir yaşama kavuşacaktır !

 

Atatürk’ün bütün öngörüleri zaman içinde hep doğru çıktığı için bu sözlerinin de bir gün gerçekleşeceğine inanıyorum.

Batı’nın İran’la ilgili en büyük yanılgısı, onu hâlâ çözülebilecek bir problem olarak görmesi. Oysa İran bir problem değil; bir durum. Bir tarihsel birikim, bir hafıza.

 

İran’ı değiştirmek isteyenler, önce onu doğru okumayı öğrenmek zorunda.

 

Trump ve Netahyahu hedeflerine ulaşamamıyacaklar. Bundan sonra Netanyahu da hem İsrail’in içinde hem uluslararası alanda zora girecektir. Bu süreç, Washington’un dünyayı tek başına istediği gibi şekillendirebildiği dönemin sınırlarına dayandığını gösterdi. Hani çok kolayda ağzımızdan çıkıveren bir klişe var ya, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyen. Bu sefer bu sözü gerçekten söyleyebiliriz.

 

Elbette hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve evet İran’da rejim bir gün değişecek. Çünkü bu rejimin insanlığa vereceği birşey yok. Aslında değişim tüm dünyada yaşanacak ama ABD eliyle değil. Hatta ABD’de uzak olmayan bir gelecekte mecburen değişecek. Onların da devri bitti.

 

Bölgedeki ülkeler ABD ve İsrail yancılığı yapmayı bırakıp Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni örnek almalıdır. Zaman yitirmeden tam bağımsız, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne dayanan, demokratik, laik devlet düzenine geçmelidirler.

 

Prof. Dr. Garip Turunç – Bordeaux (Fransa) Üniversitesi ve İstanbul Galatasaray Üniversitesi Em. Öğ. Üy.Bordeaux,

Cuma 27 Mart 2026

 

Exit mobile version